Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
"Sizin hiç anneniz öldü mü" diye sorulur mu?

Emrah Sezgin'e verdiğim yanıtta Konfüçyüs'un sözü şöyle olacaktı: "Her kim biliyor ve bildiğini biliyorsa o akıllıdır onu takip et. HER KİM BİLMİYOR VE BİLMEDİĞİNİ BİLİYORSA O MASUMDUR ONA ÖĞRET. Her kim bilmiyor ve bilmediğini bilmiyorsa o aptaldır onu yok et"

31 Aralık 2007 21:44
Sultan Selim'in küpesi

Bu konu tarihçileri uzun zamandır düşündürmektedir. Sizin yazısını aynen aldığınız İskender Pala prof.umuz da yazısını "İbn-i Âbidin, Redd’ül-Muhtâr, c. VI, sh. 420; Heyet, Resimli-Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi, İstanbul 1958, c. II, sh. 717, 719, 725, 731, 739, 788; Gönenç, Halil, Günümüz Meselelerine Fetvâlar, İstanbul 1983, c. II, sh. 164; Dirier, Ayten, “Yavuz Selim Küpeli miydi?”, Zafer Dergisi, Haziran 1995, sayı 222, sh. 28-29; Kuşoğlu, M. Zeki, Tılsımdan Takıya, İstanbul 1998, sh. 52 vd.; Bardakçı, İlhan, Tarihten Bugüne 1982, İstanbul 1983, sh. 121-122." gibi kaynaklardan aynen almıştır. Fakat unutulmaması gereken Selim'in böyle bir kıyafetinin olup olmadığını kesin olarak bilmememizdir. Olma olasılığı daha fazla. Neden mi? Bir Saray edebiyatı olan Divan Edebiyatı İskender Pala Prof.umuzun uzmanlık alanıdır. "Divan Edebiyatı Beyanındadır" gibi bir eserle, Saray'da yaşanan eşcinselliği İskender Pala Prof.umuz bizlere armağan eder mi acaba?

23 Aralık 2007 12:26
Mustafa Kemal, Nazım Hikmet ve Deniz Gezmiş

Bağımsızlık, eşitlik, sömürülmeyen insanlar, kültürlü bir halk, yobazlığa varmayan dini inançlar, dini duyguları tarikat liderlerince sömürülmeyen inanan insanlar, düşünmekten korkmayan bir toplum, kadınlarının horlanmadığı ikinci sınıf insan işlemi görmediği halk, vatan topraklarını sevgiyle bağrına basma, her türlü emperyalizme karşı çıkış, vatan topraklarına bütün halkın eşit şekilde sahip çıkması, yoksul çocukların cephelerde, varlıklı çocukların ABD barlarında yaşaması olmayan bir toplum hepimizin düşüncesidir. Ortak yanlar bunlardır işte. Ayrıca, Mustafa Kemal, sosyalist sistemin kurulmama nedenini de çok güzel açıklamıştır: " Bizde burjuva sınıfı da yoktur, proletarya sınıfı da". Ah Umut kardeşim ah! Uğur Mumcu dostumuzun güzel bir sözü kaldı yadigâr: "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak". Yorumunuza teşekkür ederim. Ancak, komünizm ve sosyalizmi bir okuyun. Mustafa Kemal, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş'in eylem amaçlarını maddeler halinde sıraya dizin. Göreceksiniz ortak yanlar

22 Aralık 2007 11:56
Mustafa Kemal, Nazım Hikmet ve Deniz Gezmiş

Mustafa Kemal hep komünizmden söz etmiş, sosyalizmi yermemiştir. Sizce Mustafa Kemal ikisi arasındaki ayrımı bilmiyor muydu? Ne Mustafa Kemal zamanında ne de bugüne kadar dünyada komünist sistem denenmedi. Fakat sosyalizmin o tarihlerde bir ideali vardı: Anti-emperyalist olmak; üretim araçlarının üretende olmasını sağlamak; din de dahil insanı sömüren herşeye engel olmak; devletçi olmak; kalkınmayı işçiden ve köylüden başlayarak sürdürmek; kültürlü ve tam bağımsız insanlar yetiştirmek. Bugün geldiğimiz noktaya bakın: Ulusal gelirin % 80'ni nüfusun % 20'si paylaşıyor. Ulusal gelirin kalan % 20'sini ise nüfusun % 80'i paylaşıyor. Mustafa Kemal, Nazım Hikmet ve Deniz Gezmiş gibi düşünen insanlara bu tablo kapitalizmin vahşi yüzünü göstermektedir. Bu üç insan gibi düşünen herkes bu tablo karşısında utanç duymalıdır. Onlar, şimdiki Maliye Bakanı gibi "Ayağınızı yorganınıza göre uzatın" dememişlerdir. İnsanlara gereksinimleri kadar yorgan vermenin savaşımını vermişlerdir. Başka ortak nokta?

22 Aralık 2007 11:41
Mustafa Kemal, Nazım Hikmet ve Deniz Gezmiş

"Üçü de emperyalizme karşı savaşmışlardır" diyor sonra da "başka ortak yanları yoktur" diyorsunuz. Siz Nazım Hikmet'in, Mustafa Kemal hakkında aykırı bir şiir yazdığını gördünüz mü? 1931 Yılında Nazım 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 1.5 yıl yattı ve Cumhuriyet'in 10 yılı nedeniyle çıkan aftan yararlandı, özgürlüğüne kavuştu. Mustafa Kemal vefat edinceye kadar da bir daha mahkum edilmedi. Ta ki 29.12.1938 yılına kadar. Bu tarihte 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırldı. 1950 yılında affedildi. Deniz Gezmiş'in de Mustafa Kemal ve Nazım Hikmet'e karşı söylediği bir tek söz yoktur. Nazım Hikmet Kuvay-ı Milliye adlı destansı eserinde şöyle anlatır Mustafa Kemali: "sarışın bir kurda benziyordu. ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak kocatepe'den afyon ovası'na atlıyacaktı." Daha ne ortak yan arıyorsunuz? Mahalle kahvesinde pişti mi oynasınlar?

22 Aralık 2007 11:29
Sanatta pornografi ve görüntü ilişkisi

Batı sanatında en ideal kadın vücudu güzelliklerin en güzeli olarak betimlenirken, erkek vücudu da klâsik Yunan heykelciliğinden bu yana Tanrı Apollan örnek alınarak yapılagelmiştir. Hiçbir Batılı ressam "Resmimi erkeklere sunmak için yapıyorum" diye düşünmemiştir. O ressamların tek düşündüğü sanata olan saygıdır. Onlar, kadın vücudundaki güzelliği görmüştür. Kadın vücudundaki uyumu doğanın yarattığı bir şahaser olarak gören sanatçılar bu güzellikleri tuallerine aktarmışlardır. Nasıl olur da biz bu sanatçılara "Erkeklere bakan kadın resimleri yapmışlardır" deriz? Sinemadaki pornografiyi ve erotizmi ayıran ise çok kalın ve belirgin bir çizgidir. Sinema nihayetinde bir ticari kaygı taşıdığından elbette fragmanında "en çarpıcı" sahneleri gösterecektir. Ancak, plastik sanatlar ile sinemanın yarıştığı kulvar da farklıdır, ulaşmak istediği izleyici de. Keşke bu iki sanat dalındaki erotizmi-pornografiyi ve çıplaklığı ayrı ayrı yazsaydınız.

21 Aralık 2007 22:25
Sanatta pornografi ve görüntü ilişkisi

"Pornografi" dediğimiz şey, hepimizin anladığı anlamıyla, cinsel ilişkiyi en yakın plandan ve hiçbir sanat kaygısı taşımadan yansıtan her türlü görüntüdür. "Erotizm" ise bir cinsel ilişkiden çok, genellikle kadın vücudunu sanat kaygısı güderek görüntüleme işidir. Fakat, resim sanatındaki yapıtları "çıplak kadın" olarak görmemiz yanlıştır. Böyle düşünürsek heykel sanatındaki erkek ve kadın eserleri de "çıplak" olarak görmemiz gerekir ki, bu sanattan ne kadar anladığımızı ortaya koyar. Bilindiği gibi özellikle Batı sanatında kadın bedeni hem heykelde, hem de resimde kullanılmıştır. Kadın vücudu dünyada ender rastlanan güzellikteki yaratılardan birisidir. Venüs heykeli bilindiği gibi en ideal kadın vücududur. Batılı resamlar da işte bu yoldan giderek kadın vücudunu estetik bir obje olarak ele almışlardır. Kimi banyodan yeni çıkmış kadını resmetmiştir, kimisi yatağında uyuyan bir kadını. Fakat, bunlar "erkekler için yapılmıştır" demek, sanatçıya karşı yapılmış çok büyük ayıptır.

21 Aralık 2007 22:07
İstanbul' un Fethi

Yazmış olduğum şiir "Tarihi İstanbul" adlı 1968 yılında yayınlanmış büyük boy bir kitaptan alınmıştır. Ayrıca, Fatih Sultan Mehmet'in son dakikaları ile ilgili değişik konulara bu kitapta rastlarsınız. Kitabın iç sayfasında "Bu eser 25 Türk tarihi, Sanat ve Türkoloji uzmanı tarafından hazırlanmıştır" diyor. Büyük bir olasılıkla baskısı bulunmaz. Benim arşivimde bir tane var. Bu yalnızca bir tek kaynak. Fakat, güvenilir bir kaynak. Olur da ilgilenirseniz bu sayfaları size fotokopi çekerek yollarım. Bunun yanında bu konuyla ilgili kaynaklara ulaşmak için Feridun Dirimtekin'in İstanbul'un Fethi adlı 1976 yılında Turing ve Otomobil Kurumunu'nun yayınlamış olduğu kitabın arkasındaki bibliografyadan yararlanabilirsiniz. Şaşıracağınız bir şey daha, Fatih İstanbul'u fethettikten sonra kendisini Roma Şark İmparatoru ilan etmiştir. İstanbul şehri de uzun yıllar Contantinapolis olarak anılmıştır. Yazacak ve şaşıracak o kadar çok şey var ki.

09 Aralık 2007 14:55
Boozaa bozacıııııı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay olunca, bakanlık yayınevince birbirinden güzel kitaplar yayınlanmaya başlandı. Günay'ın eski solculardan olması sanırım bizlere kitap yoluyla yararlı olacak. İşte, "Acısıyla Tatlısıyla Boza" adlı bir kitap yayınlandı. Ahmet Nezihi Turan editörlüğünü yapmış bu kitabın. Kitapta değişik ülkelerde bozanın yapılma tarifleri de var. Kitap büyük boy, lüks kağıda basılmış. Etiket fiyatı 22 Ytl. Bakanlık yayınevleri % 25 iskonto yapıyor. Boza ile ilgilenen ve bozanın tarihini öğrenirken, aslında bir ülke tarihini de şık fotoğraflarla öğrenmek isteyenler için güzel bir kitap. Bakanlık 2000 adet basmış kitabı. Yakında baskısı tükenir. Bir daha basmak belki de kısmet olmaz. Kültür Bakanlığı yayınevine giderseniz, Ertuğrul Günay bakanlığı döneminde basılan kitapları mutlaka görün. "Kapalıçarşı" ve "Mevlana" prestij kitapları da yayınlanmış. Bu olanağı sağlayan Ertuğrul Günay'a teşekürler. Lütfen, güzel kitaplara devam edin.

02 Aralık 2007 17:51
Evim evim güzel evim...

Şöyle demiş Konfüçyus: "Bana bir oda verin, kitaplarla ve çiçeklerle dolu." Demek ki her devirde insan bir evi olsun istiyor. Evin içini dilediğince dekor etmek ev sahibine kalmış. Siz anlatırken ben de düş kurduğunuz evinizin içini gözlerimin önüne getirdim. Güzel olacak. Ama, kitaplarınızı unutmuşsunuz. Bakın ben evimdeki bir odaya giremiyorum. Çünkü o odada kitaplarım oturuyor. Şimdilik koridora da yayıldılar. Bu gidişle evi onlara bırakıp gideceğim. Gerçekten insanın vazgeçemeyeceği alışkanlıkları var. Örneğin 500'ü aşkın VCD, 100'ü aşkın DVD, 50'yi aşkın beta kasette kayıtlı filimlerim; 300'ü aşkın müzik kazetim; 100'ü aşkın müzik CD'm; 10'u aşkın özgün el yazması hat levham; tabi ki 3000'i aşan kitabım olmadan bir ev de düşünemem, bir yaşam da. Ne diyelim: Allah herkese gönlünce versin.

02 Aralık 2007 17:40
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3217
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster