Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Akrabalar mı? Akbabalar mı?

Öncelikle şunu söyleyeyim ki anne tarafına meyilli olmak şüphelendiğin gibi sadece sana özel bir durum değil. Hele ki anneannemi kaybettiğim bugünlerde ben daha da derinden hissediyorum.  Gördüğün gibi ben dahil çoğu kişide durum böyle. Peki neden? Ben de bilmiyorum; bu bir gizem:) Akraba-akbaba ikilemine gelince, günümüzde akrabalık ilişkileri birçok ailede ancak geleneklerin ayakta tuttuğu bir hal aldı ne yazık ki... Aile büyüklerimize saygı bir yana ben akrabalık bağına inanmıyorum, kişilere bireysel bakmak ve ona göre değerlendirmek en sağlıklı tutum gibi. Yeri geldiği zaman aynı kandan kişilerle kanlı olduğumuz gibi bazen öyle bir 'elalem' çıkıyor ki karşımıza kan kardeşi oluveriyoruz onunla. Dediğin gibi sabır ve saygı yeterli, sevgi içinse biraz olsun emek gerekli.

15 Eylül 2007 05:23
Aşk ve deniz...

Gerçekten de aşk nesnesinden çok sahibiyle alakalı bir duygu olduğundan bir kere geçirilen ağır bir hastalık gibi ikincisini bazen bünyemiz kaldıramayabiliyor. Bunun korkusuyla 'aşk tutkudur, sevgi gerçektir' cümlelerine sığınıp, bir hastalıktan korkan antibiyotik bağımlılarına dönüyoruz. Ne kadar koruyabiliyoruz kendimizi? Orası tartışılır... 

14 Eylül 2007 03:02
Ailemizin beşinci kişisi

Yakın bir tarihte ben de anneannemi kaybettim. Bir süredir hastaydı gerçi ama insan nedense hastalığı geçip gidecek yine hep yanında olacak sanıyor.  Oysa geriye zihinde yankılanan, söylenmemiş,ertelenmiş ve bir daha da asla söylenmeyecek kelimeler kalıyor. Hala yanımızda olan sevdiklerimizle daha verimli vakit geçirmemizi sağlaması bu durumun tek olumlu yanı belki de.

13 Eylül 2007 01:53
Pandora'nın umudu

İlişkilerde kadınların erkeklerle kıyaslanamayacak denli karmaşık olduğuna katılıyorum. Bu olumsuz olmasının aksine daha tutarlı ve içgüdüsel bir sevginin işareti sanırım. Kadınların kendini kanıtlama çabası bilindiği gibi mitlere değil ne yazık ki toplumun yüzyıllarca ataerkil yol almasına dayanıyor. Geleneksel köyler yerini bireysel şehirlere bırakınca kadınlar da kendilerini gösterecek fırsatı buldular. Savaşlarla geçen yüzyılın tarihe en olumlu katkısı buydu belki. Mitte bahsedilen 'umut', bu anlaşılma, kendini ifade edebilme umudu olabilir mi? Yayılan kötümserlik ve kötü düşünceler de ikinci sınıf insan sayılmanın sıkıntısından doğuyor bu durumda. Bu yazgıya(!) göre davranmak 'basit' kadınları 'cazip' kılıyor. Bu yazgıdan sıyrılanlaraysa "karmaşık" denilip uzak kalınıyor.  Burada sorun, erkeklerden ve 'karmaşık' kadınlardan ziyade yüzlerce yıllık önyargıları sorgusuz kabullenip erkeklere boyun eğen 'basit' kadınlarda sanırım. 

13 Eylül 2007 01:10
Yolculuk nereye?

Şu aşamada artık yapacak bir şey yok, bir dönem yapılabilirdi belki ama kimsenin 'sağının solunun' belli olmadığı o dönemde yol katedeceğimize daha da geriledik.. artık daha kalabalık mitingler de düzenlesek, o çok övündüğümüz dünyanın en büyük Türk bayrağından iki tane daha da yapsak oyun çoktan başladı ve çok da uzun olmayan bir süre sonra bitecek. Ama her bitiş (yıkılış?) beraberinde yeni koşulları, yeni ve daha güçlü bir başlangıç fırsatını da getirir. Şimdilik sadece izleyeceğiz, göreceğiz, düşüneceğiz.. sırası bize geldiğinde de eyleme geçerek yeni oyunda yerimizi ona göre alacağız. Bu yazdıklarımdan iyimser mi yoksa karamsar bir tablo mu çıkıyor bilmiyorum ama tek çözüm bu sanırım?

09 Eylül 2007 21:29
Bir ömüre bir an, Pollyanna kıskan!

Gerçekten öyle... mutluluk, hedef değil bir zaman sonra o hedefe giden yol oluyor... hedefin önemi kalmıyor... o yolda çekilen acı, "mutsuzluk" dahi yaşama enerjisi veren bir kaynak olabiliyor; yaşama enerjisiyle dolmak, mutluluğun (biraz romantik de olsa) en geçerli tanımlarından değil mi zaten?

09 Eylül 2007 03:09
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 362
Kayıt tarihi
: 02.09.07
 
 

Yazmakla yaşamak arasında gidip gelen kişi hikaye yazar, uyarlama yapar roman sahibi ermeni lafların..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster