Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Rehberabi

Selda hanım, amacım sizi gururlandırmak veya iltifat etmek değil zaten bunu anladığınıza eminim.İlk andan beri duygusal zekanızın gücü, ilkeli ve iddialı tavrınız, yaşınıza rağmen(bilmesemde tahminen) olaylara derin bir olgunluk içinde bakmanız/bakabilmeniz, ifade gücünüz, toplumsal konulara karşı duyarlılığınız, hedeflerinizin olması dikkatimi çekti.Sizinle diyalog halinde olmamın temel nedeni bu.Çünkü inanın artık 30 yaşında da insanlarımız kot ve tişört muhabbeti peşinde, elbette eğlence olacak, elbette basit konular da çoğu zaman gerekli, ama mücadele edebilecek, ilkeli duruşa sahip, lider ruhlu insanlar da gerekli, hele de böyle bir olumsuz toplumsal koşullarda.Sizi tanımıyorum ama kelimelerin dili olduğuna inananlardanım ve kelimeler çok şey söyler, tabiki bu dili bilene.Ben 33 yaşındayım ama kendi yaşıtlarım bile "şu mankenin" kıyafeti "bu filmin şurası" muhabbeti yapıyorlar.Nerde idealler? nerde çalışma? nerde çaba? nerde ince ruh? nerde sevgi? nerde diyalog?

15 Mart 2009 11:46
CEVAP

Çok haklısınız, eğlence zamanında bolca eğlenip iş zamanında da hakkıyla çalışmayı öğrendiğimiz zaman birçok şeyi halletmiş olacağız sanırım. İdealistlik, çalışma, ince ruh, çaba bu ülkenin şartları söz konusu olduğunda başka değerler altında ezilip kalıyor.

20 Mart 2009 21:50
Rehberabi

Neden en çok zararı siz görüyorsunuz ki, sonuçta bu sistem sorunu ve siz tek başınıza değiştiremezsiniz olumsuzlukları.Sadece bu uğurda mücadele edersiniz o kadar. Bir noktadan sonra da idealiniz kalmaz ve "alışma" ve "kabullenme" sürecine girersiniz.Değiştirecek o kadar çok şey varki herbirini bir kez düşünsek 24 saat yetmez. Önemli olan kendi bulunduğu meslekte ve konumda insanın kendine karşı dürüst olması ve işinin gereğini yapması. Şunu unutmayın ki ilk ödülü insan kendine verir, sonra ona herkes ödül verir. İsyan etmeden, sabrederek, inanarak, azmederek çalışan insanlar için kötü giden şeylerin değiştiğini görmek hayal olamayacak kadar küçük şeylerdir. Çoğu insan üniversite mezunu olmasına rağmen dilekçe yazmayı bilmezken sizin yaşınız kadar dilekçe yazmış olmanız dahi geleceğinizin parlak olduğunu müjdeliyor.

12 Mart 2009 11:54
CEVAP

Yazdıklarınız için teşekkür ederim, beni gururlandırıyor çünkü. Haklısınız. Her şeye rağmen işini düzgün yapmaya çalışan kişiler, hizmet verdiği insanlardan bunun karşılığını alır. Bu dış etkenleri, ne kadar moral bozucu olsa da görmemekte fayda var. Ama bazen öyle bir oluyor ki her şey birbirinin üstüne geliyor, işte o zamanlarda tutamıyorum kendimi. Bir de şu var, konuda eğitimsiz kişiler hemen farkettiriyor kendini, hastalar bile güvensizler, bu da demek oluyor ki bu durum böyle devam edemeyecek, hak edene hak ettiğini vermek zorunda kalacaklar. Burada da yine sizin dediklerinize geliyoruz "isyan etmeden, sabrederek, inanarak, azmederek çalışan insanlar için kötü giden şeylerin değiştiğini görmek hayal olamayacak kadar küçük şeylerdir."

14 Mart 2009 19:11
Rehberabi

İnsan üniversite tercihi yaparken hangi bölümle neyi hedeflediğini tam olarak bilemiyor, aynı şey okul bittikten sonra işe girerken de geçerli.Ancak işe girip işinden de memnun olunca iyiki bu mesleği seçmişim diyor veya işinden memnun değilse isyan edebiliyor.İşinizden memnun görünüyorsunuz ama çok sayıda meslektaşınız da işsiz. Hatta şu an doktorlar dışında hemen hemen tüm sağlık mesleklerinde biraz işsizlik var. Nöbeti veya tüm zamanlarda çalışmaya ses çıkarmayan hemşirelerin iş sorunu yok sadece, oda nereye kadar. Diğer yandan yeni mezunlarda ideal yok hedef yok, hedefi olanın da referansı yok, kendini anlatamıyor bu nedenle de durum biraz karamsar oluyor. Sizin meslek bayan mesleği mi? hemşirelik gibi galiba, erkeklere çok uygun değil siye tahmin ediyorum.

11 Mart 2009 11:52
CEVAP

Yoo, tam tersi el ile uygulama yapılacağı için erkek gücü çok işe yarıyor. Kadınlar belki biraz daha fazladır ama hemen hemen eşit sayıdayız. Ben bu mesleği isteyerek seçtim, severek de yapmaya çalışıyorum, hatta aynı puanla elektrik elektronik ya da bilgisayar müh.e girebilirdim ama girmedim sevdiğim işi yapıcam diye, şükür ki bizim mesleğimizde işsiz olmadığı gibi KPSSye girmek bile atanmak için yeterli oluyor. Ama her gün bir genelge yayınlanıyor ve biz ordan oraya savruluyoruz, şimdi 5 aydır bizim işimizi lise mezunlarına yaptırıyorlar. 5 aydır uğraşmaktan ve dilekçe yazmaktan canımız çıktı, ama dün itibariyle bıraktım. Nasılsa yüzlerce insan sakat bırakılmadan ve yakılmadan düzelmeyecek bu durum. Dünya profesyonel mesleklere önem verirken biz genelge ile alaylılara tedavi yaptırıyoruz . O kadar çok yanlış uygulama yapılıyor ki hastalara iyi gelmeyeceği gibi daha fazla zarar veriliyor ama bunlara göz yummak zorunda bırakılıyorum, yummadığım için de en çok yaralanan yine ben oluyorm

11 Mart 2009 19:28
Rehberabi

Anladım sizi, hem de çok iyi anladım.Ama şu varki teknik teknik anlatmışsınız ya tıbbi olayları, ben sosyalci olduğumdan(kamu yönetimi) pek anlamadım, sadece konunun ne olduğunu anladım o kadar.Özünde bakılırsa dediğiniz doğru, ana disiplinlerde yan disiplin ve aşırı branşlaşma doğru değil hepsi birbiri ile uyumlu ve dengeli olmalı. Kariyerinizin başlarında olmanıza rağmen konulara hakim olduğunuz belli. Günümüzde sizin jenerasyon taba çizme ve ona uyumlu çanta muhabbeti yapıp geçiriyor günlerini.Ne eklem ne bel fıtığı bunları anlamazlar.

09 Mart 2009 22:03
CEVAP

Evet, branşlar arasında denge olmalı. İnsan makina gibi değerlendirilmemeli, tek derdim bu, yani vicdani ve etik açıdan. Sağlıkta her branş birbirini tamamlar, biz insanlara hizmet vermek için yetiştik. Ortopedik ameliyatlardan sonra da, mesela kalça, diz protezi gibi, ya da kişinin kolnun, bacağının kesildiği durumlarda doktorun işi ameliyatla biter, ardından ara ara gelir ve hastayı kontrol eder, ama hastayı yeni durumuna alıştırmak yani ayağa kaldırmak, yürütmek, proteze uyumumu sağlamak fiziksel açıdan bizim, psikolojik açıdan psikologların görevidir. Yani doktor görevini yapar hasta yeni durumuna alışmada bizlere bırakılır. Tabi arada hastaya emek veren hemşireler ve tekniker/teknisyenler de unutulmamalı. Ancak 15 günde bir yayınlanan tebliğler nedeniyle oyuncağa döndüğümüzden, ve tabii ki meslek yasamız olmadığından Türkiye'de verimli hizmet veremiyoruz. Birçok hasta da bu eksik hizmetin çilesini çekiyor. Umarım bir gün düzelecek ama bakalım ne zaman...

10 Mart 2009 19:24
Rehberabi

Anlıyorum dediklerinizi, ama bu defa şu çıkıyor anlattıklarınızdan, sizler aslında teknik-sosyal ayrımı da yapıyorsunuz.Şöyle ki; fizik tedavi ve reh. uzm. doktorluk ile fizyoterapistlik ayrımı ve psikatr ile psikolog ayrımı, hukukçu ile hukukçu olmayan ayrımı gibi, ilaçla klinik çözüm ile sosyal çözümcüler ayrımı. Ama şuda var ki, aslında ayrışmaktan ziyade özgün ve tamamlayıcı düşünmek lazım. Herkese ihtiyacımız var ve herkesin işi ve görevi ayrı.Kimse kimseye rakip değil. Unutmayınız ki fizik tedavici doktorlar olmasa sizin alan da gelişmezdi ve bölümünüz dahi kurulmazdı. Diğer yandan şu anda krizden etkilenmeyen tek sektör özel sağlık sektörü, hatta daha da büyüyor. Geçenlerde çok sayıda ilan gördüm, her dalda personel aranıyordu.

08 Mart 2009 22:43
CEVAP

yanlış anlatmışım sanırım. Tam tersi aslında. Ayrım yapmıyorum, manuel tedavi ya da rehabilitasyona ihtiyacı olmayıp medikal ve elektro tedavisi ile iyileşen hastalar var, ama bunlar sadece ağrısı olan hastalar. benim manuel tedaviden kasdettiğim donuk omuz, ya da kontraktür dediğimiz eklem yapışıklığı sonucu eklemini hareket ettiremeyen hastalar, psikolojikden kastım da depresyon gibi ancak konuşarak seanslar halinde çözülebilecek hastalıklar. Sağlık bir ekip işidir, bir bel fıtığı mesela, hem ortopedist, hem nörolog, hem fiziatr, hem fizyoterapist, hem psikolog, hem diyetisyen hem de ilgili teknikerler görür. İnsandan bahsediyoruz, motor değil ki bu bujisi bozulduğunda götürürsün tamirciye alır bujiyi değiştirir araba düzelir. Ama insanda tek bir bölge ağrısa bile sistemik sonuçlar görülür. Yani hasta her yönden değerlendirilmelidir. Bizim meslek tanımımızda da yazar zaten uzman hekim tarafından tanısı konmuş hastalıkların tedavisini yapar diye.

09 Mart 2009 19:55
Rehberabi

Eminim bulunduğunuz yerde ezber bozmuşsunuzdur.Zaten yazılarınızdan etkin ve güçlü bir kişiliğiniz olduğu anlaşılıyor.Ancak hayatta her alanda olduğu gibi bu alanda da "ölçek" sorunu var.Yani yerel ölçekte, kendi çevrenizde, kendi işyerinizde bazı alışkanlıkları yıkmış olmanızla genel ve makro düzeyde çözüme hizmet edilemez.Sağlık alanı malesef meslekler hiyerarşisinin cenneti olan bir alan.Örneğin tıpçı olmayan başhekim olamıyor.Birde fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı denen bişey var siz o meslektenmisiniz?

07 Mart 2009 22:09
CEVAP

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı tıp eğitimi sonrası bu konuda uzmanlaşan kişiye deniyor. Ben 4 yıl fizik tedavi ve rehabilitasyon eğitimi sonrasında fizyoterapist oldum. 5000 den fazla meslek mensubu var Türkiye'de bunun 2000 tanesinin bir şeyleri düzeltmeye çalıştığını varsayarsak ki derneğimizle olan iletişimimizde bunu görüyorum, ve bu fizyoterapistlerin günde aldığı yaklaşık 20 hastanın 10 tanesi bilinçlenirse iyi bir kitleye ulaşıyoruz demektir. Bizimle benzer sorunları paylaşan meslekler arasında psikologlar ve diyetisyenler de var. Artık insanlar psikolojik bir sorun yaşadığında ilaç kullanmak yerine psikoloğa gitmeyi tercih ediyor, ya da her hangi bir sebepten dolayı beslenmesini düzenlemesi gereken kişiler diyetisyenlere başvuruyor. Benzer şekilde fiziksel sorunu olan kişilerin de ilaç ya da elektrik tedavisi yerine manuel terapi ve rehabilitasyon uygulamalarına ihtiyacı vardır. Tek isteğimiz almış olduğumuz eğitimi hakkıyla uygulayabilmek, inşallah başarılı olacağız...

08 Mart 2009 12:37
Rehberabi

Sağlık alanında doktorlar(hekim) ve diğerleri (doktor olmayanlar) var. Sağlık alanı mesleklere karşı çok acımasızdır.Kurmaylar ve kurmay olmayanlar olmak üzere ayırır meslekleri, hatta doktorluk dışını "meslek" saymaz. Diş hekimi, eczacı, fizik tedavici, diyetisyen, teknisyenler, hemşireler, radyofizkçiler vs. ağzıyla kuş tutsa yarım doktor kabul edilmezler. Bu alanda mücadele vermek de bence zordur hatta imkansızdır, çünkü toplum sağlık=doktor ezberini çok sevmiş durumda...

06 Mart 2009 23:31
CEVAP

Ben bunu çalıştığım yerde az da olsa yıktım diyebilirim size. Artık bazı insanlar merkezimizi randevu almak için aradığında fizyoterapist Selda hanımdan diyorlar, bu çok gurur verici bir şey. Hatta doktora gidip bana artık elektrik vermeyin orda fizyoterapistler var onlara gönderin diyenler bile var. İnsanlar kendilerine neyin iyi geldiğini yaşayınca çok güzel öğreniyorlar. Evet sağlık alanında ezberi bozmak çok zor, hele ki Sağlık Bakanlığı'nız bir Doktor Bakanlığı gibi çalışıyorsa, ama imkansız olmamalı. Tedavi sadece vücuda kimyasal medikallerin verilmesinden ibaret olmamalı, dünyada böyle değil çünkü. Tabi ki ilaç, operasyon gibi uygulamalar çok önemli ama istisnai durumlar hariç son çare olarak kullanılmalı bence. Saygılar...

07 Mart 2009 18:21
UFUK KESİCİ

yorumunuz içi teşekkür ederim.... Sağ olunuz

17 Kasım 2008 14:30
Deniz NAZIM

merhaba.kendin bu kadar kızma. sen aslında belki farkında belki olmadan, El bakara suresinin ve peygamberimize geln ilk vahiy olan"oku" emrine sadık kalmışsın. zaten ayet diyorki "Memfeat ve aldatma bakımından bu dünya hayatının hali gökten indirdiğimiz bir yağmur damlasına benzer" yunus 24. ayet. yani elinde zanaatin olurrsa kimseye muhtaç olmazsın ben imam hatipli felan değilim bu arada. hayatın gözlerin kadar güzel olsun. Deniz nazım

15 Ekim 2008 22:08
CEVAP

Çok teşekkür ederim mesajınız için gerçekten... Artık ne yapacağımı şaşırdım hep kendime daha iyi olabilirsin diyorum sürekli bir şeyleri araştırıyorum. Hastalarımda çok güveniyorlar bana ama maalesef ben Türkiyede yaşıyorum ne yapabilirim.

16 Ekim 2008 13:15
Ahmet YILMAZ

Milletçe ortak sevinçlerimizi paylaşabileceğimiz özel günlerdir bayramlar… Müşterek duygularımız çoğaldıkça ve bu duygulara yürekten katıldıkça, gerçek bir millet olabiliriz. Bayramın tadını, onu iliklerimize kadar bütün benliğimizde hissetmezsek çıkaramayız ki… Bizi bize bağlayan ve sayıları artık oldukça azalmış olan ortak değerlerimizi yıpratmak yerine, birbirimize kenetlenmemize yardımcı olacak değerler yaratmaya gayret etmeliyiz. Bu duygularla bayramınızı kutluyor, size, ailenize ve bütün milletimize, bayram tadında ve güzelliğinde bir hayat diliyorum. Selam ve saygılarımla…

28 Eylül 2008 15:36
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 3271
Kayıt tarihi
: 15.09.07
 
 

Fizyoterapist & Osteopat & klinik pilates mat 1 eğitmeni & PNİ öğrencisi Bir sağlıkçı olarak Türk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster