Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '13

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
5266
 

Bugünün Saraylısı üzerine...

Bugünün Saraylısı üzerine...
 

ATV’nin yeni dizisi Bugünün Saraylısı için başladığı ilk hafta yazmak nasip olmadı. Aslında şimdilerde yeni dizileri hemen yazmıyorum. İlk bölümden belli olmuyor çünkü bazen.. Ama bazı diziler de hemen ilk bölümden kendini gösteriveriyor.

Bugünün Saraylısı tanıtımlarını izlerken oyuncu kadrosu ile dikkatimi çekmişti. Ama ne yalan söyleyeyim, dizinin ilk iki bölümünü izledikten sonra, beni çok heyecanlandırmadığını fark ettim.

Dizimiz yine kitaptan uyarlama. Okumadım ben Bugünün Saraylısı kitabını. Aman iyi ki de okumadım zira kitaptan uyarlama diziler konusunda çok başarılı değiliz. Senaryonun başı ile sonu arasında dağlar kadar fark oluyor malum. Değil kitabı okuyanlar, yazarı bile kendi romanını tanıyamaz hale gelebiliyor. Dolayısıyla hikâye benim için yeni diyebilirim.

Benim için yeni ama bilindik ve klasik bir külkedisi hikâyesi aslında Bugünün Saraylısı. Başrollerde Selçuk Yöntem, Nazan Kesal, Serhat Teoman, Ali Ersan Duru gibi oyuncular var..

Mesela Selçuk Yöntem… Ben yıllardır tüm dizilerde bir İstanbul Beyefendisi olarak izliyorum Selçuk Yöntem’i. Oysa öyle bir oyunculuk gücü olan Selçuk Yöntem’i çok daha farklı ve iddialı karakterlerde izlemek isterdim. Bugünün Saraylısı'nda yine aynı tarz bir karakterde karşımızda. Bana çok ilginç gelmedi o yüzden.

Kayıp Şehir’in Meryem annesi Nazan Kesal, hırslı, gururlu Üftade rolünde.. Aşk ve Ceza dizisinden beri takip ettiğim Nazan Kesal, mesela bu dizide diğerlerinden çok farklı bir karakterle karşıma çıktı. Ne yalan söyleyeyim, tam da üzerine oturtmuş karakterini, hakkını yemeyelim. .. Oyunculuğuna Kayıp Şehir’de hayran olduğum sevgili Kesal, dizinin iddialı karakterlerinden biri..

Yine Kayıp Şehir’de izlediğimiz Cansu Tosun, dizimizin ana kahramanı Ayşen karakterinde bu defa.. Tam bir taşralı, Anadolu kızı.. Bir o kadar da saf ve temiz. Utanıyor ama neden utandığını bile bilmiyor. O kadar saf diyeyim ben size.. Yazının başında da dedim ya, külkedimiz Ayşen. Anadolu’dan İstanbul’a jet hızıyla gelen ve bir o kadar hızla tek başına kalan Ayşen’in o ürkek kedi misali halleri bana fazla demode geldi.. O da bir önceki karakterinden farklı değil. Aşağı yukarı aynı karakter.. Belki o yüzden bana cazip gelmedi..

Dizinin iki yakışıklısı Serhat Teoman ile Ali Ersan Duru ise muhtemelen Ayşen ile kurulacak aşk üçgeninin iki kenarı olsa gerek.. Esasen diziye ikisi fazla gelmiş benden söylemesi.. Serhat Teoman tamam çok yakışıklı, bakmalara doyum olmuyor, dizide çok zengin bir mücevher üreticisi karakterinde çok başarılı, diğeri ise karizmatik Doktor Fatih rolünde.. İkisini de severim, beğenirim, takdir ederim. İlk bölümlerden kaynaklanan bir yabancılık söz konusu olsa da, ilerleyen bölümlerde çok daha sağlam oyunculuklar çıkaracaklarını biliyorum.

Gelelim dizinin konusuna ve benim gözüme takılanlara..

Selçuk Yöntem yani dizideki adıyla Ata Bey, işleri bozulunca yalısını satıyor. Yalıyı da Ata beyin eski kâhyası Yaşar Bey alıyor. Yaşar bey, kızı Ayşen ile yalıya taşınır taşınmaz kalp krizinden ölüyor ve ölürken de Ata bey’e Ayşen’in aslında kendi kızı değil, Ata beyin kızı olduğunu söylüyor.. Olaylar da böyle başlıyor.

Şimdi Ata beyin işleri niye bozuldu orası meçhul. O yalıyı nasıl satmaya kıydı o daha da meçhul tabii ki… Hadi yalıyı satıyorlar diyelim, eski bir kâhyanın koskoca yalıyı alması görülmüş şey değil doğrusu.. Kâhya Yaşar, o kadar parayı nereden buldu diye düşünüyor insan. Hoş, ikinci bölümde bunun cevabı da veriliyor. Meğer bizim Kâhya Yaşar, müteahhit olmuş. Hem de ne müteahhit.. Yaşadığı şehri neredeyse yıkmış, yeniden yapıyor, inşaat inşaat üstüne.. Müteahhitlikte öyle kolay iş değil bildiğim kadarıyla, sadece tecrübe değil para da ister. Kâhyamızın o parayı nereden bulduğu da meçhul elbette. Ayrıca bu kadar zengin bir hayat süren Ayşen’in besleme hayatı da nedir lütfen.. O kadar zengin olacaksın, babana çayı kendin yapacaksın. Gülerler adama kimse kusura bakmasın.

Ayşen yalıya taşınıp ta, babası ölüverince, koskocaman yalıda tek başına kalıverdi. Pardon, tamamen yalnız sayılmaz. Bir de küçük kedisi var. İyi de, kocaman yalının kocaman bahçesi dururken, kediyi kapının önünde beslemek nedir anlayan var mı? Sanırım Fatih ile tanışması için ortam yaratma çabası olsa gerek ama komik olmuş doğrusu. Ayrıca o düşen bilezik numarası da çok eskimedi mi? Hiç mi başka tanışma yolları kalmadı artık günümüzde… Daha şık numaralar bulunabilir diye düşünüyorum.. Neyse kızımız Ayşen, bir anda babasının servetine tek başına sahip oldu. Oldu da ne oldu… Demez mi, ben ev işini seviyorum yalıya yardımcı almama gerek yok. Cidden kahkahalarla güldüm artık, yahu koskoca yalıyı tek başına nasıl temizleyeceksin. Biraz gerçekçi olalım, gerçekçi hikâyeler yazalım. Hiç kimse, o kadar parası pulu varken, o kadar kocaman evi temizlemekle uğraşmaz, benden söylemesi.. Çok saçma geldi bana o sahne dolayısıyla..

Dizide muhtemelen epey karışık aşk ilişkileri yaşanacağa benziyor. Yakında kim kime âşık, kim kimin peşinde takip edemeyebilirsiniz onu da ekleyeyim..

Diziyi seyrettikçe kafama sorular dolmaya başladı elbette her zamanki gibi… Mesela…

Kocaman sedef kakmalı kutuyu küçücük çekmecelerin içinde aramak neyin nesidir Ayşen kızım?

O şahane yalıların kapısının önünde çöp tenekesi yakışık almış mıdır ?

Doktor kardeşim Fatih, bir hastasını kaybetti diye doktorluğu niye bırakmıştır? Doktorluk, öyle hemen bırakılır mı bir hasta kaybedince? Bu kadar basit midir onca yılın emeğini çöpe atmak?

Kâhya Yaşar’ın Kayseri’deki inşaat imparatorluğunu kim takip edecek, idare edecektir?

Ayşen kızımız ile Savaş kardeşimin yalıları yan yana anladık ve fakat iki yalının bahçesi arasında neden kapı vardır? Savaş canı çekince, kapıyı açıp gelsin Ayşen’i öpsün diye mi?

Sözün özü canlarım, Bugünün Saraylısı, eğer Cumartesi günü seyredecek başka bir diziniz yok ise, vakit geçirmek için izlenebilir. Kaldı ki, Cumartesi akşamı karşısında Adını Kalbime Yazdım, Fatih Harbiye gibi güçlü rakipleri varken, Bugünün Saraylısı’nın işi biraz zor görünüyor. Emeklerine, yüreklerine sağlık elbette. Her işe harcanan bir emek var ve bu noktada bize düşen de yolu açık olsun demek kuşkusuz…


 


Siyah İnci’den sevgiyle…


www.twitter.com/blackpearl42 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

merhaba, diziyi selçuk yöntem olduğu için seyretmek istedim ancak, hiç önemsenmemiş gibi duruyor. yani olsada olur olmasada bi de sanki konseptin dışına çıkmıyorlarmı şu iki aşk meseleside bi garip diziye bu şekilde hareket gelmez yani daha da çabuk bıktırır.

ne diyelim  
 26.11.2013 16:24
 

Sayın yazarım, bugün Saraylısı dizisi hakkında yazdığınız herşeye katılıyorum. Ben de ilk bölümü izleyince yazmıştım. Zira ben kitabı okumuştum ve ilk bölümü seyredince dizi ile kitap arasında bir ilinti bulamadığım için tekrar kitabı inceledim ve yazımı yazdım.İyi ki kitabı okumamışsınız. Okusaydınız ve daha sonra seyretseydiniz siz de benim gibi hüsrana uğrardınız. Ben kitapların yazarlarına acıyorum. Gerçi ikinci bölümden itibaren dizinin jeneriğine 'Refik Halit Karay'ın eserinden esinlenilmiştir.'diye yazdılar da biraz rahatladım. Kitap ile dizinin konu olarak alakası yok. Tabii karekterlerinde sadece isimleri benziyor. Öyle değişik bir konu olarak boş vakit değerlendirmesi gibi izliyoruz. Bu arada değindiğiniz komiklikler de dikkatımızden kaçmıyor. Yazılarınızda başarılar, saygılarımla

GOKOYA 
 22.11.2013 14:39
Cevap :
Çok teşekkürler yorumunuz için :)  22.11.2013 16:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2046
Kayıt tarihi
: 02.12.11
 
 

Kendi halinde bir TV izleyicisi ve yorumcusudur Siyah İnci. Tipik bir akrep burcudur.  Büyük çoğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster