Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '09

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1865
 

Çin Halk Cumhuriyeti 60 yaşında

Çin Halk Cumhuriyeti 60 yaşında
 

Kıta Çinliler 1 Ekim gününü kırmızı ağırlıklı ve aynı zamanda rengarenk gösterilerle kutladılar.


Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşunun hikâyesine geçmeden öncelikle 1949 senesi öncesinde Çin ana kıtasında yaşananlara bakmak hem Çin tarihini hem de Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşunun daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu yüzden yazımın ilk başında 1911’den 1949’ a kadar olan sürede Çin ana kıtasında yaşananları kısa bir özet olarak yazıyorum. Bu kısımdan sonra Çin’in Çin Halk Cumhuriyeti’ne olan geçişini ve günümüz Çinine dönüşümünü yorumlayacağım.

1911 sonrası Çin

Tarih kitaplarının sayfalarını çevirdikçe hep Çin hakkında karşımıza yüzlerce yıllık tarih ve Çinlilerin dışında neredeyse birçok insanın anlamasının çok zor olduğu bir Çin felsefesi çıkar. Bundan 5000 sene kadar öncelere giden muazzam bir tarih birikimine sahip olan Çin, bu özelliği ile dünya tarihinin hemen her döneminde varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Kimi zaman Moğol ya da Türk kökenli ırklar tarafından istilaya uğramış, kimi zaman ise kabuğundan sıyrılıp çevresindeki diğer uluslarla toprak mücadelesine girmiştir. Tarihin en acı kuraklıklarını ve tarihin en ihtişamlı saray hayatını gören Çin çoğu zaman ise kendi içinde birbirine üstünlük kurmaya çalışan beyliklerin yüzlerce yıl süren savaşlarını görmüştür. Belki de tarihte Çinlilerin kendilerine verdiği kadar zararı bir başka ülke Çin’e verememiştir. Japonlar bile Çin’i her zaman kendilerine bağlamak için bin bir oyun ve strateji düşünseler de Çin günümüze kadar kesintisiz var olmayı başarmıştır. Hanedanlar ile başlayan Çin’de ki imparatorluk yönetimi, birbiri ardına yıkılan ve yeni kurulan hanedanlıklarla ancak 1911 yılına kadar gelebilmiştir. 1911 yılında Çin’in ilk demokratik devrimcisi de diyebileceğimiz Dr. Sun Zhong Shang (Okunuşu: Sun Con Şan) önderliğinde çökmeye yüz tutmuş ve artık batılıların oyuncağı haline gelmiş olan Qing hanedanlığı ortadan kaldırılmış ve Çin’in son imparatoru da yasak şehre kapatılmıştır. Bu zamanları anlatan “Son İmparator” isimli filmi izlemeyen hatta daha önce izlemiş olanlara tavsiye ediyorum.

Cumhuriyetin ilanından bir süre önce Çin’in batılı ülkelerin sömürüsüne karşı olanların başlattığı Boxer ayaklanmasının ardından Qing yönetimi iyice bitime yaklaşmış ve artık hanedanlığın Çin’in geleceğini kurtaramayacağı tamemen su yüzüne çıkmıştır. Bu ayaklanmanın etkisi ve Dr. Sun Yat Sen taraftarlarının da girişimleri ile 1911 senesi Çin’de tarihteki ismi Xin hai ya da Wu Chang isiyle anılan devrime şahit olmuştur. Bu devrimin başlangıç tarihi olan 10 Ekim 1911 senesi Çin Cumhuriyeti’nin doğumu olarak kabul edilmektedir. 10. ayın 10’unda gerçekleşen bu devrim ve Çin Cumhuriyeti’nin kuruluşuna Tayvan’da “Çift 10 günü” denmektedir. Cumhuriyetin kuruluş kutlamaları her yıl günümüzde (Her ne kadar birçok ülke tarafından tanınmasa da) Tayvan’da var olan Çin Cumhuriyeti Hükümeti tarafından Tayvan’ın başkenti Taypey’de yapılmaktadır.

Tarihteki yolculuğumuza dönersek; Çin Cumhuriyetinin ilk başkanı Dr. Sun Yat Sen’in kısa süreli başkanlığından sonra görevden çekilmesiyle yönetime General Yuan Shı Kai (Okunuşu: Yuen Şı Kay) geçmiş ve bir süre sonra diktatörlük eğilimleriyle ülkeyi yeniden içinden çıkılması zor bir sürece sokmuştur. Bunun ardından hükümet çevresinde ve halkın arasında çıkan tartışmaların sonucunda Çin büyük bir ekonomik krizin içine düşmüştür. Bu arada Mao Ze Dong (Okunuşu: Mao Zı Dong) ve taraftarlarınca içten içe örgütlenen ve Rusya’da ki Komünist Devrimden de oldukça etkilenen Çinli komünistler tarafından Çin Komünist Partisi (ÇKP) kurulmuştur. Birçok yerde gizli gizli örgütleşen komünistler Çin’in ekonomik şartlarının da etkisi ile özellikle kırsal alanda yavaş yavaş kendine taraftar toplamaya başlamıştır. Başlarda Milliyetçi Çin ve Komünist parti arasında iyi ilişkiler kurulmuş ve hükümet tarafından komünistlere de söz verilmiştir. Dr. Sun Zhong Shan’ın zamansız ölümü ile sendeleyen Milliyetçi Çin Partisi’nin başına Batıyı destekleyen ve Batı’nın desteğini arkasına almaya çalışan General Jiang Kai Shek (Okunuşu: Ciang Kay Şek) geçmiştir. General Jiang’ ın batı yanlısı politikaları ile Çin Komünist Partisinin politikaları kısa süre sonra çatışmış ve Jiang Kai Shek komünistlerin baskılarından korkarak birçok komünisti öldürtmüştür. Bu olayların sonunda da Çin yeniden bir iç savaşın içerisine düşmüştür. İki parti arasında da nefrete dönüşen bu olayların ardından karşılıklı saldırı, katliam ve tüm Çin’de büyük yıkıma sebep olan iç savaş giderek hararetlenmiştir. Tüm bunlar yaşanırken Çin ekonomisi hepten çökmüş ve binlerce insan iç savaş yüzünden hayatını kaybetmiştir.

Yüz yıldan bu yana ve aynı zamanda tarih boyunca Çin’in topraklarında gözü olan Japonya bu iç savaşı fırsat bilerek İmparator Hirohito yönetiminde gittikçe güçlenen ve emperyalist hedefleri doğrultusunda Çin'in kuzey bölgesi Mançurya’yı ele geçirmek isteyen Japonya, 1936 yılında Çin’i işgale başlamıştır. .Çin’in Japonlar tarafından sert ve acımasız bir şekilde işgale başlamasıyla, Çin hem iç savaş hem de Japon işgalini aynı anda yaşamaya başlamıştır. İki lider Mao ve Jiang birbirlerine karşı savaşırken bir anda Japon tehdidinin doğması ile önce Japonları Çin’den atmaya daha sonra kendi aralarında ki mücadeleye bakmaya karar vermişlerdir. Mao’nun Japon işgaline Jiang’dan daha fazla önem göstermesi Mao’yu özellikle kırsal alanda bir kahramana dönüştürmüş, Jiang ise aristokrat sınıfının kahramanı olarak kalmıştır. Mao ve Jiang Japonlara karşı savaşırken ülkenin her yerinde Mao’nun ismi dilden dile yayılmış ve kısa zaman içerisinde Mao’nun gücü Jiang’ı yakalamayı başarmıştır. Japonlar bir taraftan Çin’i işgal etmeye diğer taraftan da katliamlar yapmaya devam ederken Çin- Japon savaşı sırasında Çin’in Nanjing kentinde yaşanan soykırım tarihe kanlı Nanjing katliamı olarak geçmiş ve birçok filme de konu olmuştur. Günümüzde dahi Çin ile Japonya arasında yer yer gerilime neden olan bu olaylar önümüzdeki yüzyıllarda da özellikle Çinliler tarafından unutulmayacaktır.

Takvimler 1941 yılını gösterirken dünyanın iki büyük gücü İngiltere ve ABD uzak doğuda yaşanan savaşa Çin’in yanında girmiş ve Çin’e özellikle de Jiang’a oldukça yardım etmiştir. İkinci dünya savaşının belki de en dramatik anı 1945 yılında Japonya’ya atılan atom bombaları sonucu yaşanmış ve Japonlar savaştan tamamen çekilerek savaşın bitişini de dramatik bir son eşliğinde yaşamışlardır. Atom bombalarının tarihte ilk kez bir ülkeye karşı kullanılması ve yaşanan sivil kayıplarını da göz önüne alırsak bu da tarihe ABD’nin yaptığı bir başka soykırım olarak geçmiştir. Çin-Japon Savaşı özellikle ÇKP’ nin işine yaramıştır. Japon askerlerden kalan yüzlerce silah ve mühimmat sayesinde düzenli bir ordu oluşturan gelen komünistler, Sovyetlerin de Mançurya’ ya (Çin’in Kuzey Doğu kesimleri) yardıma gelmesiyle diğer eyaletlerde de etkilerini arttırmaya başlamışlardır. 1948 senesinden itibaren komünistlerin lideri Mao hem yarattığı Çin Milliyetçiliği hem de arkasında ki askeri güç ile Çin’de kontrolü kazanmıştır. 1949 senesinde önce Pekin’i daha sonra diğer birçok önemli şehri eline geçiren komünistler, Milliyetçileri yenerek 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Bu sırada iç savaşın kaybedenleri Milliyetçiler ise ABD desteğini de arkalarına alarak yeniden geri gelip Çin’i kontrol alma hayalleri ile beraber Tayvan adasına çekilmişlerdir. O yıldan bu yana Tayvan’da yaşayan Çin Cumhuriyeti bir süre dünyadan destek görmesine karşın Çin Halk Cumhuriyetinin güçlenmesi ve politikaları sonucunda şu anda dünyada 23 ülke tarafından tanınan bir hükümet durumuna gelmiştir. Diğer tarafta ise Mao Ze Dong önderliğinde kurulan Çin Halk Cumhuriyeti 60
. yılını dün büyük gösterilerle kutlayarak dünyaya yeni Çin mesajını vermiştir.

Maolu Çin

İç savaştan zaferle çıkan Mao, Tian An Men meydanını toplanan kalabalığa bakarak şu sözler ile Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşunu müjdeledi. “ Çin halkı ayağa kalktı, bugün Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu.” Mao bu sözleri söylerken meydanda toplanan binlerce genç yaşlı Çinli ellerindeki kırmızı bayraklar ile Kızıl Çin’in doğuşuna şahitlik ediyorlardı. Mao devrimin belki de ilk adımını tamamlamış şimdi ise sıra yüz binlere yeni ideolojiler aşılamaya gelmişti. Mao kafasında Komünizmi yeniden şekillendirmiş ve Çin halkına bunun ne kadar önemli olduğunu göstermenin planlarını yapmaya başlamıştı bile. Mao, arkasındaki yüz binlerce köylü Çinlinin desteğini de alarak yeni Çin’in dümenine geçti.

Takvimler 1952 yılını gösterirken Çin Halk Cumhuriyetinde fakirlik her yerde göze çarpıyordu. GSYİH, 67 Milyar Yuan civarındaydı (2008 rakamı 30 trilyon Yuan) ve halkın çoğu açlık sınırın altında yaşam mücadelesi veriyordu. Çin’deki kişi başına düşen gelir kırsal alanda 44 (2008 rakamı kırsal alan 4761 Yuan ve şehirlerde 15.781 Yuan)Yuandi. Çin’in tahıl üretimi de yerlerde sürünüyor ve üretim 1949 rakamı ile sadece 113 Milyon ton (2008 rakamı 528 Milyon ton) oluyordu. 1950 senesi rakamlarına bakarsak bir Çinli o zaman yıllık geliri ile 147 kg. pirinç alabilirken aynı Çinli şu anda şehirde 5.260 kg. kırsal alanda ise 1.587 kg. pirinç alabiliyor.[1] Ekonomik açlığın yanı sıra enerji açlığı da Çin’in hemen her yerinde hissediliyordu. Toplam demiryolu ağı 22 Bin km. (2008 rakamı 80 Bin km.)kadardı. Mao almış olduğu enkaza bir süre yerinde politikalar ile olumlu müdahalelerde bulunsa da, bir süre sonra ideolojik açılım ve parti içerisinde ki güç dengelerini kendi adına koruma mücadelesi girince Çin hiç yaşamamış olmayı isteyeceği iki döneme girdi. Birincisi Mao’nun o zamanlar imkânsız olan büyük güçleri (İngiltere ve ABD) yakalama hırsı Çin’de bir doğal felakete ve ardından da ekonomik felaketle binlerce insanın açlıktan ölmesine neden oldu. Mao’nun emirleri doğrultusuna kırsal kesimlerden dev fırınlar kurularak çelik üretilmesi istendi ve Çin’in her yerinde milyonlarca ağaç bu dev fırınların yakılması için kullanıldı. Mao’ya göre çelik ve tahıl üretimi artıkça ülke kalkınacak ve kalkındıkça da zenginleşecekti. Fakat Mao’nun hesapları Çin’in çarşısına uymadı ve Çin tarihi yeni bir kuraklığa sahne oldu. Bunun sonucunda da bazı rakamlara göre Çin’de 15 hatta 40 milyon insanın öldü. Çin ekonomisi çöktü ve Mao’ya karşı olan parti içi sesler yükselmeye başladı. Aradan geçen yıllarda Çin azda olsa kendini toparladı ve yeniden çökmüş durumda olan ekonomisini canlandırmayı başardı. Ta ki, Mao kendine karşı olan sesleri bastırmak için 1966 yılında düğmeye basana kadar. 1966 senesi Mao’nun ünlü Kültür Devrimini başlatmasına tanıklık etti. İlk önce masum bir hükümeti eleştirebilirsiniz kampanyası gibi görünen bu hareket daha sonra komünistler tarafından karşı görüşlü olanların ayıklanmasına ve birçok kişinin öldürülmesine neden oldu. Parti içerisinde Mao karşıtı olanlar tespit edildi ve idam edildi. Bazı yöneticiler suikasta kurban giderek toplumda bir kargaşa havası yaratıldı. Üniversite hocaları ve diğer yöneticiler Çin’in en ücra yerlerine sürüldü. Kitaplar ve eski Çin geleneklerinin yazıldığı anıtlar yakıldı, tapınaklar yıkıldı ve yüzlerce yıllık Çin kültürü büyük zarar gördü. İdeoloji uğruna Mao Çin’de ki bu türbülansı yaratarak ülkenin her yerinde yavaş yavaş gücünü kaybeden Mao olarak anılmaya başlandı. Mao’nun ülkeyi kendi fikirleri doğrultusunda tek tip insan modeline sokmaya ve geliştirmeye yönelik bu 10 yıllık dönem Çin tarihinin karanlık sayfalarında yeri aldı ve üzerinden 30 küsür yıl geçmesine rağmen olumsuz etkisi hala tam olarak bitmedi.

1978 Sonrası ve Yeni Çin

Mao’nun ölümü ve ardından gelen yeni nesil lider Deng Xiao Ping (Okunuşu: Dıng Şiao Ping) dümene geçti ve meşhur sözü ile dünyaya yeni Çin’in rotasını söyledi. “Zengin olmak güzeldir.” Böylece Çin’in ekonomik açılımı başladı ve ardı arkasına özel ekonomik bölgeler kurularak Çin dünyanın ilgisini çekmeyi başardı. Artık siyasi kargaşanın yerini para kazanma tutkusu almıştı. Her yer fabrikalar ve modern binalarla doldu. Çin kabuğundan sıyrılarak dünya rekorlarını alt üst eden bir biçimde kalkınmasını günümüze kadar sürdürdü. Deng’ın ölümünden sonra başa geçen Jiang Ze Min (Okunuşu: Ciang Zı Min) de aynı parola ile Çin’in önünü açmaya ve diğer ülkelerle iç içe bir ilişki kurmasına yönelik adımlar attı. Hong Kong ve Makao yeniden tarihi Çin topraklarına katıldı. Tayvan sorunu yer yer hortlasa da Çin Halk Cumhuriyeti Jiang Ze Min’li yılları da gelişerek ve sürekli büyüyerek geçirdi. Hemen ardından zirveye ise genç bir isim çıktı, Çin Halk Cumhuriyetinin 60. kuruluş yıl dönümünde bu kez zirvede Hu Jin Tao (Okunuşu: Hu Cin Tao) vardı. 1 Ekim tarihinde Mao’nun binlerce Çinliye haykırdığı yerden yine Çinlilere fakat artık bambaşka bir üslup ile seslendi. Yeni Çin’in doğuşunu tasdiklercesine artık dünya ile iç içe geçmiş olan ekonomisi ile dünyayı krizden kurtarması beklenen Çin’in yeni yüzüydü belki de Hu’nun konuşması. Çin halkını birleşmeye çağırması yer yer Marksizm’den alıntılar yapması fakat Marksizm’in aksine dışa açılımı destekleyen, yatırımı, büyümeyi öven bir konuşma yaptı. Çin’in başarılarından bahseden Hu, ülkesinin silahlı gücünün barışa olan katkılarını, Tayvan ile kurulacak barışçı ilişkilerin “Bir ülke iki politika” siyasetinin önemini, Hong Kong ve Makao’nun bu siyasetteki katkılarını anlattı. Parti, ordu ve halkı birbirine kenetleyen bir konuşmanın ardından sözlerini şu şekilde bitirdi.

“Yaşasın yüce Çin Halk Cumhuriyeti!

Yaşasın yüce Çin Komünist Partisi!

Yaşasın yüce Çin Halkı”

Bu sözlerin ardından Çin’in 60. yıl kutlamaları başladı ve birbirinden renkli görüntüler ile Tian An Men meydanı yeni Çin’in doğuşuna tanıklık etti. Birbiri ardına geçen askerler ve yeni modern Çin silahlı kuvvetleri özellikle ABD tarafından sanıyorum ki kaygı ile izlendi. Tayvan’ı da endişelendiren silahların arasında yok yoktu. Karadan havaya atılan füzeler, yeni nesil savaş uçakları, son teknoloji roketler ve birbirinden donanımlı askeri malzeme Tian An Men meydanını dolduran binlerce insanın gözlerinin önünden geçti. Tüm Çin ve birçok yabancı basın mensubu bu ana kitlenmiş yeni Çin’in doğuşunu izliyordu. Askerlerin ardı ardına geçişleri renkli bir görüntü oluştursa da bu Çin’in rakipleri tarafından dikkatlice izleniyordu. Bu görüntülerin ardından artık dünyada daha güçlenen Çin’in adımları çok yakından izlenirken, Çin tarafından da dünya barışına, ekonomisine ve yaşamına olumlu katkı beklentileri de arttı. Çin’in askeri bir tehdit olup olmadığını bundan sonraki hareketlerinde ve dünyaya olan mesajlarında hep birlikte arayacağız. Çin’in konum itibari ile şu anda üzerine yüklenen görevde bir dünya devleti bir süper güç olarak insanlığı yararına dünyanın yararını politikalar üretmek olacaktır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin 60. yıl dönümünü hem şahsım adına hem Türksam adına kutluyorum. Barış dolu, Çin ile işbirliği dolu, Çin’i keşif etmekle dolu yıllar diliyorum. Yazımın son bölümünde de kısa bir sonuç ile yazımı bitirmek istiyorum.

Sonuç

Artık günümüzde hemen hemen her ülkenin işbirliği içinde olduğu Çin ile ülkemizde sıkı bir işbirliği içerisinde, bunun artarak devam etmesi ülkemizin Çin pazarına girmesi açısından da çok önemli. Çin’de ki Türk Büyükelçimiz Sayın Murat Birsel beyefendi China Radio International Türkçe servisine verdiği röportajında Çin’in gelişmesinin olumlu olduğunu ve askeri gücünün bölgesel barışa katkı yaptığını belirtmiş[2]. Türkiye olarak Çin ile ikili ilişkilerimiz yer yer sorunlarla da karşılaşsa Çin’i anlayan bilen kişilerin yetişmesi ile bu sorunların aşılacağını ön görmek sanırım yanlış olmayacaktır. Ülkemizin Maliye Bakanı, Sayın Mehmet Şimşek beyefendide yine aynı Türkçe servisine çok önemli bir röportaj verdi[3]ve burada Çin-Türkiye ilişkilerin ekonomik ağırlıklı bir değerlendirmesini yaptı. Röportajında Çin ve Türkiye’nin ortak noktalarına değinen Sayın Şimşek işbirliğinin giderek artmasının önemine değindi ve Çinli yatırımcılar ile Türk yatırımcıları dünyanın her yerinde ortak projelere imza atmaya davet etti. Son zamanlarda ABD gündeminde de Çin konusu yeniden basının satırlarına artarak yansımaya başladı. Özellikle Time dergisi son sayısında yine Çin’i kapak yaptı. Bir sene içerisinde belki birçok defa araştırma ve analiz konusu olan Çin dünya gündeminde özellikle de ekonomik anlamda yerini koruyor. Çin çevre sorunlarına daha fazla önem vererek dünyada daha olumlu bir konuma da geçebilir. Bu kalkınmanın yarattığı çevresel yıkım gözden kaçacak gibi bir durum değil ve Çin hükümetinin bu sorun ile mücadeleyi en üst seviyede sürdürmesi gerekiyor. Azınlık sorunlarını Çin’in içerisinde çözeceğini ve çözerken de azınlıkların haklarına saygısını ön planda tutarak başaracağını ümit ediyorum. Çini çok yakından takip etmeye ve Çin araştırmaları konularında yeni analizler ile sizlere Çin’i tanıtmayı Çin konularını değerlendirmeye devam edeceğiz. Çin’i 60. yıl kutlamalarında yersiz eleştirmek yerine kendisine zaman verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çin’in de ona karşı olan olumlu bakış açısını korumak ve geliştirmek için dünden daha fazla çalışması gerektiğini bir kez daha tembih ediyorum.

Uğur Rıfat Karlova



[1] Bakınız: http://www.jschina.com.cn/gb/jschina/english/newscenter/js/userobject1ai2221415.shtml

[2] Röportajın devamı için bakınız: http://turkish.cri.cn/741/2009/10/01/1s119947.htm

[3] Röportajın devamı için bakınız: http://turkish.cri.cn/882/2009/09/23/1s119411.htm

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 190
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2430
Kayıt tarihi
: 13.11.06
 
 

Kariyerini Uzakdoğu sahne ve televizyonlarında geliştiren  sunucu, şovmen, yazar, oyuncu Uğur Rıf..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster