Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
22258
 

Çıplaklar kampı

Çıplaklar kampı
 

Buluğ çağını yeni bitirmiştik. Yegâne amacımız sadece kızlarla çıkmaktı. Hırçın, sınır tanımayan, maceraperest, her şeyi değiştirebileceğimizi düşündüğümüz, hayatın kendi eksenimiz etrafımızda döndüğüne inandığımız bir dönemdi. Aklımız bir karış havadaydı. Bu dönemde en havalı durum kolunda bir kız arkadaşının olmasıydı. Hele bir de o kız yabancıysa sen o bölgenin en başarılı delikanlısıydın. Nedense çevre dediğimiz erkek Cumhuriyeti çok önemserdi kızlarla çıkma olayını(kendileri yapamadığı için olabilir).

Benim ise, değil yabancı, yerli bile yanımdan geçmiyordu...!

İşte böyle bir dönemde şimdi yüzünü bile hatırlamadığım, işe yaramayan bir sürü insanın buluştuğu bir gecede (o dönemde arkadaşlık çok kutsal bir şeydi) sanırım Fethiyeli olmayan birisi bana “çıplaklar kampına gittin mi?” diye sordu. Ben de o zamana kadar sadece video filmlerinde duyduğum bu kelimeyi “çıplaklar kampı mı?”, “burda böyle bir yer yok ki” dedim. Çocuk herkesin içinde yanında getirmiş olduğu Tempo Dergisi’nde Ayşe Arman’ın haberini açmasın mı?.. Amma bozuldum, yerin dibine girsem de yok olsam. Yirmi iki yıldır burada yaşıyordum ve böyle bir yeri bilmiyordum. Neyse biraz alay ettiler, sonra üniversiteyi kazanınca bu grup yok oldu zaten. Hep demişimdir, “arkadaşlar sülük gibidir, senden emecek şeyleri tükenince başkalarını emmeye giderler” (dostlardan bahsetmiyorum).

Nasıl olurdu da böyle bir yerin varlığını bilmezdim. Meğerse bütün o çevre dediğimiz erkek Cumhuriyet’i biliyormuş; orasında burasında küpeye benzer her türlü metallerin takılı olduğu hipiler gidiyormuş, kızların erkek, erkeklerin kız kılığına girdiği çılgın partiler yapılıyormuş, orda iyi şeyler yapılmıyormuş her türlü kafa yapan madde varmış. Konaklamaya gelenlerin yaş ortalamasının 23 olduğu, gecede en az 15 değişik ülkeden (Avustralya, Yenizellanda, Amerika, Kanada, İngiltere, Güney Afrika, Fransa, İtalya, Türkiye vb) insanların konakladığı bu yer, saklı bir vadiymiş. Zaten yol ve elektrik de olmadığı için sadece tekneyle ulaşım sağlanıyormuş. Saat altıdan sonra da hiç bir şekilde ulaşım yokmuş. O nedenle geceleri çok uzun geçiyormuş...

Küçük beynimde hep hayalini kurduğum çıplaklar kampı günler, aylar boyunca hiç çıkmadı aklımdan. Belli bir süre hayallerimin en önemli fantezisi olarak süsledi. Ama nedense 15 km uzaklıktaki yere bir türlü gidemedim.

Kader bu ya! İki yıl sonra bir gün, bir pansiyonda arkadaşlarımızla okey oynarken içlerinden Norveç’ten gelmiş biri, bana yazın Kelebekler Vadisi’nin işletmesini kiraladığını, istersem onunla birlikte çalışabileceğimi söyledi. İnanamıyordum bunu duyduğuma, pek şanslı bir insan değilimdir ama bu sefer şans ayağıma gelmişti. Yerimde duramıyordum. İyi de 4 ay nasıl geçecekti. Hemen İngilizce kursuna yazılmalıydı. Tabiî ki ilk önce İngilizce öğrenilmeliydi. Çok sıkı bir disiplin programı yapılmalı 4 ayda iş bitirilmeli sular seller gibi konuşulmalıydı.

Bahar döneminde üniversiteyi asarak restaurantın ve terasların hazırlıkları için gidip gelmeye başladık.

Dört ay geçti. Zamanı geldiii. Artık Mayıs ayında bizim vadiye turistler gelmeye başladı. Ben de dört gözle ortama girmek için can atıyorum. Tabi ingilizcemiz sular seller gibi değil. Nerde görülmüş dört ayda dil öğrenildiği! Bilmemiz gereken ezberlediğimiz kelimelerin dışında iki kelimeden sonra kem küm. Sohbetin devamı gelmiyor.

Bakıyorum gündüz kimse çırılçıplak denize girmiyor. İşin gerçeği bizler sadece seks düşünürken onlar yirmili yaşlarda hemen hemen dünyanın yarısını gezmiş duruma geliyorlar. Evlerinden çıktıklarında en az altı ay dönmeden geziyorlar.

Biz o yaşlarda evden çıktığımızda en uzak nereye kadar gidebilirdik ki?

Hadi ebeveynlerden izin aldık diyelim, bu sefer de ekonomik engellere takılırdık. Hadi para da bulduk diyelim bu sefer de vize işlemlerine takılırdık. Adamlar 20 yaşında kızı, erkeği binlerce kilometreden geliyor. Senin ülkenin el değmemiş, bakir, sit alanı olan, hem de en ucuz yerlerini buluyor. Adamlar her türlü zamanlarını okuyarak geçiriyor.

Biz 24 yıldır aynı yerde yaşadığımız halde 15 km uzaklıkta olan bu yerleri bilmiyoruz. Çıplaklar kampı demeseler görmeye tenezzül etmeyeceğiz. Bu insanlar rehber kitapları sayesinde en saklı yerleri buluyor, her türlü doğal ve tarihi yerleri geziyorlar. Onların tüm evleri sırt çantalarında, bizim evlerimizde herkesin bir odası, odalarında da bir birimize daha da yabancılaşalım diye herkese ait bir televizyon var.

Yakında en çok televizyon izleyen ülke olarak tarihe geçeriz!

Bizler tatile gittiğimiz yerlerde tatil köyü yıldızlarını sorgularken, onlar bizim ülkemizde bedavaya yakın bir para karşılığında milyonlarca yıldızın altında kalıyorlar. Biz ise kendi memleketimizde tabiat güzelliklerimizin, köyümüzün, havamızın, ormanlarımızın, sit alanlarımızın, tarihi varlığımızın, kaplıcalarımızın kısaca bizim olanların değerini bilmiyoruz. Merak edip de görmeye çalışmıyoruz. Yıllarca yaşadığımız yerin 15 km uzağını görmeye tenezzül etmiyoruz. Onların sırt çantalarında ve ellerinde binlerce kilometre taşıdıkları kitapları eksik olmazken bizim böyle bir alışkanlığımız yok.

Ne gerek var kitaba. Çok okursan kafayı bozarsın!

Biz ortama girmeye çalışıyoruz. Ortama girsen ne olacak ki. Beyin aynı, küçük kalmış. Biz işin belden aşağı kısmında sınıfta kalmışız.

Bir düşünün bakalım sizin aileniz 20 yaşlarında arkadaşlarınızla dünya turuna çıkmaya izin verir miydi? Ya da siz çocuğunuza izin verir miydiniz? Aklımıza binlerce kötü şey gelirdi öyle değil mi?

İşte bu insanlar arasında her türlü kötü şeyler de oluyor zaten. Gençlik döneminde her türlü sınır deneniyor, her türlü özgürlük yaşanıyor. Ama bu insanlar otuzlu yaşlara geldiğinde siz deyin çok okumaktan ben diyeyim çok gezmekten artık hayatlarının amacını bulmuş, hedeflerine kitlenmiş olarak üretmeye başlıyorlar. Biz hala belden aşağıda takılıp kalıyoruz.

Bakınız Türk’ler internette en çok hangi sitelere giriyor. Gelin birlikte yurt dışına gidelim. Hemen nerden geldiğimizi anlıyorlar ve eğer yanınızda bayan yoksa o bildik teklifi yapıyorlar. Nice women ister misiniz? Neden biz? Çünkü bizden öncekiler hep aynı şeyleri istemiş. Biz akıllarında ülke olarak bu şekilde yer etmişiz.

İşte yasaklamanın, kısıtlamanın, cahilliğin, beyindeki örümcek ağlarının sonu... Evinde namus bekçisi! İpini bıraktığın anda gözü dönmüş, her türlü yasağa açık sexs delisi.

Ne diyeyim ki yazık, bizim küçük beyinlerimiz çıplaklar kampında kalmış.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazinizda bahis ciplaklar kampindan cok beyin gelisimin ciplakligi cok daha oneml ki sizde acik bir lisanla ortaya koymussunuz. Bati toplumlariyla aradaki gelisimin bir gun ulkemdede ayni seviyede olmasi dilegiyle. Saglik ve saygiyla

Newyorker sade vatandas 
 04.05.2008 17:42
Cevap :
Türkiye'nin batı bölgelerinde bile gözlemlediğimiş gelişeceğimize ne yazık ki geri gidiyoruz. Şekilcilik de değil, zihin olarak. Çok ince, uzun zamana yayılmış, hesaplanmış sinsi bir politika. Başarılıda oluyor. Bizler ise bu müthiş değişimi gözlemlemekten başka hiç bir şey yapamıyoruz. Katkınız için teşekkür ederim.  06.05.2008 10:48
 

Çok anlamlıydı...Ellerinize zihniyetinize sağlık...

mavi nü 
 25.12.2007 16:59
Cevap :
Beğendiğinize sevindim.Yorumunuz için Teşekkür ederim.  25.12.2007 17:21
 

E ben ne yapayım? Yaş otuz beş.. Türkiye’de çıplaklar kampı olduğunu daha yeni öğreniyorum...

Ali Gülcü 
 05.12.2007 15:46
Cevap :
Sevgili Ali, bence hayat 35 şinde başlıyor. Hele bizim için.Vadi o kadar güzel bir yer ki oranın büyüsü çıplakları örtüyor.  08.12.2007 20:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 208
Toplam mesaj
: 36
Ort. okunma sayısı
: 3564
Kayıt tarihi
: 08.11.07
 
 

1971 Fethiye’de doğdum.  2000 yılından beri evliyim. Büyüğü 8 yaşında, diğeri 3 yaşında iki o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster