Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
421
 

Çoook beklersin!

Çoook beklersin!
 

https://www.google.com.tr/search?q=ba%C5%9Fkas%C4%B1n%C4%B1n+%C5%9Feyiyle+gerde%C4%9Fe&espv=2&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwjmuOmB_uDSAhUKhiwKHahyA7UQ_AUICCgD&biw=1366&bih=613#imgrc=qhz5-KnKyoAxrM:


Çeşitli vesilelerle Avrupa’ya gitme Avrupa Birliği, Avrupa’da sıradan insanın yaşantısını devlet politikalarını halkların yaşantılarını yerinde kıyısından köşesinde görme şansım oldu. Öncelikle gördüğüm şey birlik fikrinin koskocaman bir yalan olduğu fikriydi.Bu fikre nasıl ulaştığımı kısaca

1- Avrupa’da devletler dini bakımdan ikiye ayrılır. Prostestan devletler, Katolik devletler, (Protestan Devletler; İngiltere, Hollanda, Finlandiya, Belçika’nın bir kısmı, İsveç, Norveç, Danimarka gibi devletlere ilave olarak Kuzey Almanya) Katolik olanlar ise; genellikle Güney Avrupa ülkeleridir; Bunlar, İtalya, Fransa, Portekiz, İspanya,  Polonya, Romanya, Avusturya, Macaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti gibi devletlerdir.

Ortodoks devletler genellikle Rus ekolü oldukları ve Slav kabul edildiklerinden Doğu Avrupa asıllı ve sürekli olarak Almanların ve Rusların ezdiği veya kullandığı devletler bir nevi ileri karakol devletlerdir.

2- Avrupa’da devletler ekonomik bakımdan ikiye ayrılır, Sanayi devrimi yaşamış devletler, sanayi devrimi yaşamamış devletler. Sanayi devrimi yaşamış ülkelerin öncelikle Protestan devletler olduğunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Sanayi devrimi konusundan en geç kalan devlet Almanya olmakla beraber zamanında sömürge sahibi olamamış bir Avrupa ülkesidir. Sanayi devrimi; yaşayan devletler İngiltere, Hollanda, İsveç, Norveç, Fransa, Finlandiya gibi devletlerdir. Diğerlerinin Sanayi Devrimi tecrübesi yaşamaması, aralarındaki makasın açılmasına neden olmuştur ve makas açılmaya devam etmektedir.

3- Sömürge sahibi olan Avrupa devletleri ve sömürgesi olmayan Avrupa devletleri olmak üzere ikiye ayrılır. Sömürge sahibi olan devletler; Portekiz ve İspanya ilk sömürge sahibi olan devletler olarak öne çıksalar da gelen onca Altın, gümüş gibi madenleri uzun süre zenginliklerine katmış ancak lüks ve şatafat bilime, sanayi devrimine dönüşememiştir. Portekiz ve İspanya Güney Amerika’yı sömürgeleştirirken, oralarda ciddi katliamlara da imza atmayı ihmal etmemişlerdir.  Hollanda’nın bu ülkelerin arkasından başladığı sömürge arayışı ile dünyada ilk ve sistematik sömürge kuran ve Madrid’in tahtını Amsterdam’a taşıyan devlettir. Hollanda Endonezya’da ciddi bir sömürge kurmuş ve daha sonra tahtını İngiltere’ye devretmiştir. İngiltere’nin Kuzey Amerika’yı sömürge olarak seçmesiyle Kızılderililer için sonun başlangıcı başladı. Ayrıca Fransa ile de İngiltere’nin Kuzey Amerika’da ciddi rekabet ettiklerini söylemeye gerek yok. Aynı şekilde İspanya’nın da mücadeleye katıldığı ancak İngiltere’nin denizlerle çevrili olması, kara sınırının olmaması onu daima diğer Avrupa ülkeleri açısından avantajlı bir konuma getirdi. İngiltere’nin bir başka avantajı da uzun yıllar Viktorya gibi son derece akıllı bir kadın tarafından yönetilmesiydi. Bu önemli bir avantajdı. (Çünkü Krallar kadınların, kadınlarının güç mücadelesi arasında kalırken kadınları memnun etmek için sürekli vermek zorundadır. Ancak bir kadının, akıllı bir kadının gücü elinde tutması için çok fazla bahşiş vermek zorunda kalmaz. Hele Osmanlı’da kadınların saraylardaki etkileri düşünülünce kadın kraliçenin ülke yönetiminde etkisi şüphesiz önemlidir) İngitere ayrıca Hindistan, Mısır gibi ülkeleri de sömürgeleştirirken Çin’i dahi uzunca bir süre denetimi altında tutmuştur. Belçika, Hollanda ayrıca Afrika’da sömürgeler elde etmişlerdir. Ancak Afrika’da en fazla sömürgeye sahip olan ülke şüphesiz Fransa olmuştur. Neredeyse tüm Afrika Fransız sömürgesine dönüşmüştür. Sömürgecilik faaliyetine İtalyanlar da katılmış onlar da Afrika’da bazı yerleri elde etmişlerdir. Eksiklikler olabilir ancak İspanya ve Portekiz haricindeki diğer sömürgeci devletler sanayi devrimi ile bu durumu taçlandırmayı bilmişlerdir.

Bu devletlerden Ortodoks olanlar ve diğerleri gerek sanayileşmede, gerekse sömürge kazanmak açısından çok geride kalmışlar bunun bedelini 1. ve 2. Dünya Savaşında toprakları savaş alanı olurken kendileri ileri karakol görevi yapmış, bazen de ülkelerini başka devletler için savaşırken bulmuşlar ve birçok yıkım yaşamışlardır.

1.ve 2. Dünya Savaşının Almanların geç kaldıklar sanayi devriminden ötürü sömürge ve pazar kavgası olduğunu söylemeye gerek yok!  Özellikle Hitler zamanında kurulan altyapılar, sanayileşme çok hızlı bir şekilde devam etmiş, neredeyse saniyeler farkıyla Amerika’nın gerisinde kalarak atom bombası gibi bir silahı bulamamışlardır. 2.Dünya Savaşının tüm Alman şirketleri ve Alman ruhu hale apaçık ortadadır ve disiplini güçlü sanayisiyle Avrupa’da diğer devletlerin Almanya’nın rakibi olmaları kesinlikle düşünülemez olmalarını aksatan tek ayrıntı 2. Dünya Savaşı’nın kaybedeni olmasının yanı sıra, nükleer silah sanayi ve uzay sanayi gibi gerçek üstünlük sağlayan alanlardan dışlanmış olmasıydı.Öyle ki Almanya’nın birçok şehrinde halen Amerikan askeri üsleri bulunmakta olup, halen bir şekilde Almanya Amerika ve İngiltere tarafından denetlenmekte, uzun yıllar savaşı kaybeden ülkelerin otoyollarındaki lambaların giderlerini dahi Almanlar ödemişlerdir.

Avrupa Birliği’nin fikir babasının Almanya olduğunu söylemeye gerek yok 1950’lerde Lüksenburg, Belçika gibi birkaç devletle başlayan ortaklık günümüzde oldukça devasa bir büyüklüğe erişmiştir. Amerika’nın denetiminde olmasına rağmen Almanlar neredeyse diğer tüm Avrupa ülkelerinin sanayilerini, tarımlarını, bir şekilde denetim altına almayı başarmışlardır. Daha önce kendi ülkelerinin fabrikalarında çalışan Avrupa ülkelerinin birçoğu yine kendi ülkelerinde kurulan montaj sanayilerinde (gizli ithalat) ancak Alman fabrikalarında çalışmaktadırlar. Bu durum sıradan Alman vatandaşları için işsizlik, fakirlik manasına gelirken Alman firmaları büyümeye devam etmiş, tarım ve birçok işkolunda yapılan standartlar ve sadece ve sadece Alman, Fransız, Hollanda gibi çok gelişmiş ülkelere en çok da Almanlara yaramıştır.

Almanlar her ne kadar sanayi devrimini en geç yaşayan Avrupa uluslarından ve 16. Yüzyılda yüzlerce prenslikten oluşan parçalı bir devlet olsalar da kısa zamanda birliklerini sağlamayı başarmış ilginç bir millettir. Bu birliğin sağlanmasında şüphesiz içlerinden çıkarmış oldukları filozofların büyük etkisi olmuştur. Ancak yapmış oldukları ilerleme, Slav,  Macar, Latinler (Romanya) göre hem hızlı hem de etkin olmuştur. Almanya kıta Avrupa’sında Fransa’dan sonra ikinci söz sahibi devlettir. Nükleer gücü, sömürgeleri halen Fransızları Almanların önünde bir adım ileride tutsa da büyük şirketleri bir anlamda ortaktır. Avrupa’daki Protestan devletler İngiliz siyasetine daha yakınken, Viktorya dönemi politikalarından ötürü krallık hanedanlar aynı zamanda akrabalık bağlarıyla da birbirine bağlanmıştır. Almanlar Avrupa Birliği etkin olarak kurulup, ortak para birimine geçince kuralların tamamı Alman şirketleri ve Alman kurumlarına yararken sıradan Almanlar ve oradaki göçmenler bu durumdan faydalanmak bir yana gelirlerinin en az yüzde ellisini kaybederek bu ortama uyum sağlamaya çalıştırlar. Çünkü Almanya’da kurulu olan bir firma üretim bandını Macaristan, Polonya gibi gelir seviyesi ve asgari ücret nispeten düşük ülkelere kaydırılmak suretiyle hem Almanya’daki sıradan bir işçiyi işsiz bırakırken, sanayisi ve tarımı batıya nazaran gelişmemiş olan daha emekleme sürecindeki doğu ve güneydeki firmalar Alman firmaları ile rekabet edemeyip battılar. Macarlara ait İkarus, Çek firmaları bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bugün birçok doğu Avrupa’daki halklar Alman firmalarının montaj bandında işçi olarak çalışan köleler durumuna düştüler. Yerel çiftçi paketlemeden, ürün standartlarına kadar belirlenmiş şartları yerine getiremediğinden ve Almanlara karşı rekabet edemediğinden Almanlar birçok ülkede özelleştirme sonucu, elektrik dağıtımı ve satış, metro taşımacılığı gibi birçok alanları ele geçirdiler. Özellikle İtalya, İspanya, Portekiz’deki tarımsal arazilerin de Alman firmalarına geçmeleriyle birlikte yerel halklar daha önce kendi coğrafyası, ülkesi üzerindeki egemenlik haklarını ekonomik olarak kaybedip, tipik birer tarım ve hizmet işçisi durumuna düştüler. En son Yunanistan ekonomik anlamdaki yenilgisini büyük ihtimalle adalarından feragat ederek, adalarındaki turizm işletmelerini Almanlar vererek kurtulabildi. Yani artık Ege Denizinde bize sınır olan ülkenin adı kısaca Almanya ve işçileri de bir lütuf olarak Yunanlılar. Ancak ileride neler olur bilinmez. Bu durumda Almanların Antalya ve Bodrum’a gelerek bizlere döviz ödemelerine pek de gerek kalmamış gözüküyor. Tarihse orada da var, güneşse aynı güneş.

Almanlar sineğin yağını çıkarmada Avrupa’da en mahir ülkelerden birisidir. Geri dönüşüm sistemlerinden tutun da enerji, makine, otomobil birçok alanda dünyada sözü geçen ender ülkelerden biri haline gelmişlerdir. Avrupa’da Hitlerin yapamadığını ekonomik anlamda yapan Almanya gerçek bir başarı hikâyesine imza atan Avrupa’nın en güçlü devleti haline gelmiştir. Sadece ülkemizde sayacağımız, Alman firmalarının yıllık ciroları trilyonlarca dolar iken bizlerin Türkiye’de hiç karşılaşmadığı bir sürü şirketinin olduğunu Almanya’da yaşayan gurbetçi kardeşlerimiz şüphesiz çok daha iyi bilirler! Elektrik-Elektronik, Makine, otomotiv bizler dahi kafamızı nereye çevirsek Alman mallarını görürüz. Sadece başkent Ankara’da bir günde trafiğe çıkan Alman otomobillerini ve onların muazzam parça, servis ihtiyaçlarını ve onlara biz Türkler olarak ödemiş olduğumuz hayatlarımızı düşünebiliyor musunuz? Ya asansörden, yürüyen merdivenlere kadar birçok sektöre bakınız. Orada da aynı şeyi göreceksiniz. Bizlerin düşünen her beyin için sanki Türkiye olarak Alman firmalarının arz kısmı için varız hissine kapılmamak mümkün mü? Hâlbuki otomobil ve makine yapmak günümüzde zor olmasa gerek. Küçük ev aleti yapıp da Türkiye’nin her şehrinde servis ağı kurabilen bir anlayış  dahi bunu kurabilir. Bu çok fazla zor bir konudur.

Bir başka ülkenin sizin ülkenizi geliştireceğine hangi aklı yetmez inanabilir ki? Muhtaç olduğun asil kan damarlarında mevcut değilse başkasından çoook beklersin…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 469
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 207
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Adım İlhan AYDIN,   "Kimse anasını, babasını, doğduğu yeri seçemez. Ama iyi insan olmayı seçebili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster