Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
393
 

Dünya’da İlk Kez Başörtüsü Devrimi ile İktidar Olan Milletimizi Ayakta Alkışlıyoruz (5)

Dünya’da İlk Kez Başörtüsü Devrimi ile İktidar Olan Milletimizi Ayakta Alkışlıyoruz (5)
 

Bir sözün doğruluğunu, bir hareket yaptığımızda anlarız.


Yakın tarihe kadar neden en önemli tartışmaların, “Din-Gelenek-Başörtüsü” etrafında yoğunlaştığını bilir misiniz? Bunun en büyük nedeni: Halkın, “İslamcı, milliyetçi, muhafazakâr” değerleri temsil etmesi, bu değerlerin (yönetenlerce) baskılanmaması durumunda, iktidar koltuğuna halkın oturması : Bu, açık ifadesi ile, egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçmesidir.

Kısaca, “Cumhuriyet, laiklik elden gidiyor!” söylemleri, düzenin sahiplerinin, iktidarı kaybetme korkularına karşı uydurdukları ifadelerdir.

Darbelerin yapılmasının nerede ise, tek nedeni budur. Halk iktidara gelmemelidir. Gelmemelidir ki : ülke birkaç bin (iç-dış) aile tarafından sömürülmeye devam edebilsin.

Bu noktada şu akla gelmelidir: İlkelerinden birisi de, “Halkçılık” olan Cumhuriyet Halk Partisi, halkın çoğunluğunun kullandığı başörtüsüne neden karşı çıkmış, kız çocuklarının eğitim-öğrenimine engel olmuştur? Bunun nedeni :

“Beyaz Türkler; Batı kültürüyle yoğrulmuş, Avrupa görmüş, Cumhuriyet’in ve laikliğin savunucusu bir seçkinler tabakasıdır. ‘Zenci Türkler ise milliyetçi, muhafazakâr ve İslami değerleri temsil eden gelenekli zümredir.(1)

Beyaz Türkler, Gri Türkler ve Siyah Türkler : Başörtü Devrimi ile iktidar olunur mu?

Kürsüden indirilen İHL'li kız konuştu

Adana'nın Kozan ilçesinde, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen törende, kompozisyon yarışmasındaki ödülünü almak için çıktığı kürsüden başörtülü olduğu gerekçesiyle indirilen İmam Hatip Lisesi öğrencisi Tevhide Kütük, 'Başörtüme bakacaklarına, başarıma baksalardı daha iyi olurdu.

…Kütük, yaptığı açıklamada, Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen kompozisyon yarışmasında 'Bir Öğretmen Olmalı' başlıklı eseriyle birinci olduğunu öğrenince büyük bir sevinç duyduğunu belirtti. Bu sevincinin ödül töreninde hayal kırıklığına uğradığını ifade eden Kütük, yaşadıklarını şöyle anlattı:

'Ödülümü almak için sahneye çıktığımda sunucu öğretmen bana 'hangi okulda okuduğumu' sorduktan sonra protokole gitti.

Protokolün bakışından beni sahneden indireceklerini sezmiştim ve sezgim gerçekleşti. Sunucu öğretmen bana 'Aşağıya iner misin, senin ödülünü sonra vereceğiz' dedi. 'Neden' dediğimde 'öyle isteniyor' dedi. Ne yapacağımı şaşırdım. Afalladım ve gözyaşları arasında sahneden indim. Daha sonra annemin yanına geçtim. Hakkım yenildiği için bir şeyler yapmalıydım.

Milli Eğitim Müdürü'nün yanına zorlukla giderek 'Neden hocam?' diyebildim. Bana, 'senin kılık kıyafetin yönetmeliğimize uymuyor' dedi. Sonra salonu annemle beraber terk ettim'…

ANNE : NASIL TESELLİ EDECEĞİMİ BİLEMEDİM

Anne Gülsiye Kütük ise kızının kürsüden indirilmesinden sonra ağlamaya başlayınca çok üzüldüğünü söyleyerek, 'Bir başörtüsü insanı bu kadar mı rencide ediyor? Başarılı bir birey yetiştirmeye çalışırken kızıma yapılan bu hareket bir anne olarak beni derinden üzdü. Kızım ağlayınca onu teselli etmek için ne yapacağımı şaşırdım. Kızımın bu duruma düşmesini istemezdim' diye konuştu.

BABA : BİZ BU VATANIN EVLATLARI DEĞİL MİYİZ?

Baba Arif Kütük de, kızının başarı getirirken başörtüsü nedeniyle böyle bir tepkiyle karşılaşmasının kendisini fazlasıyla üzdüğünü belirterek, 'Biz bu vatanın evlatları değil miyiz?' diye sordu. (2)

Türban yasağının geçmişi

Üniversitelerde ilk türban eylemi 1967’de A.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde yaşandı.

Türbanıyla derslere girmek isteyen Hatice Babacan üniversiteden atıldı. 1982’de kıyafet genelgesiyle türbanı yasaklayan YÖK, 1984’te bu yasağı kaldırdı. Ancak 1987’de ’disiplin suçu’ denilerek yasaklandı. Özal Hükümeti’nin, türbanı serbest bırakmak amacıyla YÖK Yasası’nda yaptığı değişiklik veto edildi. Özal hükümeti 1988’de 2. yasa değişikliğini çıkardı. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, 1989’da iptal etti. 1990’da türbana izin veren 3’üncü kanunu çıkarıldı. SHP Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Reddedildi. Prof. Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanlığı’nda, 15 Eylül 1997’de bir genelgeyle türbanlı öğrencilerin okullara alınması yasaklandı. (3)

Hürriyet yazarı başörtü yasağı Kenan Evren'in o sözüyle başladı,

İşte Ahmet Hakan'ın Türkiye nasıl bu hale geldi? başlıklı yazısı:

- KENAN EVREN: Bu memlekette başörtüsü için ilk “Yasak hemşerim” lafını eden kişidir kendisi... Üniversitelerde başörtüsü yasağını o başlattı... O, “Yasak hemşerim” dedi ve ünlü yasak da başlamış oldu.

- CHP ÇİZGİSİ: Kenan Evren’in “Yasak hemşerim” dediği zamanlarda CHP yoktu, öncülleri vardı. Kenan Evren’in her yasağına itiraz eden bu öncüller, ilk kez, Evren’in bir yasağını pek bi’ beğendiler. Anında “Başörtüsü yasak olmalıdır, Kenan Paşamız haklıdır” pozisyonuna geçiverdiler.

- TURGUT ÖZAL: İktidar olup da muktedir olamadığı için hiçbir şey yapamadı üniversite kapılarında itilip kakılan başörtülüler için. Bir ara başörtüsünün adını “modern türban” olarak değiştirip bir şeyler yapmaya çalıştı ama nafile! Hakiki muktedirler “Türban da yasak hemşerim” diyerek noktayı koyuverdiler. Turgut Özal da işin peşini kovalamaktan vazgeçti.

- YILMAZ VE ÇİLLER: Bu ikisi ne yaptı başörtüsü yasağını kaldırmak için? Hiç! Hiçbir şey! Başörtüsü için bir şey yapmadılar ama yaptıkları şeyler vardı: Mesela Mesut Yılmaz imam hatip okullarının kapısına kilit vuran yasayı savundu, yasaya karşı çıkanlara “aydınlıktan korkan yarasalar” dedi. Mesela Tansu Çiller Amerika’lara, Avrupa’lara falan gidip “Bu türban yanlılarını ancak ben durdururum, beni destekleyin” dedi.

- BÜLENT ECEVİT: Öyle şeyler yaptı ki başörtüsüne karşı, neredeyse şampiyon oldu. Meclis’e giren başörtülü kadın milletvekili için “Bu hanıma haddini bildiriniz” dedi. Başörtüsüyle Meclis’e girmeyi devlete meydan okumak olarak değerlendirdi.

Partisinin milletvekilleri de Meclis’e giren başörtülü kadın milletvekiline yumruk sallayıp “Dışarı, dışarı” diye bağırarak utanç verici bir ayine imza attılar.

- SÜLEYMAN DEMİREL: Cumhurbaşkanı sıfatıyla başörtülü kadın milletvekiline “ajan provokatör” demesini geçtim... Yine aynı sıfatla üniversite kapısından kovulan başörtülü kızlara, “Burada size ekmek yok, hadi gidin Arabistan’da okuyun” dedi. Diyebildi...

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Yorgan gidip kavga bittikten sonra üniversitelerde başörtüsü özgürlüğü konusunda kısmen özgürlük yanlısı bir tutum alsa bile... Şöyle masaları falan yumruklayarak, “kimse kimsenin kılık kıyafetine karışmasın kardeşim, bırakın isteyen istediği gibi giyinsin, size ne” diyemedi, demesini bir türlü beceremedi.

Kısacası...

Yasakladılar, uğraştılar, mücadele ettiler, oyaladılar, zulme destek çıktılar, laf edemediler, laf etseler bile istismar için ettiler, tek bir adım bile atmadılar, halkın önemli bir kısmının talebini görmezden geldiler, gözlerini kapadılar, aleni düşmanlık yaptılar, dost gibi gözüküp düşmanlığa meylettiler falan...

Sonuçta ne oldu?

Şu oldu:

Halkın büyük bölümü, bu saçma, anlamsız ve haksız yasağı ortadan kaldırma potansiyeli taşıyan partiyi iktidara taşıdı, her girdiği seçimde oylarını arttırdı, muktedir olmasını sağladı.

Yani AK Parti’nin her girdiği seçimden daha büyük bir oy potansiyeliyle çıkmasını sağlayan biraz da diğer bütün partilerin başörtüsü yasağına karşı sergiledikleri sekter, lakayt, yasakçı ve etkisiz tutumlarıdır. (4)

Yukarıda anlatılanlardan anlaşılan,

-Başörtü serbestisine kadar iktidarda (Halk ve) Halkın değerlerinin olmadığıdır.

www.canmehmet.com

 

Devam edecek

-Türkiye’nin Batılılaştırılması bir tuzak mıydı? Doğrusu, Batılılaşmak değil de çağdaşlaşmak mı olmalıydı?

-Başımıza gelecekleri yaklaşık, 140 yıl evvel Türk dostu bir İngiliz diplomat anlatıyor

Resim: Web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar:

 (1)Rifat N. Bali, ‘Tarz-ı Hayat’tan Life Style’a Yeni Seçkinler, s. 330 (Alıntı: Türk Toplumunda aydın sınıfın anatomisi)

(2)Daha fazlası için bakınız: http://www.haber7.com/guncel/haber/282823-kursuden-indirilen-ihlli-kiz-konustu   GİRİŞ 26.11.2007 16:00 (İHA)

(3) Daha fazlası için: Hürriyet Haber 10.02.2008

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/turban-yasaginin-gecmisi-8201449

(4) Daha fazlası için bakınız: http://www.hurriyet.com.tr/turkiye-nasil-bu-hale-geldi-24890553

 

Zehra Nur Sarıoğlu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cevabınız için teşekkür ederim. Yalnız anlayamadığım bir konu var. İktidar olan milletimizi ayakta alkışlıyoruz demişsiniz. Kim iktidar oldu? Türk milleti mi yoksa AKP mi. Ben kendi adıma 16 senedir AKP'nin tek parti olarak iktidarda olduğunu düşünüyorum. Yarın beklendiği gibi AKP/MHP iktidara gelirse ne olacak? Selamlar

Matilla 
 12.04.2018 17:30
Cevap :
Değerli Mustafa Atilla Bey, Önceki bölümlerde hatırlanacağı üzere Çevre/Halk ile, Merkez/Yöneten/Elitlerin tanımı yapılmıştır. Bu doğrultuda Halk iktidarının görünen iki işareti vardır. 1)Ülke gelirinin, çoğunluk/Halk tarafından paylaşılıyor olması. 2)Halkın kültür değerlerinin devlet-hükümet-günlük yaşamda hayat bulması. Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne iktidar gücü, çeşitli yöntemlerle (buna darbeler de dahil) yapılan seçimlere rağmen sahibi olan halka teslim edilmemiş, engellenmiştir. Kanaatimize göre AK Parti'nin şahsında da Halkımız tam olarak iktidar değildir. "AKP/MHP İktidara gelirse ne olacak?" Sorunuza geirsek: Bu partiler, ülke gelirinin önemli kısmını halka aktarıyor ve halkın istekleri, Devlet-Hükümet doğrultusunda yer buluyorsa halk (yine) iktidarda demektir. Sorun: Yönetenlerin, ülke gelirini birkaç bin aileye (ve bankerlere) peşkeş çekmesi ve halkın iradesi dışında dönüştürülmesiyle başlamaktadır. İlgi ve görüşlerinize teşekkür ediyorum Sağlıcakla kalınız.  13.04.2018 15:23
 

Desenize Türkiye'nin gerçekleştirdiği ilk siyasal devrim baş örtüsü devrimi oldu. Ne mutlu Türküm diyene :) Selamlar

Matilla 
 11.04.2018 22:47
Cevap :
Değerli Mustafa Atilla Bey, Başörtüsü devrimi, gerçekte bir göstergedir. Halkımız bu devrimle (%60-70 derecesinde) tekrar iktidar sahibi olmuştur. "Ne mutlu Türküm diyene!" konusuna gelirsek, gerçeğinde bu ifade, "Türk" ırkını değil, Türkçe'nin varlığını iddia eder. Burada önemli bir iddia daha vardır: "Türkçülük-Milliyetçilik" ifadelerinin, 'Anadolu (aydın) kökenli değil, Avrupa ve Rusya üzerinden yapılan çalışmaların sonucu' olduğudur. Osmanlıda, "Türkçülük" kavramını, Musevi kökenli aydınlar pazara sunmuştur. Özetle, bu konuların üzerinde ağır sansür olduğu için henüz yeterince çalışma yapılmamış, yapanın da anasından emdiği burnundan getirilmiştir. Bu diziden sonra bu konu işlenecektir. Konuya ilginize ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  12.04.2018 16:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 945
Toplam yorum
: 2588
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1695
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster