Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '17

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
87
 

Gez Gör Yaz

Gez Gör Yaz
 

Herkese yeniden merhaba…

Milliyet Blog adresinde defalarca farklı konularla beraber olduk. Bu yazımda daha önce hiç denemediğim ancak her zaman diğer blogger arkadaşların yazılarını keyif ile okuduğum “seyahat” – “gezi” konulu yazılarım ile bir süre sizlere konuk olacağım…

Gerçekleştirmiş olduğum yurtiçi ve yurtdışı tecrübelerimi sizlere kısaca, küçük bir yol haritası çizermişçesine aktarmaya çalışacağım…

Bu yazımda, geçtiğimiz kış gerçekleştirmiş olduğumuz Almanya seyahatimize ilişkin küçük notlarla başlayacağım…

Almanya nüfusu, ekonomik, teknolojik anlamda gelişmişliği ile dikkat çeken bir ülke olurken, benim için yaşayan Türk nüfusu, görülecek tarihi yerleri ve bir kuble de olsa tarımı ile ilgimi çeken rüya ülke olarak kalmıştır.

Bu hayal ülkesi, eşim ve yakın arkadaşlarımızın Almanya’ya gidelim fikri ve mükemmel organizasyonu ile benim için hayalden çıkarak heyecan verici bir serüvene dönüştü.

Programımız Almanya’nın popüler yollarından olan “Romantik Stasse” yani “Romantik Yol” rotası ile netleşmiş ve şekillenmişti. Bu yol 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın kötü imajını toparlamak ve insanları ülkeye olan bakış açısını yumuşatmak adına popüler edilmiş bir güzergah. Bu güzergahı bizim gibi tercih eden 3.000.000 ziyaretçi olduğunu duyduğumda bu yolculuğa çıkmak için heyecanımın daha da arttığını belirtmek isterim.

Gezimize Nurnberg Albercht Dürer Havalimanında başladık. Güzel geçen bir uçak yolculuğu akabinde Almanya’nın puslu havası ile karşılandık. Ülkeye ilk defa giriyor olmanın heyecanı ve yanımda olan 1 uçak dolusu Türk’ün güveni ile ilk Pasaport kontrolünden neşe ile geçtiğimizin altını çizmek isterim.

Kişisel olarak en büyük derdim olan “Orada ulaşımı nasıl sağlayacağız?” sorunuma ise dostlarımız Türkiye’den gitmeden önce rezervasyon yaptırdığı Skoda-Rapid marka aracımız ile derdime derman oldular. Aracımızı teslim alarak yola heyecan ve mutluluk ile devam ettik.

Çok büyük bir artı parantez açarak, ülkeye ilk girişte daha Türk olmanın, Alman vatandaşları tarafından alışıla gelmişlik-rahatlık-dikkat çekmemek gibi durumları hissettiğimi söyleyebilirim. Yıllarca ülkelerine gelip giden, zaman zaman arıza çıkartan ama artık onlardan birisi olma çabasını başarabilen Türklere çok rahat davrandıklarını söyleyebilirim.

Nerede kalmıştık? Arabamızı kiraladıktan sonra hemen yola koyularak şehri ufaktan gezmeye başladık. Nürnberg şehrinin genel Alman mimari yapısını nasıl yansıttığını keyifle seyrettik. Dik çatılardan tutun, bir birini nizami olarak takip eden binalar ve “koyu yeşil” bitki örtüsü benim için dikkat çeken noktalardı. Şehirde ilk görmek için çabaladığımız devasa kiliseler ise heybetli yapıları ile adeta Alman disiplinini ön plana çıkartıyordu.

Belirtmeden edemeyeceğim ki, gezimizin her bir anını paylaşacak derece de keyifle yaşadık ancak her bir noktayı sizlere aktararak sıkmak istemediğimin de altını çizmek isterim.

Nürnberg gezimiz akabinde gece olduğunda Dettelbach ‘ta bulunan sevimli otelimiz Pelikan Otele geçiş yaptık. Kesinlikle fiyat/performansı başarılı olan bu seçim sonrasında sabah erken saatlerde yola koyularak Würzburg’a geçiş yaptık.

Alman mimarisinin sert çizgileri, keskin yapısı bu şehirde de bizi karşıladı diyebilirim. Yol boyunca incelemelerimde ise bölgede tarım açısından büyük öneme sahip hububat ekiminin yoğun olduğunu söyleyebilirim.

Würzburg’ta gerçekleştirdiğimiz şehir turunda da yine şehrin önemli kiliselerini ve yapılarını inceleme fırsatı yakaladık. Yılbaşının yaklaşıyor olması sebebi ile şehir merkezinde tatlı telaşenin olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Yerel tatları denemek adına en küçük fırsatları daha değerlendirerek, “aa bu neymiş” , “bununda tadına baksakmı” yorumları ve aksiyonları ile tatlı-tuzlu bir çok yeni lezzeti keşfetme fırsatı yakaladık.

Seyahatimizi planlarken de kısa kısa bir çok şehri görme, tecrübe etme politikamızı ve isteğimizi uygulamaya geçirmiştik. Yolumuzun üzerinde bulunan bir çok şehre kısada olsa girerek mutlaka küçük hatıralar kazanmaya çalıştık. Rothenburg’ ta bunlardan bir tanesiydi.

Ardından Ausburg a geçerek, uzun çarşı gezintisi ve yine tabi ki yeni lezzetler peşindeydik. Emin olun şu anda adını hatırlayamadığım bir çok kek diyebileceğimiz yada kurabiye diyebileceğimiz, damak tadımızı değiştirecek, bize bir tecrübe daha katacak lezzetin peşinden koştuk.

Aynı gece konakladığımız Füssen’de bulunan Appartent – Hotel San Marco ise bizim için farklı bir serüvendi. Gece geldiğimiz konaklama noktamızın bir göl kenarında olduğunu bilerek gelmiştik ancak geldiğimizde karşılaştığımız mükemmel manzara aslında sabah göreceğimizin sadece küçük bir kısmıymış. Çünkü sabah uyandığımızda karşımızda olan Alp Dağlarının üzerini örten bembeyaz bir örtü ve akabinde çarşaf gibi önümüze serilen bir göl. Bu muhteşem manzara karşısında ise bizler şaşkın bir halde, uzun uzadıya bu manzaranın, bu eşsiz doğa buluşmasının keyfini çıkartarak kahvaltımızı ettik.

Bu güzel başlangıcın ardından hafızamdan hiçbir zaman silinmeyecek olan Neuschwanstein Kalesi serüvenimiz başladı. Google da küçük bir arama yaptığınızda kalenin boyutu ve geçmişi hakkında sürpriz bilgiler alabileceğinizi öncelikle belirtmek isterim. Devasa bir yamaçta bulunan bu kaleye çıkış hikayemiz sanırım benim için bu yazının tek negatif yanı diyebilirim. Bu dik yamaçta bulunan kaleye çıkmak için bölgenin yöresel yöntemi olan at arabaları kullanılmakta. Ancak biz “biraz yürüyüş olur ya” modu ile yola yürüyerek koyulduk. Takribi 20 dakikalık sert bir yürüyüş sonrası enerjimizin sıfırlanması ve soğuk Alp Dağlarının esintileri eşliğinde yüksek efor, yolculuğumuzun en zorlu noktasını oluşturdu.

Gelelim Neuschwanstein Kalesine. Devasa boyutları ilk dikkat çeken nokta oldu. Ancak uzun hikayesini dinledikten sonra, kaleyi yapan kralın, kaleyi yaptırmak için halka yaşattığı zorluklar, bu kale uğruna ölümü, içerisinde bulunan onlarca oda, kale içerisinde bulunan mağara, gibi birçok şaşırtıcı noktası ile de bizi büyülemeyi başarmıştı hınzır.

Bu yorucu tecrübe sonrasında şahsen heyecan ile beklediğim Münih ‘e geçiş zamanımız gelmişti.

Almanya denildiğinde akla gelen, ilk gideceğimiz programı okuduğumda heyecanlandıran şehir Münih ‘e gelmiştik. Bu şehir gerçekten bir metropol olmuş diyebileceğinizi daha ilk dakikadan size hissettiren bir şehir.

İlk noktamız Alianz Arena olmuştu. Devasa yapısı ile mükemmel düzeyde ki düzeni ile “adamlar yapmış” tabirini kullanmanın tam yeri ve zamanıydı diyebilirim.

Daha sonra şehirde bulunan tarihi binaları, eski hükümet konağı, kilise ve mimarisi ile meşhur tüm noktaları gezerek mükemmel bir tur ile günümüzü tamamladık.

Sizlere Münih ile ilgili maceralarımızı, gezdiğimiz ve ziyaret ettiğimiz noktaları, farklı bir yazımda sadece Mühin’i anlatarak paylaşma gayesindeyim. Bu nedenle bu yazımda bu noktamızı çok kısa geçerek sizleri bir sonraki yazıma davet etmek istiyorum.

Atlamadan geçmek istemiyorum ki, bu gezinin mükemmel haline gelmesini sağlayan eşim Sinem’, dostlarımız Meltem ve Arda ‘ya yürekten ve kocaman selam olsun…

Tekrar görüşmek üzere…

Herkese sağlıklı, huzurlu, mutlu günler…

Burak Uğur

 

 

 

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 826
Kayıt tarihi
: 04.01.13
 
 

Burak Uğur 1989 yılında Bandırma'da doğdu. İlk ve Orta öğretimini tamamladıktan sonra, Bandırma A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster