Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
122
 

Hans ve Mara'nın hayali

Hans ve Mara'nın hayali
 

Burcu Göker,Eric Jenkins ve Prof.Hans Ternes


Bir önceki yazımda Burcu Göker'in Lawrence Üniversite'sindeki  Almanca Profesörü Hans Ternes'le tanışmasını ve Hans Ternes'in Almanya'dan Amerika'ya göç hikayesini anlatmıştım. Burcu ve Eric'le tanışan Hans sanırım  bu çocukların özellikle Burcu'nun hayat görüşünde, çalışma isteğinde ve mücadelesinde kendi izlerini görüyordu.. Bu gençlere öğrenciden daha büyük bir yakınlık duyan Hans ile eşi Mara kendi çocukları büyüyüp uzaklara gittiği için olsa gerek  Burcu ve Eric'i kendi çocukları gibi benimsiyor. Macar asıllı bir ressam olan Mara Burcu'yu zayıf ve iştahsız gördüğü için kendi coğrafyasının yemeklerinden yapıp beslemeye çalışıyor, derslerde son derece ciddi ve otoriter olan Hans ders dışı zamanlarda Burcu ve Eric'in sorunlarına bir baba şefkatı ile eğiliyor. Kısacası Burcu ve Eric'e Wiskonsin de çok sıcak ve samimi bir aile ortamı sağlıyorlar. Ben kendilerini mezuniyet   töreni için gittiğimiz  yıl tanıdım. Lawrence Üniversite'nin bulunduğu Wisconsin Sikago havaalanına 3 saat araba mesafesinde idi. Bizim Amerika'ya indiğimiz günün gecesı Burcu'nun büyük bir mezuniyet konseri vardı ve Burcu  gelip bizi havaalanından alamayacaktı. Bu kadar yoğun bir konser provası arasında 6 saatlik bir araba yolculuğu yapması imkansızdı. Bizi havaalanından karşılayıp otomobil ile Wiskonsin'e  götürme görevini büyük bir istekle Hans üstlenmiş. Havaalanından bizi karşılayacak,Wisconsin'e götürecek, otele yerleştirecek ve daha sonra alıp konser salonuna götürecekti. O yaştaki bir kişi için bu kadar uzak ve meşakketli bir yolculuk,onu tanımayan kişilere  biraz garip gelebilir. Ayrıca biz birbirimiz hiç tanımıyorduk ve alanda nasıl tanışacaktık. O sadece bizim Türkiye'den gelen yaşlı bir karı koca olduğumuzu, biz de onun kızıl saçlı yaşlı bir adam olduğunu biliyorduk. Ama inanın bu bilgilere bile gerek yokmuş. Şikago'da uçaktan inip, eşyalarımızı alıp çıkışa yürürken  bize sevgi ile kucak açan kızıl saçlı harika adamı görünce Burcu'nun ve Eric'in neden onu bu kadar çok sevdiğini anladık. Yaşına ve iki sene önce geçirdiği çok önemli bir hastalığın ameliyatına rağmen büyük bir özveri ile bu kadar yolu gelip , bizi bu kadar candan karşılayan adamın sevgisi görülmeye değerdi. O zaman anladımki  Burcu, Hans'ı tanımakla bir aile elde etmekle kalmamış, bizimle tanıştırarak bize de  yaşamımız boyunca sadık bir dost kazandırmıştı. İlerleyen günlerde konserde, mezuniyet törenlerinde, törenin ardından Burcu ve Eric için Hans ve Mara'nın verdiği davette, Burcu,Eric ve Hans'in beraber verdiği konserde bu dostluğumuz iyice pekişti. Daha sonraki yıllarda Hans ve Mara bizi ziyarete Türkiye'ye geldiler. Çok merak ettikleri, bizden duyarak uzaktan hayran oldukları ülkemizi gezdiler, İstanbul'da ve yazlık evimizde misafirimiz oldular. Çok güzel ve unutulmayacak ortak anılarımız oldu. Daha sonra ben Amerika'ya gittiğimde gene onları ziyaret ettim. Şimdi mesajlaşıyoruz, birbirimize gündelik yaşamımızdan resimler, haberler gönderiyoruz.. Hans Üniversiteden emekli oldu ve Mara ile Florida'ya yerleşti.  Şu anda sıcak bir iklimde yıllardır özlediği  yaşamı sürüyor. Akordiyonunu çalıyor, balık tutuyor, birasını içiyor, Mara'nın resimleri ile dalga geçiyor. Ama bütün bunlara biz sebep olduk. Onu da anlatayım.

Hans ve Mara Türkiye'yı ziyaretlerinde onları tatil yapmaları için yazlık evimizin olduğu Avşa adasına götürdük. Avşa'ya  giderken adanın ve evimizin fazla konforlu olmadığını ve köy yaşamına kendilerini hazırlamalarını söyledik. Ben hiç tahmin etmiyordum. Adayı ve köy yaşamını çok beğendiler. Hatta bahcivan, taksi şöförü ve ada ahalisinin İngilizce ve Almanca'yı çatpat konuşması çok hoşlarına gitti. Türkiye'de herkes yabancı dil biliyor diye bir kanıya vardilar. Birgün Hans, Burcu, Mara ve ben sahilde oturup deniz seyrederken bir balıkçının sandalı ile kıyıdan geçtığını gördük. Balıkçı kıçtan takmalı sandalda ayağa kalkmış birasını içiyor ve sahili seyrediyordu. Ayrıca sandalda balıkçının teybinde Candan Erçetin'in bir kaseti çalıyordu. Bu olayı gören Hans birden ayaga fırladı ve yüksek sesle şunu söyledi. İşte hayat bu. Yıllardır Wisconsin'de karlı, kapalı havada yaşayan, güneşi sadece yılda birkaç ay gören Hans'in bu güneşli, sıcak  kumsalda bira içen, başka bir şey düşünmeyen balıkçı ve müzik çok hoşuna gitmişti. O yıl Hans döndükten sonra Üniversite'deki görevinden emekli oldu ve Florida'da denız kıyısında bir ve yerleşti. Simdi orada Mara ile yaşıyor. Geçen yıl ben giderken ona Candan Erçetin'in kasetini götürdüm.O gün çalan kaset miydi ,hatırlamıyorum ama ....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 526
Toplam yorum
: 624
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 545
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster