Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mukaddesçe konuşan satırlar

http://blog.milliyet.com.tr/blog.mukaddes

08 Şubat '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
64
 

Huzur Zamanı

Huzur Zamanı
 

Sabahın buğulu havasına ve ayazına rağmen sahildeki kalabalık giderek artıyordu. Ha bire coşan denize martıların çığlıkları da eşlik ediyor, muhteşem birlikteliğin yankıları kumsalı dolduruyordu. Böyle havalarda hararetinden ödün vermeyen Belediyenin tesisi sıradan bir günün canlılığını yaşıyordu. . Suların alabora olmasıyla dışarıdaki masalar alabildiğine ıslanıyor serpilen dalgalardan yönünü bulmakta zorlanan kedilerde nasibini alıyordu. 
 
Martıların o anlardaki birlikteliği ve uyumu gözden kaçırılmayacak kadar özel anlara tanıklık ediyordu. Eşsiz manzarayı kaçırmamak için deklanşöre basanlar bir yana oltasıyla saatlerdir bu havada balık tutmaya çalışanların keyfine de diyecek yoktu. Balık tutmayı başaranların sevinçleri gibi tutamayanların sabırlı ama kanaatkar bekleyişleri huzurun tarifiydi sanki. Limandaki hararetli sohbete yabancı kalmaksa olanaksızdı. Farklı şehirlerden gelen konuklara ev sahipliği yapan ortam başka ülkelerden gelen misafirleri için de konuksever tutumunu sürdürüyordu. Mekanın sıcaklığı mesafelerin uzaklığını yakınlaştırmış, samimi tavır dillerden öte duygulardaki ahengi ve içtenliği tüm samimiyetiyle ortaya koyuyordu.
 
Masaların arasına uzanan köpekler derin bir uykunun mahmurluğuyla hafifçe başlarını uzatıp camdan dışarıyı izliyordu. Dışarıdaki masaların tamamı ıslanmış olduğundan içerisi her zamankinden daha kalabalıktı. Buna rağmen sipariş vermeye yeltenen kalabalık kasaya doğru ilerlediğinde sırasına riayet ediyordu. Kasanın diğer yanındaki çay ve kahve makinesi yoğun bir meşguliyetin odak noktasıydı. Bir yanda yıkanan bardaklar diğer yanda telaşlı bir şekilde tepsilere döşenen poğaça ve börekler vitrine konulduğu anda tükeniyordu.
 
Ara sıra serpiştiren yağmurun serinliğine karşın ortamın sıcaklığı buğu tesiri yapıyor, görüş mesafemiz kısa süreli de olsa etkisini kaybediyordu. Yağmurdan en çok muzdarip olan ekmek arası balık yapan tekneydi kuşkusuz. Sahil boyunca kurdukları masa ve sandalyeler ıslandıkça defalarca kurulanıyordu. 
 
Dışarıya çıktığımda iyot kokusuna karışan yağmur havası etkisini iyiden iyiye hissettiriyordu. Havadaki soğuğa rağmen yaşlıca birisinin deniz kıyısına sürüklenen midye kabuklarını toplaması pek de rastlanan bir durum değildi. Elindeki kabukların birbiriyle uyumlarına bakılırsa bu işten de anlıyordu. Bir müddet sonra poşetteki midyeleri deniz suyuyla iyice yıkayarak bir bezle hafifçe sildi. Minik delikler açtıktan sonra kabuklarla çeşitli desenler oluşturarak misinaya dizdi. El çabukluğundan ve kıvraklığından öyle etkilenmiştim ki yaptığı işin zarafeti kadar izlemesi de keyifliydi.
 
Yetmişli  yaşların  yorgunluğu bir yana  dinçliği ve yüzündeki  rahatlık ifadesi  huzur timsali  gibiydi. Görüntüsüyle uyumsuz olan sadece elleriydi sanki. Bedenine yayılan huzur, sözlerine de yansıyor, uzun uzadıya nefes alışından sonraki dinginliği ister istemez dinleyene de sirayet ediyordu. Her ne kadar içten bir muhabbete kendimi şartlandırmış olsam da bakışlarımı ellerinden alamıyordum.
 
O  eller  de  öyle  izler  vardı ki  hikayesini  okumak  için  ellerine bakmak yeterliydi. Bir çırpının ince dallarını andıran damarlarına nazaran derisi sonbahar yaprakları kadar kuru ve soluk renkliydi. Bu eller tüm mevsimleri yaşayıp sonbaharda karar kılmış gibi güneş renkleriyle kuşanmıştı. Çehresi, görünümünden çok bakışların ellerinde toplanması bir nevide yaptığı işle alakalıydı. Anlattığına göre belirgin bir işi olmamış. Bir zamanlar çiftçilik yapmış daha sonra da ara işlerinde çalışmış. Çocukları iyi koşullarda yaşasın diye yapmadığı iş kalmamış. Dört tane kızı varmış, hepsini de okutmuş, evlendirmiş. İki yıl önce eşini kaybedince acısını bir nebze olsun unutmak için bu işe başlamış. Yaşadığı müddetçe de devam etmek niyetindeymiş. Başlarda eşe dosta hediye etmek için bileklik, kolye yapıyormuş ama talepler öyle artmış ki siparişler ardı ardına sıralanmış.
 
Bazı insanlar vardır tanıştıktan bir müddet sonra unutursunuz size hissettirdiklerini. Bu yaşlı nasırlı ellerin izleri kolayca unutulmayacak kadar derindi zihnimde. Bir yandan çalışırken diğer yandan anlattığı hikayesinin benim için özel olduğunu onu izlerken anlamıştım.
 
Eller... İnsanların hikayesi varsa ellerinde olmalı. Kıvrak, yorgun, nazik ve nasırlı eller. Kuruluğuyla canı çekilmiş bir elin aksesuarlara yaşanmışlık katması. Hayalleri besleyen, umutlarla beslenen eller. Yaşayan ve yaşatan, imkansızlığa meydan okuyan eli öpülesi eller. O ellerin umutları her dem taze olmalı. Olmalı ki hayat sunsun yaşamı kutsal bilenlere. Olabilmeli elbette...
 
 
 
 
https://dilimkalemim.blogspot.com.tr/2018/02/huzur-zaman.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Duygu ve düşüncelerin etkisiyle içte oluşan bir huzur olmalı.Öylesine ki böylesi bir yapı yetenek geliştirmeye de hazırlar elleri.Oltaya takılan balığı hiç kaçırmayanla çok kaçıran gibi...Güzel ve farklı havalar da insana çok şeyler ekler.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 09.02.2018 21:22
Cevap :
"Duygu ve düşüncelerle gelişen" ne güzel söylemişsiniz asıl huzurun kaynakları bunlar olmalı ki duygu ve düşüncede sıkıntı varsa haklısınız akıl, yürek ve bunların yansıması eller de kendine düşen görevleri yerine getiremiyor. Yorumunuz ve görüşleriniz için teşekkürler. Her daim saygı ve selamlarımla...  10.02.2018 12:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 869
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 441
Kayıt tarihi
: 31.01.13
 
 

İşletme Fakültesi mezunuyum. Kamu sektöründe çalışmakta iken malulen emekliye ayrıldım. Kitap oku..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster