e-posta şifre      Şifremi unuttum - Aktivasyon maili gönder
Celal ÇELİK http://blog.milliyet.com.tr/celalcelik
Ana Sayfam Hakkımda Bloglarım Mesajlarım Galerilerim Milliyet Yorumlarım Blog Yorumlarım   Önerilerim
Arama
Tüm kategoriler
Hakkımda

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. Bukowski, JD Salinger, Kundera...





Kategori:
Gündelik Yaşam

   Blog habercisi!
   Blog yazarına mesaj yaz!

Yazdığım konular
Alışveriş - Moda (1)
Anılar (7)
Anneler Günü (1)
Astroloji (3)
Aşk - Evlilik (6)
Basın Yayın / Medya (9)
Bayramlar (2)
Ben Bildiriyorum (5)
Bilim (1)
Blog (52)
Çevre Bilinci (1)
Deneme (14)
Doğal Hayat / Çevre (2)
Dostluk (2)
Dünya (2)
Dünya Kadınlar Günü (1)
Edebiyat (6)
Eğitim (5)
Ekonomi - Finans (5)
Etkinlikler / Festivaller (1)
Felsefe (3)
Fotoğraf (1)
Futbol (5)
Genel Sağlık (1)
Gezi - Tatil (4)
Güncel (47)
Gündelik Yaşam (57)
Haber (33)
Hayvanlar Alemi (2)
İlişkiler (17)
İnsan Kaynakları (1)
Kent Yaşamı (7)
Kitap (1)
Kültür - Sanat (1)
Küresel Isınma (1)
Magazin (4)
Mizah (21)
Müzik (1)
Öykü (33)
Özel Günler (2)
Parti (2)
Psikoloji (2)
Seçim (1)
Sevgililer Günü (1)
Sinema (6)
Sivil Toplum (1)
Siyaset (66)
Sosyoloji (15)
Şiir (2)
Tarih (5)
Teknoloji (2)
Yemek - Mutfak (2)
Yılbaşı (1)
Yazdığım gruplar
Aşkın Halleri (35)
Benim Seçtiklerim (10)
Bloglama (36)
Çok okunanlar (11)
Hüzün Öyküleri (46)
Küçük/Büyük Şeyler (59)
Perspektif (162)
Tarihten Güncele (5)
Galerilerim
Ayyuş (7)
İki Dil Bir Bavul: Bavulun içindeki biz
Zılkif
Yazarın diğer bloglarından
Recep İvedik-3 bizim için adeta bir üçüncü peygamber gibidir! - Güncel / 04.02.2010 01:58:10
Ordu İyi de Genelkurmay Başkanları Kötü! - Güncel / 03.02.2010 15:26:58
Demek ki yaşlanmak böyle bir şey - Gündelik Yaşam / 02.02.2010 01:29:52
tümü
Twitter Milliyet Blog
Sinema  -  26.10.2009 - 11:39 

Çoktandır sinemaya gitmemiştim. Dün sabah gazetede “İki Dil Bir Bavul” filminin kritiklerini okuyunca bu filmi sinemada izlemeye karar verdim. Her şeyden önce konusu ilgimi çekmişti. Bir Türk öğretmenin bir Kürt köyünde geçirdiği bir yılı anlatan bir yarı-belgesel filmdi. Filmin hakkında çıkan hemen hemen bütün yazılar olumluydu, ancak benzer tanıtım-eleştiri yazılarını okuyup gittiğim filmlerde hayal kırıklığına uğradığımdan beklentimi fazla yükseltmeden sinemanın yolunu tuttum. Film başlayıp birkaç sahnesi geride kaldıktan sonra o olumlu yazılara hak verdim.


Öğretmenliğe o yıl adım atan Denizlili Emre Aydın, kurada Urfa’nın Siverek ilçesinin Demirci köyünü çeker. Emre Aydın, şehirde doğup büyümüş, köy hayatını hiç bilmeyen bir gençtir. Köyün, köy hayatının şehirdekinden farklı olacağını az çok tahmin etse de Demirci köyünde beklediğinden çok daha vahim bir tabloyla karşılaşır. Yoksulluk, susuzluk, ikide bir kesilen elektrikler, okul binasının, öğretmen lojmanının kırık dökük hali… Yalnızlığı… Ancak önceden hiç hesap etmediği, bunlardan çok daha önemli bir sorunla karşılaşır: Öğrencileri, özellikle de okula o yıl başlayan çocuklar tek kelime Türkçe konuşamamaktadırlar. Kendisi de Kürtçe bilmeyen Emre öğretmen ve öğrencileri büyük bir iletişim sorunuyla karşı karşıyadır.

Film, Emre öğretmeninin ve öğrencilerinin bu sorun karşısında yaşadıklarını, bocalamalarını ve biraz da hayal kırıklığını anlatıyor. İki Dil Bir Bavul’u, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun iki arkadaş olan İstanbul doğumlu Türk kökenli Orhan Eskiköy ile Muş Varto doğumlu Kürt kökenli Özgür Doğan yapıp yönetmiş. Filmin hikâyesi Özgür Doğan’ın ilkokul anılarıyla benzerlikler taşıyor. O da filmdeki Kürt çocuklar gibi ilkokula başladığında Türkçe bilmiyormuş ve filmdeki genç, tecrübesiz ama anlayışlı, demokrat karakterli Emre öğretmeninin tersine, çocuklara evlerinde bile Kürtçe konuşmayı yasaklayan otoriter öğretmenleri varmış. Bu “otorite”nin de kaba dayakla sağlandığını o öğretmenler ve Kürt çocukları iyi bilir.


Film bir belgesel olmasına rağmen anlatıcı/üst ses kullanılmamış. Olan biteni Emre öğretmeninin çocuklar ve köylülerle diyalogları ile annesiyle yaptığı telefon konuşmalarından takip ediyoruz. Bu yöntem müthiş bir gerçeklik duygusu yaratıyor. Film izlemiyoruz , adeta o sınıfta, o köy evlerinde bir köşede durmuş o yaşantılara anbean tanıklık ediyoruz. Tabii bu tanıklığı bizim yerimize kamera yapıyor. Öğretmenin, çocukların Türkçe, kendisinin ise Kürtçe bilmemesi nedeniyle yaşadıkları iletişim güçlüğünün yarattığı umutsuzluğu annesiyle yaptığı telefon görüşmelerinden anlıyoruz. Bu telefon konuşmaları kurmaca değil, gerçek. Dokuz ay boyunca Demirci köyüne gidip gelen, 75 gün orada yaşayan film ekibi, Emre öğretmene, “hadi al telefonu da annenle konuşurmuş gibi yap” demiyor ya da bir tekst ezberletip onu kameraya konuşturmuyor; annesinden telefon geldiği ya da onu arayacağı zaman hemen kamerayı çalıştırıp çekime başlıyorlar.

İki Dil Bir Bavul, anadilde eğitim sorununu/gerçeğini çok yalın biçimde sergiliyor. Okulun konfor eksikliği, köyün, köylülerin yoksulluğu, uzaklığı gibi olumsuzluklar bir yana, o köyde, o bölgede eğitimde en büyük sorunun dil olduğunu görüyoruz. Evinde, sokağında Kürtçe konuşan, anadili Kürtçe olan çocuklar okula başlayınca tek kelimesini bile anlamadıkları bir dille eğitime zorlanıyorlar. Okuma yazmayı, derslerin içeriğini anlamak şöyle dursun, tuvalete gitmek istediklerini bile anlatamıyorlar öğretmene… Emre öğretmeni bir sahnede dakikalar boyunca bir öğrencisine “tuvalete gidebilir miyim?” cümlesini ezberletmeye çalışırken görüyoruz. Annesiyle yaptığı bir telefon konuşmasında ise “ben bunlara bu yıl ancak okuma yazmayı, biraz da Türkçe konuşmayı öğretebilirim” diyor. Yani kendi dilinde öğrenim gören akranları ikinci sınıfa geçtiklerinde bir sürü bilgiyle donanırken o çocuklar daha ilkokul birinci sınıfın ilk sömestrini tamamlamış olacaklar. Sonra da –eğer okuyabilirlerse- sınavlara girip kendi dilinde eğitim gören çocuklarla yarışacaklar. Bu sınavı kazanmalarına imkân var mı sizce? Bu durumda tüm sınavlarda en başarısız öğrencilerin, okulların hep Doğu illerinden çıkması sürpriz mi? Ve Kürtlerin yoksul kalması, okuyamaması, devlet kademelerinde bir yere gelememesi, yasadışı işlere sapması, onların doğuştan aptal, yeteneksiz, kötü huylu olmalarından mı kaynaklanıyor sizce?

Dil meselesiyle köydeki okul dışındaki hayattan sahnelerde de komik diyalog ve anekdotlarla da karşılaşıyoruz. Misafir olduğu bir evde Emre öğretmen çocuklarla iletişim kurma güçlüğünden söz ederken ev sahibi köylü “benim esas dilim Kürtçe, yabancı dilim Türkçedir; çünkü ben Türkçeyi 15 yaşımda öğrendim” diyor; ve ardından ekliyor “hem bu arada sen de yabancı dil öğrenmiş oluyorsun”!


Film bu büyük ve ciddi sorunu tarafsız, objektif, neredeyse tamamen apolitik ve çok insancıl, çok yalın ve duru biçimde yansıtıyor. Suçlayıcı, intikamcı, çatışmacı, teşhir etmeye yönelik bir dil kullanmıyor. Sloganlardan, klişelerden hareket etmiyor. İlle de bir mesaj vereyim diye zorlamıyor (çünkü anlamak isteyenlere bizzat filmin kendisi bir mesaj). Doğru dürüst Türkçe cümle kuramayan Kürt çocukların her sabah “Türküm, doğruyum (….) varlığım Türk varlığına armağan olsun” andını okudukları andaki hallerini çıplak haliyle yansıtmak en tumturaklı siyasi tespitlerden çok daha vurucu bir mesaj.


Filmde “rol alan” demeyelim de yer alan oyuncuların, başta öğretmen Emre Aydın ve öğrencileri olmak üzere, tümü hem gerçek hem de gerçekten sahici. Zaten yönetmenler onlara hiçbir zaman şöyle yapın böyle yapın dememiş, sadece çocuklara “kameraya bakmayın” demişler. Filmin öğretmenden sonra akılda kalan diğer kişileri sevimli Zülküf (Kürtçe telaffuzuyla “Zılkif”) ve Rojda…


Bu filmi görmenizi tavsiye ederim. Katıldığı birçok film festivalinden ödülle dönmüş, kısacık, dupduru ve alabildiğine hakiki bir film… Özellikle de Kürtler, Kürt dili, Kürt sorunu üzerine uzaktan ahkâm kesip zart zurt edenlerin, “Kürtlerin bizden neleri eksik?” diye soranların ( bu lafım sana değil Nazan! :), “ekmeğimin yarısını onlar alıyor” diye zırlayanların, Kürtlere hak verilmesin diye dağa çıkma tehdidi savuran gözü dönmüşlerin, barış girişimlerinden rahatsız olup kurdeşen döken Baykal gibilerin bu filmi mutlaka görmesi lazım. Tabii "anlamak" gibi bir dertleri varsa...

Film hakkında ayrıntılı bilgi için: http://www.perisanfilm.com/school/index.php

Önerdiğim Bloglar (3)
[Siyaset] Yeni Trend "AKP sivil vesayet kuruyor" - Yıldız Nihat
[Gündelik Yaşam] Takip - Kerem Oğuz
[Güncel] Aramıza hoş geldin İlhan Abi… - Bibliyofil
tümü »
Bu blog şu ana kadar 856 kez görüntülenmiştir..
« Blog yazarının önceki blogu Blog yazarının sonraki blogu »
« Bu kategorideki önceki blog Bu kategorideki sonraki blog »

Bu blog Sinema sitemizde de yayınlanmaktadır...
Bu blog Editör'den Öneriler bölümünde yayınlanmıştır...
  Yorum yaz   Soru sor   Gönder     Yazdır   Hata bildir
Bu blogu paylaş
Facebook Google Yahoo Mixx Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Uyarı: Milliyet Blog kullanıcıları ve üyeleri, üçüncü kişilerin telif hakkı sahibi bulunduğu her türlü fikri eser, fotoğraf, resim vb. materyal ve ürünleri kullanamazlar. Blog kullanıcı ve yazarlarının, üçüncü kişilerin telif hakkı sahibi olduğu yazı, resim vb. ürünleri kullanması durumunda, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk kendilerine aittir. Söz konusu haksız kullanım nedeniyle Milliyet İnternet Hizmetleri A.Ş. nin hiçbir hukuki sorumluluğunu bulunmamakta olup, haksız kullanım nedeniyle Milliyet İnternet Hizmetleri A.Ş. nin üçüncü kişilere ödemek zorunda kalabileceği her türlü tazminat ve/veya adli/idari para cezaları Blog kullanıcılarına rücu edilecektir.
Diğer blog yazarlarımızdan
Kategori: İnançlar

İmana zulüm karıştırmak

'İmana zulüm karıştırmak' insanın, Allah'ın büyüklüğünü, gücünü kavramasına, dünyada ve ahirette gerçek mutluluğu ve kurtuluşu için hak dine uyması gerektiğini bilmesine rağmen, din dışı ahlâk özelliklerinden kopamamasıdır. Kur’an’da imanını z...

Elif Alaca
07.02.2010 08:45:04
Kategori: Siyaset

Emasya!

Emaysa Nedir?

Bunu kaç kişi biliyor halk arasında merak ediyorum… Son günlerde sıkça duyduğumuz bir kelime değil mi?

Ben bile bu kelimeyi şu son bir ay içinde duymaya başladım ilk duyduğumda acaba Amasya elmasıyla bir ilgisi var...

Aysen Aydın
06.02.2010 13:09:46
Kategori: Blog

Süleyman Ekim’in yazılarını okumak için, günde 1 yazıdan, 20 yıl gerekli; Ekim’i okumak zaman kaybı

Günde 1 yumurta yeseniz…

Haftada 7.

Ayda 30.

Yılda 365.

10 yılda 3650.

20 yılda 7300.

***

Günde 2 bardak süt içseniz…

Ayda 60.

Yılda 730.

10 yılda 7300.

20 yıl...

Süleyman EKİM
03.02.2010 18:25:51
Kategori: Deneme

Seçemediğimiz hep üzüntü kaynağımız olur, aklımız da o seçemediğimizde kalabilir

Birine karar vermek, diğerini kaybetmek demektir.

Çünkü aynı anda, iki yerde olmazsınız.

İkiye de bölünemezseniz.

Bunlar aklıma "O Kadın" adlı filmini izlerken geldi. Aklımda kalan da Er...

stilwater
03.02.2010 23:11:07
Kategori: Teknoloji

Yeni savaş konsepti

(Kozmik Savaşları - I)

Kozmik kelimesi bilim dışı insanların pek sözünü ettiği, okumalarında fazlaca karşılaştığı bir kelime değildir. Halkın, magazin olmuş bilim haberleri dışında da pek dikkatini çekmez. Anlamı; uzaya ait yada uzayı bil...

Murat SEVGİ
03.02.2010 20:21:22
Milliyet.com.tr Milliyet Emlak Real Age Arabam.com Hangisinegitsek.com Araki Bulaki BizeBiz 486314