Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '17

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
211
 

İstanbul Sen Nasıl Dünyanın En Güzel Şehri Oldun?

İstanbul Sen Nasıl Dünyanın En Güzel Şehri Oldun?
 

İSTANBUL - NAZAN ŞARA ŞATANA


 

İstanbul’u anlatmak istiyorum sizlere dediğimde;

“Daha neyi kaldı İstanbul’un”

Diyecekseniz inanın çok yanılırsınız.

Daha neyi anlatıldı ki?

 

İlk defa İstanbul nasıl olmuş?

Kimler gelmişler?

Ve sonra neler olmuş?

Buyurunuz lütfen…

 

 

Defli tapınağı varmış, orada bir kâhin! Aslında ne olduysa o kâhinin sözlerinden sonra olmuş.

Kâhin seçmiş buraları, o gidelim demiş.

Yani kâhinin öğüdü buralarda olmalarının sebebi!

Neyse seçmişler.

 

Sonra komutanlarının adından da esinlenmişler. Demişler ki biz buranın adını Bizantionkoyalım.

 

Öyle de yapmışlar.

Ondan sonra pek çok istilalara uğramışlar.

Bu da o dönem için oldukça normal bir şeymiş.

İlk mağlubiyetleri acı olmuş. Bithynialılar tarafından yağmalanmışlar.

Ele geçirilmişler.

Ortalık iyice karışmış. Ana baba günü misali.

Makedonyalıların tehditlerinden korkmuşlar garipler ne yapsınlar.

 

Bizantion Roma’dan yardım istemiş.

İşte olanların ikinci perdesi bu yardım isteğinden sonra olmuş ki ne olmak asırlar süren kalıcılık baki olmuş diyebiliriz artık.

 

Kent artık Roma egemenliğinin altına geçmiş.

Önceleri idari sonraları Bithnia-Pontus eyaletinin bir parçası oluvermiş.

Peki, ne olmuş?

700 yıllık kent devleti statüsü sona ermiş.

Surlar değişen imparatorluklarla yıkılmış. Yeniden yapılmış.

Kent yıkılıyor yeniden inşa ediliyor. Üstelik bu çeşitli dönemlerde tekrarlanıyor.

 

Yıllar, asırlar yine ses ya da ışık hızıyla değişirken kentin de değişimleri durmadan değişiyor.

 

Kentte her dönem yeni binalar, sokaklar yapılıyor.

Hipodrom inşaatı başladığında kent artık bayağı ileri düzeydeki kentlerin arasına girmiş. 269’da Gotların saldırısı da tam tuz biber olmuş şehrin üstüne…

 

Zaferlerine istinaden deniz kıyısına yakın bir yere sütunlarını dikmişler.

Burası onlara da kalmamış. 313’de Nicomedialılar kenti ele geçirdiklerinde yaptıklarına az yanmamışlardır düşünüyorum da!

 

Tabi garip şeyler de oluyormuş.

 

Bir örnek vermek gerektiğinde şöyle diyebiliriz.

I.Constantinus, Nicomedialılar’la yaptığı savaşı kazanıyor ve kenti geri alıyor.

Bu hoş bir şey herhalde!

Eski şehirlerine kavuşuyorlar.

 

Burayı Roma İmparatorluğunun başkenti ilan ediyorlar.

 

Bizantion Roma’nın Doğusunun yönetim merkezi olunca; Kentin dünya kültürü ve siyaseti içindeki önemli rolünü de belirlemiş oluyor.

 

Romanın soyluları geliyor kentin nüfusu artıkça artıyor.

Şehrin imarı da artık değişiyor. Kolay değil koskoca başkent üstelik Roma İmparatorluğunun başkenti.

 

Limanlar yapılıyor, su tesisleri yeniden düzenleniyor. Kent içi su dağıtım sistemlerinin temelleri atılıyor.

Savunmada düşünülüyor ve yeni surlar yapılıyor.

Hipodrom o dönemlerde çok önemli. Buraya yapılanda çok büyük çok heybetli…

Ses getirenlerden yani!

Tabi hipodrom duvarlarının üstleri heykellerle süsleniyor.

Her yeri at heykelleri sarmaya başlıyor.

 

Derken - Bir eyvah daha!

 

Kent Latinler tarafından istila ediliyor atlar doğruca Venedik’e, San Marco Meydanına gidiyor.

 

Sultanahmet Meydanı yani Hipodromun olduğu yer,

İmparatorluk sarayı yani Sultanahmet camisinin olduğu yer.

 

Anıtsal ibadethaneler ki bunlardan biri çok önemli. Akropolis yani Topkapı Sarayının olduğu yer.

 

Buralarda önceleri yeni Roma adı ile anılıyorken!

Bundan sonra;

Kent I.Constantinus’un kendi adıyla özdeşleşmiş ve şehre 330 yılında Constontinopolis denmiş.

 

Burası gittikçe önemli bir yer olmasını sürdürmüş.

 

Önce Aya İrini, ardında da 360 yılında Ayasofya kiliselerini yaptıran Constantinus kentin yüzünü her geçen gün değiştirmeye ve daha iyi daha önemli bir yer haline getirmeye başlamış.

476 ‘da Doğu Roma İmparatorluğu Bizans İmparatorluğuna dönüşünce burası bu yeni imparatorluğun haliyle başkenti oluvermiş.

 

Bu artık yükseliş devridir.

 

Eskiler onarılmış, yenilenmiş. Ayasofya bir daha elden geçirilmiş.

Şehirdeki daha önceki veba salgınının kökü tamamen kazınmış.

Olanlar bununla kalmamış ki!

Bu büyük bu heybetli şehir; Sasaniler, Avarlar, Bulgarlar, Müslüman Araplar sonra da Ruslar tarafından kuşatılmış.

 

Neticede 1204’de kent haçlılar tarafından ele geçirilmiş.

Ne yazık ki yağmalanmış.

Bu muhteşem şehir Ortaçağın en görkemli şehri yoksul ve harabe bir kent olmuş.

Küçülmüş, fakirleşmiş.

Fakir olunca ne olmuş? Zenginler gitmişler buradan.

 

Onlar İznik’e yerleşmişler.

Çok sıkıntılar yaşanmış.

Muhteşem eserler çoğu zaman bir hiç uğruna yok olmuş. Saraylar yıkılmış, şehir harabe ve hastalıklı bir yer olmuş çıkmış.

 

1261’de Palailogos Hanedanı burayı tekrar ele geçirmiş Latin dönemini bitirmiş.

 

Bundan sonra olanlar bizim için çok önemli.

Biz daha çok bundan sonra olanlarla alakalıyız dersem çok ta haksız sayılmam.

 

1391’den başlayarak Osmanlılar tarafından kent kuşatılmaya başlanıyor.

İşler karışıyor diyemeyeceğiz kızışıyor diyebiliriz.

Bakın sırayla anlatalım olanları.

 

1396’da I. Beyazıt Karadeniz’den gelerek yardımları önlemek için kentin Anadolu yakasına hisar yaptırıyor.

 

II. Mehmet ise; Bizans’a Kuzeyden gelecek yardımları her iki taraftan Boğaz’ı tutarak önlemek için bu defa kentin Avrupa yakasına Rumeli Hisarını inşa ettiriyor.

 

Fetih hazırlıkları başlamış oluyor.

 

Kuşatma için büyük toplar döktürülüyor.

 

16. Kadırgadan oluşturulan güçlü bir donanma hazırlanıyor.

 

Asker sayısı iki kat artırılıyor.

 

Bizans’ın yardım yolları kontrol altına alınıyor.

 

Cenevizlerin elinde olan Galata’nın da savaş esnasında tarafsız kalması sağlanıyor.

 

2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı Öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görülmeye başlıyor. Ne olmuş oluyor. Kuşatma olmuş oluyor.

 

Ne kadar sürüyor derseniz. İki aya yakın derim ben.

 

29 Mayıs 1453 günü sabaha karşı başlayıp, öğleden sonra kentin ele geçirilmesiyle burası artık Osmanlı şehri olmuş.

 

Hem de ne şehir.

 

Fetihten sonra şehrin kalkındırılması için yeni iskân bölgeleri oluşturuluyor.

 

Binalar surlar onarılıyor. Bizansların alt yapıları sağlam, üzerlerine Osmanlının temel kurumlarının binaları yükselmeye başlıyor.

 

Tabi şehir için su önemli su sarnıçları korunma altına alınıyor. Osmanlı kimliğine yakışan bir şehir olunca da imparatorluğun başkenti oluyor.

 

En güzeli ise fethinden elli yıl sonra Avrupa’nın en büyük şehri oluyor.

 

Buralar büyülü belki ama o dönemde de büyük şansızlıkları olmuş.

 

Kıyamet kopuyor.

 

Kıyamet olarak adlandırılan bir olay var ki yürekler acısı. Bir deprem bir kıyamet…

 

14 Eylül 1509 depreminde zarar görmüş. 8 şiddetindeki deprem artçı sarsıntılarla 45 gün sürmüş.

 

Depremde binlerce bina yıkılmış.

Bir o kadar kişi ölmüş.

1510’da Sultan II. Beyazıt şehri yeniden kuruyor.

Birçok eser o günden bu güne, o dönemden gelmiş.

 

Evet.

İstanbul işte böyle İstanbul olmuş.

Dünyada hiçbir şehir bu kadar medeniyet çeşitliliğini görmemiştir.

İstanbul sanatçılara ilham veren güzelliği ile altın boynuz emsalsiz boğazı ile şehri alanların gelip hemen gitmelerini engellemiş.

Onda kalmayı istemişler

Onun için savaşmaya razı olmuşlar.

 

Ve o muhteşem güzellikteki bir kadın gibi gülümsemiş.

Övünmüş ve demiş ki:

İstanbul – İstanbul benim.

Ben eskilerde de çok güzeldim, şimdilerde de çok güzelim.

 

 

 

Nazan Şara Şatana

nazanss.blogspot.com

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1381
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 3821
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Nazan Şara Şatana (d. 1957, İstanbul), Türk yazar.   Eğitim hayatından sonra; Günaydın Ga..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster