Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
74
 

Kadın Çizmesine Benzeyen Ülke

Kadın Çizmesine Benzeyen Ülke
 


-Öznur Hocam'a ithafımdır-

'Kadın çizmesine benzeyen ülke' deyince aklınıza neresi gelir? Tabii ki, İtalya! İtalya gelmiyorsa eğer, harita bilginiz ve genel kültürünüz baya bir zayıf demektir.

Peki, İtalya deyince aklınıza ne gelir? Sizi bilmem ama benim çok şey gelir. Sayayım, sayayım da biraz kafanızı ağrıtayım.

İtalya deyince aklıma... Roma İmparatorluğu gelir. Roma rakamları gelir (I, II, III, IV, V, VI, VII, VIII, IX, X). Roma'yı yakan Neron gelir. Sezar gelir. 'Sen de mi Britüs gelir. Vatikan gelir. Papa gelir. Attila ve Attila'yı İtalya'yı işgalden vazgeçiren Papa gelir. Kadın Papa ve hazin sonu gelir. Kadın Papa'yla bir daha karşılaşmayalım diye, bin yıldır süren cinsel organ kontrolü gelir. Hristiyan azizi Asisli Franchesko gelir. Dante gelir, İlahi Komedya'sı, Cennet-Cehennem-Araf gelir. Boccaccio gelir. Rönesans gelir. Leonardo Da Vinci gelir, Mona Lisa'sı gelir. Mikelanjalo gelir, Davut heykeli gelir. St. Peter's Bazilikası gelir. Pizza kulesi gelir. Kolezyum adındaki o müthiş arena gelir. Venedikliler ve Cenevizliler gelir. Venedik şehri gelir, şehrin içindeki kanallar ve kanallarda yüzen gondollar gelir. Vezüv ve Etna yanardağları gelir. Sicilya ve Sardinya adaları gelir. Akdeniz iklimi gelir. Trablusgarp gelir, Uşi gelir I. Dünya Savaşındaki İttifak Devletleri grubunun satılışı gelir. Mussolini ve faşizmi gelir. Nefis bir pizza gelir. Spagetti makarna gelir. Umberte Eco gelir, değişik ve zengin romanları gelir. Susanna Tamaro gelir...

İtalya deyince akla; tarih gelir, sanat gelir, lezzet gelir...

*

İtalyalılar'la biz Konyalılar birbirimize çok benzeriz aslında. Hamura, ekmeğe aşığız adeta. Ekmek yemezsek doymuş saymayız. İtalya'nın pizzası, bizim etli ekmeğimiz var. Pizzanın birçok çeşidi var da etli ekmeğin yok mu? Olmaz mı hiç! Mevlana'mız var, Bıçak Arası'mız var. Mevlana, et-peynir-yumurta-tereyağından oluşan bir fırın böreği. Bıçak Arası ise, kuşbaşı etlerden aynı etli ekmek şeklinde yapılan. İtalya'ın makarnası, bizim eriştemiz var. 'Erişte Türkiye'nin her yerinde var' diyebilirsiniz. Deyin ama fark var gene de. Ne mi? Biz Konyalılar, makarnayı ve erişteyi ekmekle yer. Naberrr! İşte o kadar aşığız hamura. 40-50 yıl öncesine kadar bizim köyde, şehre giden biri, şehirden dönüşünde ekmek getirirse, o ekmeği bazlama ekmeğin arasına dürüp yerlermiş. (Bizim köyde şehirde satılan ekmeklere 'Çarşı Ekmeği' denir hâlâ) Konya'daki bu ekmek aşkı Hititler'e dayanır ne orta Asya'sı. Hititliler'in bir kolu olan Tahuntassa Krallığı Konya topraklarında hüküm sürmüştür üç bin yıl önce. Üniversitede eski çağ tarihi hocam vardı. Kendisi Hititoloji mezunu, eski çağ tarihi üzerine akademik çalışma yapmış biriydi. Hititleri adı gibi bilirdi.Hiyeroglif yazı ve çivi yazısını, normal yazıyı okur gibi okurdu. Hititler'de ekmeğin çok kutsal olduğunu söylerdi, dolayısıyla yeni bir şey yoktur dedi.. Bu konuda bir kitabı da var. Hocanın adı: Güngör Karauğuz. Kitabının adı: Hititler Dönemi'nde Anadolu'da Ekmek.

Güngör Hoca'yı andım ya, kendisini çok sever ve sayardım. Bana çok şey katmıştır Darwin'i, İncil'i okumamızı ta o zamanlar önermişti. Hiçbir şeyi okumaktan çekinmeyin demişti. Dersin birinde, Ksenephon'un Anabasis'i okuyup okumadığımızı sormuştu. İyi bir okur olan bir arkadaşım, okuduğunu söyleyince, kitap üzerine konuşmuşlardı, 'Ksenephon gibi adamsın' derdi arkadaşa. Bir başka hocamız bize Jared Diamond'un 'Tüfek, Mikrop, Çelik' adlı kitabını önermişti. Ben de alıp okumuştum. Ve diyebilirim ki, bende 'Tüfek, Mikrop, Çelik' eşittir Güngör Hocadır. Güngör Hoca olmasaydı, ben o kitabı anlamazdım. Okurken yardım etti şeklinde anlamayın. Girdiği derslerde öğrettikleri sayesinde, o dev kitabı seve seve okumuştum. İki yıl boyunca her dönem bir dersimize girdi Güngör Hoca. Arkeoloji, Eski Çağ Tarihi ve Uygarlıkları, Müzecilik, Antropoloji dersleriydi onlar.

*

İtalyan edebiyatının kalemlerinden biri olan Dino Buzzati'nin 'Tatar Çölü' adlı kitabını okudum.

Dino Buzzati 'Tatar Çölü'nü 1940 yılında yazmıştır.

Türkçe baskısı İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Çevirmen, Hülya Uğur Tanrıöver. Türü, roman. Sayfa sayısı, 232.

*

Kitabın arka kapağından:

"İtalyan edebiyatının köşe taşlarından Dino Buzzati’nin ilk romanı olan Tatar Çölü, modernist edebiyata yapılmış en önemli katkılardan biri.

Genç teğmen Giovanni Drogo, ilk görev yeri olarak Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne tayin edilir. Uzun boylu kalmak istemediği bu sınır bölgesinde geçirdiği seneler ona, vaktiyle gözünde büyüttüğü zafer tutkusunun kofluğunu ve askerlik hayatının monotonluğunu öğretir. “Yaşamı boyunca beklediği an” bir türlü gelmez. Zamanla “sesi, ihtiyar sesine dönüşür”, “bakışları çok yaşlı bir adamın bakışları gibi sarımtırak ve camdan bir görünüş alır”. Varoluşun anlamsızlığı, boylu boyunca serilir önüne. Gündelik hayatın durağan ritmi, alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ruhunun derinliklerine işlerken Tatar Çölü’nün sadece kendisinin değil aynı zamanda insanlığın sınır bölgesi olduğunu anlar. Edebiyatta Beckett, Camus ve Kafka’nın başlattığı varoluşsal sorgulamaya karmaşık bir boyut katan, zengin bir anlatı Tatar Çölü."

*

Doğrusunu söylemek gerekirse kitap beni sıktı; ama dil ve üslup gerçekten başarılıydı.

*

Tatarlar bir Türk Kolu. Türklerden İtalya'ya en çok yaklaşan Attila ve Osmanlılardı. Tabii Attila kadar yaklaşan bir Türk olmadı. Tatar Çölü bölgesinin bir gerçekliği varsa, acaba Attila'yla da bir ilgisi var mıdır ki dedim kendi kendime. Sonra gene dedim, ama Attila, Tatar değil Hun'du.

Not: Bu kitabı bana kıymetli arkadaşım Öznur Hoca hediye etti. Ben de ona bu yazımı hediye edeyim, nazire olsun dedim.

-Mustafa Yıldırım - 09.10.2017

Caroline de Winter bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizi sıkan bu kitabı bir solukta okuyup bitirmeye kıyamamıştım. Geçen yıl okuduğum bu kitapla ilgili bir not düşmüşüm defterime:Genç Teğmen Drago'nun Tatar Çölü sınırındaki bir kalede askerliğini konu alan bu kitap uzun ve umutlu bir bekleyiş neticesinde hiçbir şey elde edemeyen kahramanımızın buruk hikayesini anlatıyor. Drago kör, sessiz bir karanlıkta ömrü tamamlayıp yok olup gitmeyi yaşamak saymaya engel olmak istiyor ama buna ne gücü ne vakti yetiyor. Bence okunması gereken bir kitap ölmeden önce :) Sevgiler...

Caroline de Winter 
 09.10.2017 11:42
Cevap :
Sevgiler...  09.10.2017 13:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 529
Toplam yorum
: 248
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 376
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster