Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
3116
 

Kitap İnceleme – Kardeşimin Hikayesi (Livaneli)

Kitap İnceleme – Kardeşimin Hikayesi (Livaneli)
 

Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikayesi


Bu kadim şehrin en işlek caddelerinden birinde, bir kavşakta durmuş, değişme ihtimali sanki hiç yokmuşçasına sabit duran kırmızı bir trafik ışığının yeşile dönmesini bekliyorum. Ben bekledikçe ışıkta bekliyor, hatta öyle bir bekliyor ki bazen o ışığın insanlığın varoluşundan beri orada kırmızı olarak yandığını ve ebediyende öyle yanacağını sanıyorum, hayır sanmıyor hissediyorum bunu. Arabalar, öyle çoklar ki onları izliyorum. İpek yolunundan geçen kervanlar belki de onlar…Ama bi umut işte…Işık yeşile dönecek, kervan duracak, ışıkla birlikte ben de rutinime döneceğim, gündelik hayatımın rutinine doğru ömrümün en rutin yürüyüşünü yapacağım. Dönemiyorum. Daralıyorum, sıkılıyorum o an. Kırmızı ışık, onca kişi arasından sadece benimle konuşuyor gibi, adeta tam gözlerimin içine içine bakıyor sonra gözbebeklerimi yakalıyor, sonra bir nanik yapıyor, “bekle” diyor, demiyor emrediyor sanki mübarek. S.ktir dedim, ışığa, belli belirsiz, geri döndüm gerisin geri…Bir kahve aldım, kitapçıya girdim, sanki vivaldi “four seasons” dan “winter” bitmiş, plak başa sarmış “spring” başlamıştı. O derece değişti dengem yani.

Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli

İşte böyle “huzursuz” bir günde gözüme ilişti Zülfü Livaneli’nin yeni romanı: Kardeşimin Hikayesi. Geçen hafta Doğan Kitap’tan çıktı. Aldım, okudum. Okuttu yani kendini. Akıcı, ilginç, kendini okutan bir roman yazmış Livaneli. “Blunted Affect” bir karakterin ağzından, fonda bir ufak kasaba cinayeti üzerinden bir “polisiyemsi aşk hikayesi”. Ya da aslında insanı ve onun psikolojisini anlamak üzerine, doğanın insandaki izdüşümü ya da siz “uzantısı” deyin işte öyle bir şeyler. Özünde bir kurgunun gerçeklikle dansı, doğanın insandaki uzantısı ama elbetteki görünür “odakta” kadim zamanlardan günümüze en çetrefil, en ilginç, bir o kadarda “popüler”, her daim “iş yapar” bir edebiyat klasiği öğe: “aşk” var. Niye var ki? Sahiden aşk var mıdır ki?

“İnsan, bir damla kan ve bin endişe” (Şirazlı Sadi, 13. yy)

Aşk bir uçurumun kıyısında gözü bağlı yürümektir” diyor ya kitabın arka kapağında “dans etmektir” deseydi geçti aklımdan. Zamane okuru “aşk” istiyor, haksızlık etmeyeyim Livaneli’ne ama “aşksız olaydı” demedim desem yalan olur.

Dilde yenilik yok, baştan söyleyeyim. Zaten yazarın öyle bir derdi de yok. Dilde yenilik yerine tarafını baştan belli etmişti Zülfü Livaneli. O “dilde sağlamlık” yanlısı, biline.

Hafif caz müzikten, Melody Gardot’tan, kadim roman kahramanlarına, Raskolnikov’a, Anna Karenina’dan Jean Valjan’a kadar onlarca gönderme var, minik edebiyat oyunları var “Kardeşimin Hikayesi” nde. Ama bu göndermeler yerli yerinde mi tartışılır, yani ben şahsen kendim kendimle tartışırım bunu. Hani dudak bükmedim bu göndermelere desem yalan olur, biline.

Lal Masallar

Lal Masallar

Romanın belirli yerlerinde ana karakter kurgu ile gerçek arasındaki ilişkiye değiniyor, edebiyatın bilim karşısındaki öncü rolüne ve insana, doğaya dair olan yanına methiye düzüyor, işte isabet olmuş. Aklıma Murathan Mungan geldi. Murathan Mungan “Lal Masallar” kitabının “Bir Billur Köşk Masalı” bölümüne şöyle başlamıştı, hatırlarım:

“Anlatsam inanmazlar oğul, masal derler; masala inanmazlar, masalı yalnızca dinlerler, sanki hakikati bilirmiş gibi, sanki hakikatin sırrına ermiş gibi, masala inanmayan gerçeğe inanır mı?”

Edebiyat Notları yazısında Zülfü Livaneli edebiyat hakkında (kurgu / gerçeklik ilişkisi üzerinden) şöyle yazmıştı:

Edebiyat bir oyun mudur? Modaların etkisinde kalan birçok kişinin bu soruyu “evet” diyerek yanıtlayacağını biliyorum. Çünkü Batı’dan hep böyle sinyaller geliyor. Onlara göre edebiyat, insanı ve onun psikolojisini anlamak, daha doğrusu doğanın insandaki uzantısını sezdirebilmek için ortaya çıkmış bir söz sanatı değil; sadece bir oyun. Yazarlar ve eleştirmenler arasında bir şaka…. edebiyatı sadece oyuna indirgemek fikri bana dehşet veriyor.

Kardesimin Hikayesi

Kardesimin Hikayesi

Bu pencereden bakınca Livaneli’nin ortaya koyduğu roman edebiyat perspektifi ile uyumlu bir yerde duruyor bana göre ki bu da iyi bir şey. Başka bir yazısında sağlam edebiyatın olmazsa olmazlarını sayarken “usta bir dil, sağlam bir psikolojik temel ve en önemlisi unutulmaz karaterler yaratma koşulu” demişti. “Kardeşimin Hikayesi” dil konusunda yeni bir şey getirmese de Zülfü Livaneli’nin romanlarında hakim olan (gerek Serenad’da gerekse Mutluluk romanı ve diğer öykülerinde) sağlam dil kullanımı aynı şekilde bu romanda da mevcut. Keza “sağlam psikolojik temel” unsuru da gayet iyi bir şekilde romanda hissedilirken “unutulmaz karakterler yaratma” koşulunun bu roman özelinde ne kadar başarıldığını, Ahmet Arslan karakterinin ne kadar unutulmaz olacağını bize elbette zaman gösterecek.

“Kardeşimin Hikayesi” kendi içinde gayet akıcı, ilginç ve kendini okutan güzel bir roman olmuş ama edebi açidan baktığımda birşeyler eksik. “Serenad” romanı ile “Kardesimin Hikayesi” ini karşılaştırdığımda ise Livaneli edebi olarak “serenad” dan daha iyi bir roman yazmış diyemiyorum.

Kardesimin Hikayesi

.

Kardeşimin Hikayesi

Türk Edebiyatı / Roman

Zülfü Livaneli

Doğan Kitap

1. Baskı

Mayıs 2013, Istanbul.

-

Neşeli günler,
http://www.erhanekici.com/blog/

.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1056
Kayıt tarihi
: 04.11.12
 
 

Konuş ki; seni görebilelim (j.g. hamann). Edebiyat, politika, gezi, tiyatro, sinema ve hayat...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster