Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '10

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
2914
 

Konumuz resim, perspektif ve bilgisayarda teknik çizim

Konumuz resim, perspektif ve bilgisayarda teknik çizim
 

Guernica - Picasso


Resim, insanın hayatında vazgeçemeyeceği şeylerden biridir. İnsan var olduğu sürece resim de var olmuştur ve bundan sonra da olacaktır.

Resim, özellikle insan ve hayvan resimleri Müslümanlık dininde bir tabu olarak görülmüştür. Yakın zamana kadar ülkemizde fotoğraf çekilmekten korkan – çünkü fotoğraf bir resim olacak – insanlar yaşamıştır. Belki de hâlâ yaşamaktadır ama bunların eskiye göre daha az olduğu bir gerçek. Ancak resim yapmak bazı çevrelerde hala bir tabu, yani yapılmaması gereken bir şey. Sebebini tutucu Müslümanlar gayet iyi bilirler. Ama açık fikirli biri veya Müslüman olmayan bir yabancı anlamakta güçlük çeker. Ancak Hıristiyanlıkta da bir görüş olarak resme karşı insanlar vardır. Bizans devrinde ikon sevenler ve ikon kırıcılar olarak iki grup olduğunu biliyoruz.

Sebebi şu: Eskiden insanlar insan ve hayvan biçimindeki putlara taparlardı. Bu putlar tabi ki insan yapısıydı. Evlerde, tapınaklarda putların resimleri, küçük örnekleri bulunurdu. Günümüzde Budizm ve bir anlamda Hıristiyanlık bu geleneği sürdürmektedir. Fakat Müslümanlar bundan oldukça aşırı bir biçimde sıyrılmıştır, öyle ki artık başka bir amaçla bile olsa bir insan veya hayvan resminin varlığı kabul edilemez. Suudi Arabistan’da fotoğraf makinesi satılır ama genel yerlerde resim çekmek yasaktır.

Resim yasağı ülkemize kişilerin resimden uzak durmaları şeklinde yansımıştır. Düşünün ki ilkel insan, yaşadığı mağaraya elindeki kısıtlı olanaklarla bir av sahnesini resmetmiş, ama ilk resmin yapılmasından onbinlerce yıl sonra resim yasaklanıyor. Gerçekten insanın aklı biraz zor alıyor.

Ben resim yapamam. Yeteneğim yok. Fakat mesleğim (mimarlık) sebebiyle kıyısından köşesinden ilgilenmek zorunda kaldım. Yaptığım en büyük – ve renkli – resim askerliğim sırasında, İzmir Narlıdere’de nöbet yerlerini gösteren 180cm x 300cm büyüklüğünde bir pano idi. Panoda biraz deniz de görünüyordu. 8 aylık erlerdik. Bittiği zaman Mimar Sinan Grafik bölümünden bir arkadaş “Buna sadece resim olarak da bakılabilir” demişti. Bir resimdeki renk, doku, ışık, gölge, uyum, kompozisyon, perspektif. aynı zamanda mimarlıkta temel tasarım ve sunuşla yakından ilgilidir. İkisinin de temeli aynıdır. Resim yapamam, insan, hayvan figürü çizemem ancak perspektifi çok iyi bilirim. Bu ne büyük çelişki!

Mimarlık Fakültesini kazandığım zaman, kendimde resim yapamamayı en büyük handikap olarak görüyordum. Ama adım Sinan’dı ve çocukluktan beri mimar olmak isteği içime işlemişti. Birinci sınıfa başladığımda ilk perspektif ödevini aldım. Bizden bulunduğumuz stüdyonun resmini yapmamızı istediler. Bu ilk olacaktı. Elimden geldiği kadar, bütün dikkatimi toplayarak yapmaya çalıştım. Sonuçta hiçbir şey bilmeden yaptığım resim, kendi içinde tutarlıydı ama bakışım sanki yerden 3 metre yukarıdaymış gibi çıkmıştı. Asistana gösterdim. Asistan, hayatımı değiştirecek çok önemli bir şey söyledi: “Başlangıç için fena sayılmaz.” O da yanlışı görüyordu ama hevesimi kırmamıştı. O zaman hem sevindim, hem de düşündüm. Demek ben bu işi yapabilirim dedim kendime (Öğretmenler, öğrencileri terslemeden, heveslerini kırmadan önce bir daha düşünün, belki aralarından bir Leonardo çıkabilir).

Sorun perspektifteydi. Süratle perspektif öğrenmeye başladım. Sonra ikinci sınıfa geçtiğimde kendimi son sınıf öğrencilerinin, sınıf arkadaşlarımın projelerinin perspektiflerini yaparken buldum. Birkaç öğrencinin mimar olmasında katkım oldu. Kendim için de güzel perspektifler yaptım. Bunlar da benim sınıfları geçmeme katkıda bulundu. Bir projeyi düşünmek kadar sunuş da önemlidir. Perppektifle yapılmış iyi bir sunuş ne düşündüğünüzü başkalarına anlatmaya yarar. Ben de artık bunu beceriyordum.

Okulu bitirdikten sonra perspektif ve resimle ilişkim bitmedi. Askerlikteki olayı biliyorsunuz. Perspektif çizmeye devam ettim. İnsan figürü çiziminde altın oranın önemini öğrendim. Bir itirafta bulunayım. Ablam resim yapmayı çok sever. Hayatının büyük kısmı resimdir, ancak perspektif yapmasını kaçış noktalarını bilmez. Böyle bir eğitim almamıştır. Sırf ona öğretebilmek için resimleriyle birlikte – ışık, gölge konusuna girmeden – 50 sayfalık bir perspektif kitapçığı hazırladım. Biraz yararı oldu sanırım.

Sonra bilgisayarlar çıktı. AutoCAD diye bir program bütün mimarları esir aldı. Projelerde perspektif bilmenin bir önemi kalmadı. Bilgisayarda üç boyutlu çizim yapabilmek, iyi üç boyutlu görüş gerektirir. Ne çizdiğinizden başka çizdiğiniz şeye nereden bakmanız gerekitiğini de çok iyi düşünmeniz gerekir. Bunlar da bende fazlasıyla vardı. Hem bilgisayar kullanmayı hem de program yapmayı biliyordum (AutoCAD’de kullanılan AutoLISP diye bir program var). Masada perspektif çizmekten birlgisayar ortamında çizime atladım. Bir süre öyle gitti. Zaman geçiyordu, yaşım ilerliyordu. 3D Max diye bir program çıktı. AutoCAD’da hâlâ çok iyiyim ama kendimde 3D Max öğrenmeye güç bulamadım. Şimdi bu iş öyle ilerlemiştir ki gerçek ve programla yapılmış iyi bir çizim arasındaki farklı anlamak artık olanaksızdır.

Gerek 3D Max olsun, gerek AutoCAD olsun resmi yapan kişi, resimde yapacağı objelerin tamamını 3 boyutlu olarak tasarlamak, dokusunu, rengini, oluştuğu meddeyi ışığın nerelerden ve ne güçte geleceğini bilmek ve belirlemek zorundadır. Çizimin içine daha sonra hareket katabilir. Böylece henüz gerçekte olmayan bir ortamda dolaşır, olmayan otellerde, olmayan havuz kenarlarında olmayan içkinizi içebilirsiniz. 3 boyutlu çizmenin başka yararları da vardır. Projelerdeki hatalar yapılmadan önce görülebilir ve işveren boşuna para harcamamış olur. Yaratılan ortam gözünüze iyi gelmediyse, daha yapılmadan önce değiştirme şansı vardır. Bu işleme modelleme denir, biraz heykeltıraşlığa girer.

Resim yapamamamın fakat perspektif yapabilmemin çok açık bir sebebi var. Perspektif hesapla, cetvel, pergelle yapılır. Teknik bir iştir. Benim aklım o işe daha çok çalışıyor. Bir çizim hesaplanabildiği ölçüde benim için kolaylaşır. Bilgisayara çabucak adapte oluşum da bu nedenledir. Örneğin bir kayık bir çerçeve içine oturtulabiliyorsa, sağı solu ile karşılaştırmalı oranlar kurulabiliyorsa – ki bunlar gereklidir – kayık çizmek benim için mümkündür. Ben kendime Rönesans sanatçılarını örnek alıyorum. Leonardo Da Vinci’nin resim yapmasını bilip perspektif yapmasını bilmemesi düşünülemez. Bir kişi iyi bir ressam olmak istiyorsa perspektif ve teknik çizim kurallarını çok iyi bilmesi gerekir.

Artık zamanlar değişti. Resimden korkmamak gerekir. Günümüzde bir resme tapacak kadar enayi bir insanın olabileceğini sanmıyorum. Günümüzde genellikle zengin insanlar Türk olmayan ressamların resimlerine rağbet ediyor. Para konusu daha çok orada dönüyor. Bazen yollarda yaptıkları resimleri satmaya çalışan insanlar görüyorum. Satılmıyor. Resim bizde para etmiyor. Bir zamanlar İstiklal Caddesinde insanların karikatürlerini yaparak para kazanmaya çalışan biri vardı. Sadece bir kişi. Şimdi yok. Ama Moskova’da, ünlü Arbat Sokağı’nda en az yirmi kişi vardı. Dizi dizi adamlar, kadınlar karikatür yapıyor, insanlar da yaptırıyordu. Bu kısırlık nasıl kırılır bilmiyorum.

Bir noktayı daha vurgulamak istiyorum. Resme ve teknik resme dair bütün kuralları bilmek, temel tasarım bilmek yetmez. Nereye, nasıl bakılacağını da bilmek gerekir. İnsanın kendine özgü bir resim yapış karakterinin olması gerekir. Bu ancak zamanla oluşabilir. Fikir akımları gibi resim akımları vardır. Bir görüntüyü olduğu gibi yapmak veya onu biraz, veya biraz daha, veya çok değiştirerek resmetmek mümkündür. O ressamın ruh haline kalmış bir şeydir. Bu, insan figürlerinin oranlarıyla oynamak, doğallıktan, gerçek olandan fantasziye doğru değişiklik yapmak şeklinde olabilir. Ancak bir şeyi ne kadar iyi bilirseniz onun üzerinde o kadar iyi, rahat ve bilinçli oynayabilirsiniz. Benim gibi düzgün bir insan figürü yapamayanlar ressam olamaz. İşte bazen burada bir sorun çıkıyır. Resim yapmaya hevesli bazı insanlar aradaki yeri atlayıp Savador Dali, veya Picasso gibi resim yapmaya kalkıyorlar. Halbuki her ressamın öğrenmesi gereken bir klasik dönem resmi vardır. Her şey klasik üzerine dallanır.

Michelangelo’nun bir sözü beni derinden etkilemeye devam ediyor: Usta, bir yontu üzerinde, elinde çekiç ve murç çalışırken yanına biri yaklaşır. Yontmayı bırakır ve gelene dönerek, “Hâlâ öğreniyorum, ” der. Bu sözü söylediğinde 87 yaşındadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bende eğitime , inanırım . Ben de Mimar Sinan üni. GSF. heykel bölümü mezunuyum.Leonardo yu çok iyi bilirim. Aslında söylemek istediğim şey çok farklı idi ama anlatamadım. Resim yapmak için yola çıkan bir kimse tabii ki her konuda eğitim almaya çalışmalı araştırmalı bir çok tekniği öğrenmeli. Ama bence ki ben ayakları yere basan resimler yaparım. tualin başına geçtiği zaman bütün öğrendiği teknikleri unutmalıdır. İçinden nasıl geliyorsa öyle çalışmalıdır. Çünki tekniğe takılırsa belirleyici teknik kuralların içinde kalıyor insan , artık bu anlayış biraz gerilerde kaldı. Tabii bu duruma gelinceye kadar da , belki yıllarca , eğitim almalı , desen çalışmalı. Yani önce istemek sonra çalışmak gerekiyor bence. Selamlar.

gülseren dalbudak 
 16.11.2010 23:18
Cevap :
Aslında çok farklı düşünmüyoruz. İstekli olmak tabi ki çok önemli ve gerekli. Yalnız resimde değil, her işte. Sonra bir kişi eline fırçayı alıyor, tuvalin karşısına geçiyorsa başkalarından farklı bir şeyler yapmalıdır. Kendine özel ve hiç kimsede bulunmayan bir şeyler. Öyle ki daha sonra sonuç ürünü gören bir kişi bu şu kişiye aittir demelidir. İşte bu beceri birden bire kazanılmıyor, yılların geçmesi gerekiyor. Bu arada eğitimle kazanılmış özellikler sürekli olarak geri planda, belki onun da fark etmediği biçimde kişiyi yönlendiriyor, frenliyor, biçime sokuyor. Eğitimin önemi işte burada. İyi alınmış bir eğitim kişiyi iyi şeyler yapmaya yöneltir... Sizin sayfanızı izledim. Teşekkürler katkılarınız için. Selamlar, saygılar.  18.11.2010 0:07
 

Resim yapmayı çok istediğinizi anlıyorum yzaınızdan ,ancak teknik konulara okadar dalmışsınız ki resim yapamıyorsunuz.Bence resim, mimari gibi değildir.Çok tekniğe takılırsanız, belirli sınırın dışına çıkamazsınız bu da kendinizi ifade etme ya da gördüğünüz gibi , algıladığınız gibi resim yapma imkanını elinizden alır. Leonardo lar da gözlem yaparak resim yapmışlardır. Perspektifmiş , altın oranmış bunları gözlem yaparak resme katmışlardır.Resim yapmak bir gemi ya da bir bina yapmak gibi teknik bilgi istemez. TEKNİK ÇİZİM bize gerekmez. Elbette ki bir resim yapma tekniği vardır, ama resim yapmayı isteyen insan çalışa çalışa bunu bulur ve kendine göre geliştirir, yorumlar, duygularını içinden geldiği gibi fırçasından aktarır. Bu uzun zaman alır. Resme başlayan hiç kimse kendini teknik konularla yormasın, o sonradan oluşursa daha iyi yorumlama yeteneği gelişir.Bu çok uzun bir konu bu konuda da yazı yazmaya karar verdim . Umarım okursunuz .

gülseren dalbudak 
 12.11.2010 23:33
Cevap :
Ben teknik yanı ağır basan bir mimarım. Bu harhalde okulumun (ODTÜ) zorlamasıyla oldu. Resim yapmayı çok isterdim. Sanat yapmak için ortam gerekli tabi. İstekli olmak yetmiyor. Askerden geldikten sonra fırçalar, boyalar aldım. Ama öyle kaldılar. Resim yapmak için teknik çizim gerekmez demişsiniz. O konuda anlaşamadık. Leonardo anatomi bilirdi. Makineler icat ettiğini bilirsiniz. Leonardo'nun teknik bir yanı vardı. Bilgi tek bir alanda kullanılmamalı. İnsanın beden ölçüleri ile ilgili kitaplar var. Altın oran da binlerce yıldır bilinir ve kullanılır. İnsan vücudunda altın oran çizgisi göbekten geçer. Ben eğitime inanırım. Bunlar bilinirse birçok şey daha kolay olur. Tabi doğuştan yetenekli ve resme yatkın olmak da var. Teşekkür ederim katkınız için. Yazınızı okuyacağım. Saygılar.  13.11.2010 20:30
 

Teşekkürler resim ile ilgili yorumuz ve anlatımınız çok güzel... Selamlar...

Selma GÜRBEY TAŞDELEN 
 11.10.2010 17:51
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Çok sevindirdiniz beni. Selamlar, saygılar.  11.10.2010 18:19
 

Katılıyorum... Selamla... MS

Mehmet Sağlam 
 10.10.2010 22:50
Cevap :
Teşekkürler Mehmet Bey. Bu konularda bir dizi yazı çıkarmayı düşünüyorum. Bakalım becerebilecek miyim. Saygılar.  11.10.2010 4:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 96
Toplam yorum
: 212
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 4928
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Antakya 1955 Doğumluyum. O.D.T.Ü. 1982 Mimarlık Fakültesi Mezunuyum. O zamandan beri firmalarda mesl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster