Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
613
 

Kuzey Kore İnsanlığın Sonuna mı İşaret Ediyor?

Kuzey  Kore   İnsanlığın   Sonuna  mı   İşaret   Ediyor?
 

        

İnsanoğlu toplu ve düzenli yaşama başlamış olduğu Sümer Uygarlığından bugüne kadar, uzun sürecek şekilde doğru düzgün barış içerisinde yaşadığı görülmüş değildir. Tarihteki yaşananlar derinlemesine incelendiğinde görülecektir ki, kendine güvenen her imparatorluk veya devlet, bir şeyleri bahane ederek, acımasız kanlı savaşların çıkmasına neden olmuşlardır.

İşte günümüzde gerek bölgesel düzeyde gerekse küresel şekilde devam eden veya etmesi muhtemel olan savaş ve çatışmaların mantığında, eskiden beri ileri sürülen bahaneler özünden hiçbir şey kaybetmeyip, günümüzde de öne çıkarılarak savaş naraları atılmaktadır. 

Dünyanın geleceğini belirleyen devlet adamları ve bilim insanlarının bilinçaltında, sürekli hükmetmek ve en çoğuna sahip olmak gibi bilim dışı düşünceler var olduğu sürece, ileride çıkması muhtemel olan nükleer bir savaşın aktörlerinin, kim olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Bu noktada nükleer gücü olmayanların da, olanlar kadar suçlu olduğunu bilmek gerekir.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kuzey Kore (KK) gibi ülkeleri bu noktaya sürükleyen güçlerin, bunları direkt ve dolaylı şekilde destekleyen diğer ülkelerinde suçlu olduklarını anlamak için müneccim olmaya gerek yok.

Tarih incelemesi yapan her insanın bileceği gibi, Kuzey Kore ve Güney Kore krizi yeni başlamış bir olay değildir. Bu vb. siyasal savaş sorunlarının uzun bir tarihsel geçmişi olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır.

Özellikle Ortaçağın kapanıp, sözde Yeni Çağın başlamasıyla modern insanın daha bilinçli ve akıllı düşüneceği hayal edilirken, dünyada yaşanan savaş ve katliamlar eskiden daha beter ve iğrenç bir hal almıştır. Her çağda olduğu gibi 21.Yüzyılda da, gücü yeten her dini ve siyasi yapı, diğer bölge ve toplumlara saldırarak her türlü değerlerine el koyup, kendi hükümranlığını sürdürmenin peşinde koşmaktadır.

İşte bu hükümranlık ve insanlık dışı savaşlardan birisi, 1945’te başlayan 2. Dünya Savaşı’nın etkisiyle, Uzak Doğu ülkelerinden gerek Japonya gerekse Çin’de, kendi bölgesel alanlarında hükümranlık peşinde koşmaya başlamışlardır. Böylece Kore yarımadasında uzun süren bir huzursuzluğu başlatmış oldular.

1950 tarihinden itibaren dünya emperyalist liderliğini eline geçirmiş olan Amerika, Japonya’ya saldırarak kendi yanında yer almasını sağlarken, Kore Yarım Adası’nı işgale başlamasıyla, Korelileri ikiye bölmüştür.  

Üç yıl süren savaş sonucunda Kore yarımadası, Kuzey Kore ve Güney Kore şeklinde iki ülke adını almış olup, o günden bu zamana kadar Güney Kore, Amerika ve Japonlarla iş birliği içerisinde hareket ederken, Kuzey Kore ise, Çin ve Rusya ile ittifak halinde kalmıştır.

Amerika ve işbirlikçileri, Kuzey Kore karşısında yenilgiye uğramasına rağmen, siyasi olarak bölgeden elini çekmiş değildir. Amerika; Müttefiklik adıyla Güney Kore ve Japonya ile birlikte, sürekli Kuzey Kore’yi işgal etme planlarını sürdürmesi neticesinde, günümüzdeki nükleer tehlikenin ortaya çıkmasının en büyük sorumlusudurlar.

Bunun bilincinde olan Kuzey Kore ve ittifaktaki ülkeler, dünyanın Amerika Jandarmalığına teslim olmaması için, Teknolojik gelişmeler başta olmak üzere, askeri ve nükleer çalışmalara ağırlık vermeleriyle, Amerikan jandarmalığını kısmi şekilde engellemişlerdir.  

Aynı şekilde Amerika ve en büyük ortağı Avrupa ülkeleri ise, her geçen gün nükleer silahlanmaya hız verdikleri halde, kendilerine alternatif olan devletleri terörist ilan edip, nükleer silah üretmekle suçlamaları tam bir ikiyüzlülük ve çukurluktur.

Emperyalist sömürge jandarmalığı hevesinden hiçbir zaman vazgeçmeyen Amerika ve ortakları, 1950’den itibaren Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu ve Türkiye’yi kendi emellerinde kullanmak için, NATO denilen işbirlikçi kurumu icat etmişlerdir.

Bilindiği gibi NATO’nun patronu Amerika; Türkiye ve Afganistan başta olmak üzere Arabistan, Irak, Mısır, Lübnan, Suriye gibi Arap ülkelerinde her türlü huzursuzluğun baş mimarıdır. Genelde bu devletlerin yönetiminin yanında yer alırken, diğer taraftan da muhalif güçlere hem destek vermekte hem de yeri geldiğince cezalandırma politikasını, herkes artık anlamalıdır.

Bu yüzden dünya üzerinde oynanan oyunların farkında olan Kuzey Kore, Vietnam, Hindistan ve İran gibi ülkeler, kendi kültür ve geleceğini koruma adıyla, imkanlar dahilinde bilimsel ve teknolojik çalışmalara hız vermişlerdir. Neticede anılan ülkeler, Türkiye gibi herhangi bir devlete doğrudan bağımlı olmadan, Rusya ve Çin’le seviyeli bir iş birliği içerisinde hareket etmektedirler.

Rusya, Çin, Kuzey Kore, Hindistan, İran vb. ülkelerin ittifakının güçlendirmesi, Amerika ve ortaklarını iyice zıvanadan çıkarmaktadır. Çünkü nükleer silah da dahil her türlü sömürgeciliğin, sadece kendilerinin hakkı olduğu egoizmi ile yaşamaktadırlar.

Ve bunun sonucunda değil midir? NATO denilen şer şebekesinin yanında yer alan Türkiye, Arabistan ve Avrupa ülkeleri, Ortadoğu’nun stratejik devletleri olan İran, Irak ve Suriye’de demokrasi yok bahanesiyle saldırmaları tam bir canavarlıktır. Sanki Arabistan ve Türkiye’de demokrasi var da insanlar görmüyor.

Amerika’nın poposu altında hareket eden sözde bazı bağımsız devletler, gerçek ulusal kültür ve ulus devlet olmanın ne demek olduğunu bilmediklerinden veya bilip önemsemeleri, tam bir aymazlık ve zihinsel geriliktir. Halbuki yakın gelecekte kendileri de benzer akıbeti yaşayacaklardır. Bu yüzden NATO’ya bağımlı ve güdümlü olduklarını itiraf etmeye cesaretleri bile yoktur.

Gelinen noktada insan Kuzey Kore’ye kızsa, Amerika vb. ortaklarına hizmet etmiş gibi olunmaktadır. Kızılmadığında ise dünyanın bu yarışla ciddi bir nükleer felaketin eşine gittiğini görmesi, insanı derinden endişelendirmektedir.

Henüz dünyaya sözünü geçirecek namuslu, samimi ve gerçekçi bir devlet ya da güç bulunmadığından, bizim gibi bireyler karınca kararınca ya yazarak ya da bulunduğu yerden kızıp bağırarak deşarj olmaya çalışmaktadırlar.

 İnsanlığın yaşadığı iğrençliklere ve de yaşanması muhtemel olan savaşlara baktığımızda, hiçbir devletin ve toplumun ne kutsallıklarında ne de siyasetinde zerre kadar namus ve haysiyet görülmemektedir. Eğer insanlık ve adalette samimi olan varsa, şu tavrı göstermeleri durumunda biraz inandırıcı olacaklardır.

Öncelikle en değerli gördükleri kutsallıkları başta olmak üzere, tüm düşünce ve siyasetlerinin gerçek bir özeleştirisini yapıp, çıkacak sonuçtan rahatsızlık duymamaları gerekir.

Bu yapılmayıp kendi geleceğim söz konusu deyip, birilerine bağımlı ya da onun yedeği şeklinde hareket edip, kendi içindeki tüm farklılıkları baskı altına alıp aşağılarken, başkaları için yardım melekliğine soyunmak, dünyanın en aşağılık düşüncesine sahip olmaktır.

Ve dünyanın müsvedde devletleri bu iki yüzlü siyasetle, Kuzey Kore’ye yaptırımları düşünürken, Amerika’nın saldırganlığını görmezlikten gelmek tam anlamıyla, ABD’nin kölesi olmaktan daha aşağı bir durumdur.

Onun için her zaman söylemek durumundayız. Gerçek ve hakkaniyete dayalı empati ve özeleştiri yapmayan herkes, yaşanacak tüm felaketlerin muhatabıdır. Tüm olumsuzluklardan hepimiz derecesine ve pozisyonuna göre suçlu olduğumuzu kabul etmek durumundayız. Çünkü sorun sadece Kuzey Kore ve Amerika’nın aymazlığından kaynaklanan bir olay değildir. Sorun tüm insanlığın geleceği meselesidir.    

Cemal Zöngür  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 50
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 223
Kayıt tarihi
: 27.03.16
 
 

Eğitim: Yüksekokul, Meslek: Yönetim, İlgi Alanım: Tarih, Felsefe ve Sosyoloji üzerine araştırma. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster