Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '18

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
146
 

Mücerret'e Mektup III

Mücerret'e Mektup III
 

Bu şehir, her şeyden önce, bozkırın kokusuyla, iklimiyle, ruhuyla yoğrulur.


 
Cahit kimdir, necidir, ne iş yapar, nerelidir, ölü mü, sağ mı, bilmiyorum. Bir gün, Ankara’da, Altındağ’da, Sema Otel’de kaldığım sırada, odamdaki komodinin çekmecesinde bir kâğıt buldum. Bir mektuptu bu. Mektubu okudum. Etkilendim. Etkilenmemin sebebi, yazılanlar değil, şu teknoloji çağında, birilerinin hâlâ ısrarla insana dair bir şeylerden vazgeçmemesi idi. Lafı uzatmadan, Cahit’in mektubunu paylaşıyorum sizlerle.
Ahmet ÇAMBEL
***
 
Ankara, 6 Ocak 2010
Sevgili Mücerret,
 
Ankara’dayım. Altındağ’da, şu köhne otellerin birinde kalıyorum.
 
Resepsiyondaki adam —resepsiyon demek bu otel için biraz lüks, ama olsun— kaydımı yaparken, “Kaç gün kalacan abi?” deyip kulağıma yaklaşarak “Kız işi olmasın, aman!” diye fısıldadı. Gülümsedim.
 
Hayır, Ankara’ya iş için geldim, görüşmem var, birkaç gün ya da bir hafta kalıp memleketime döneceğim, dedim. O da bana, “Yanlış anlama abi, ne olur ne olmaz, polis abiler arada bir yokluyor, hırlısı var, hırsızı var, gelirken görmüşsündür, belediye binası yanımızda, bizim de bir itibarımız var sonuçta, onun için sordum.” dedi.
 
Diyeceğim şu ki, adamı dinliyordum, anlıyordum da, ama ruhum, ruhum bambaşka âlemlerde idi. Otelden olacak, Zebercet geliyordu aklıma. Oysa yıllar önce okumuştum hikâyesini. Neden rahatsız ediyordu beni, ne hakkı vardı buna? Zebercet olmaktan korkuyorum Mücerret. Terk etme beni.
 
Özledim seni. Her sokakta, her köşe başında sen çıkıyorsun karşıma. Bu bir sanrı mı yoksa? Şurada yemek yemiştik diye geçiriyorum içimden, burada oturmuştuk saatlerce, altımızdaki taşın soğuğuna aldırmadan. Çantandaki tek simidi ve dinlediğin şarkıyı paylaşmıştın benimle. Ah! Sen yoksun. Uzaktasın. Çok uzak.
 
Kaldırımlarda yürüyorum işsiz güçsüz. Kalabalık. Kalabalık hem çekiyor hem de itiyor beni. Bir fahişe gibi ayartıyor, bazen korkuyorum insanlarla göz göze gelmekten, kaçıyorum. Issızlığa alerjim var, biliyorsun. Yüzler bir kitap oluyor benim için, yürüdükçe çeviriyorum sayfaları, kapanmaz boşluklarım dolsun diye, fakat nafile.
 
Acelem yok. İşsiz bir adamın niye acelesi olsun ki? Acelem olmadığı için tuhaf tuhaf bakıyor insanlar bana. Oğuz Atay olsaydı, “hızlıyürüyengiller” derdi onlara. Kim bilir neler diyorlar içlerinden, kafalarından neler geçiyor. İyi tarafından bakalım, belki de özeniyorlar bana, böyle, bir serseri kurşun gibi, orada burada dolaşmak için can atıyorlar.
 
Hava soğuk ve kasvetli, külrengine boyanmış gökyüzü. Bir kara film [Film Noir] sahnesinden fırlamış gibi sokaklar, puslu ve gizemli. Sanki Nuri Bilge Ceylan filmlerinden bir sahneyi izliyor gözlerim. Biraz sonra şimşek çakacak, yağmur yağacak, Sıhhiye tarafında, gelip geçmekte olan bir trenin acı çığlığını duyacak kulaklar.
 
Sen demez miydin, Ankara başkadır, ayazı bile özlenir. Bu şehir ya sevilir ya sevilmez. Hem sevilir hem sevilmez. Kimileri, Ankara’ya sonbaharı yakıştırır, oysa Ankara hep ayazıyla, kışıyla hatırlanır. Soğuk, bu memlekette, sade “Havalar nasıl?” sorusuna verilen cevap değil, anladım ki insanlar arasındaki mesafenin adıdır.
 
İyiyim. Bozkır havası iyi geliyor bana. Astım mastım kalmıyor. Emekli olunca buraya yerleşmeli, hayır, burası öyle kıyı şehirleri gibi, yaşlanınca yaşanacak türden değil, ne de olsa büyük şehir! [Gülüyorum kendime. Yaşlanmaktan, emeklilikten bahsediyorum. Otuzuma bile varmadım oysa. Neden böyleyim? Bu bıkkınlık, kayıtsızlık, yorgunluk niye? Kırkından fazla yaşamak ayıptır, diyen yeraltı adamı haklı mı yoksa?] Çukurova’nın sarı sıcağını, denizin mavisini nasıl bırakır insan? Sudan çıkmış balık misali… Daha doğrusu, tek başına, senden uzakta, nasıl yaşarım Ankara’da?
 
Sanırım, zamanla alışıyor insan. Her şeye alışıyor. Alışmakla ilgili bir söz vardı bir romanda, hatırlayamadım. Ne ise, Mücerret, şu bozkıra, göz alabildiğine uzanan boşluğa bile alışıyorum. Alışmaktan öte, bozkır, çiçek açmış genç kızlar gibi bütün sırlarını döküyor sereserpe; bakmasını bilene. Zaten, uzaklara bakmak, uzaklara gitmek kadar çekmez mi insanı? Mekândan mı, yoksa kendinden mi kaçmak ister kişi, bilmiyorum.
 
Denizi yok derler Ankara için. Hayır, Ankara’nın denizi bozkırın kendisidir. Bozkır ve deniz, birbirine o denli benzer ki, ikisi de uzanır, uzanır da uzanır, son nedir bilmez. Boşluk, lök gibi oturur insanın içine. Denize ve bozkıra bakan gözler daldıkça dalar. Ruh, kim bilir hangi âlemdedir, bazen geçmişe döner. Hüzün bastırır birden. Ardından derin bir iç çekiş, lirik bir melodiyi dinler gibi… Hüzünde tuhaf bir haz vardır, dile gelmeyen. Şimdi sen deniz kenarında, bense bozkırın ortasında… İkimiz de bakıyoruz boşluğa, sonsuzluğu istiyor ruhlarımız.
 
Tanpınar, —seversin, bilirim— Konya için “Bozkırın tam çocuğudur.” der. Bence bu söz, Ankara için de geçerli. Bu şehir, her şeyden önce, bozkırın kokusuyla, iklimiyle, ruhuyla yoğrulur. 
 
Hoşça kal Mücerret. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle, duasıyla… 
 
Cahit
 
Abbas Oğuz, Adil Bozkurt, Nedim ÜSTÜN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

:))...Ve derdi ki OğuzAtay,hızlıyürüyengiller,bakar kör'dürler...yani "nafile aziz dostum" diye de eklerdi...:))

Nedim ÜSTÜN 
 13.01.2018 5:03
Cevap :
Evet, hızlı iken insan derin düşünemez. Hız daha çok metropole özgü bir kavram. Bakarkör, doğru bir tanımlama. Saygılarımı sunuyorum üstadım.  13.01.2018 16:23
 

Okuyanını kolundan tutup hatıralarına götüren;duygu,düşünce ve hislerini derinden etkileyen ve ruhunu gülümseten,insanı duygu selleri içinde bırakan içeriği oldukça zengin mektuplardı!..Zevkle ve merakla okudum.Ve çok beğendim.Elinize sağlık Ahmet bey.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 10.01.2018 15:52
Cevap :
Teşekkür ediyorum Abbas Bey, bilmukabele.   11.01.2018 22:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 58
Kayıt tarihi
: 28.11.17
 
 

Birçokları gibi boş zamanlarımda kitap okur, sinemaya, tiyatroya gider, kırlarda, parklarda gezme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster