Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
4889
 

Nasıl başbakan olunur?

Nasıl başbakan olunur?
 

73 milyonun içinde gönlünde başbakanlık yatan onca insan var, biliyorum. Özellikle birilerinin “üç sülük” diye hakaret ettiği kesimlerde ya da mahkemelerden kodesi çuvallamış yüksek, büyük kesimlerde kamuflaj için can attıkları mesleklerden olduğu için biliyorum. Bu öyküyü onlar için yazıyorum. Naçar dertlerine naçizane bir çare olabilir belki diye!

Verhugen, kendinden emin tavırlarla, karşısında kendini, hayranlıkla, imrenerek, gözlerini kirpiştirerek bakanlara, eşitsizliğin bütün belirtileriyle üst perdeden bakarak şöyle dedi:

“Galiba Baykal sizi başbakan yapacak.”

Karşısında Tayyip ve kurmayları vardı ve bu söz üzerine hepsi de keyifle gülümsediler.

Aynı uluslar arası yüksek şahsiyet 3 Kasım seçimlerinden kısa bir zaman sonra Baykal’ı ziyaret etmişti. Seçimlerin ardından başkentte politik atmosferi kokluyor ve geleceği kestirmeye çabalıyordu. İyi koku alan kurt köpekleri gibi!

Baykal’a şöyle bir zarf atmış ve beklediği, gönlünden geçen yanıtı da almıştı:

“Başbakan kim olacak?”

“Tabii ki, seçimin galibi…”

İşte bu kısacık yüklemsiz cümle o yüksek şahsiyete bu ülkede başbakanın nasıl atandığını somut bir açıklıkla gözler önüne sermektedir.

Şimdi Baykal napsın? 70’nin içinde seyreden yaşlı vücudu onu daha ne kadar taşıyabilir ki? Öyle uzun uzun bekleyecek ne zamanı, ne de ömrü vardı. Kısa ve kestirmeden atama yoluyla o tılsımlı koltuğa oturmalıydı.

Bu düşüncede olduğundan Nisan fırtınasının içinden geçerken onikiye beş kala ve küçük bir grupla kitleye katılmıştı.

İşte bundan dolayı, başbakan atama merkezine düşmanca tutumları bütün örgütlerine yasaklamıştı.

İşte bundan dolayı, başbakan atama merkezine iyi referanslar verecek mahfillere “piyasacı” olduklarını, “AB amacının devam etmesi gerektiğini” söyleyerek göz kırpıp duruyordu.

En vahimi de, ardamarı çatlamış bir vaziyette, cumhuriyet hukukuna meydan okurcasına ve teröre benzin dökercesine şunu söylemek zorunda kalmıştır:

“Her partide Kürtçü kanat olabilir. Bizde de var…”

İstanbul’da, DSP’yi ikinci çökertme harekâtı bağlamında ve onun trilyonları bulan paracıklarının hürmetine elini uzattıktan sonra, Sezer’in esnaf ziyaretlerinde:

“Esnaf, Baykal nedeniyle oy vermiyor CHP’ye!” şeklinde ağzından kaçırdığı baklaya rağmen AB eşiğinde, ABD güdümünde AB’ci, piyasacı ve eski hamam eski tas’cı yollarda beraber yürümeğe devam ediyorlar.

Partisi birinci ve en büyük parti unvanını kazanmıştır, yasa ve sistemin çarpıklıkları nedeniyle halkın yüzde 40’tan fazlasının parlamentoya yansımadığı, bize özgü bir özelliğimiz olan, fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış kabilinden 10 milyon insanımızın oy kullanmadığı koşullarda seçmenlerin yüzde 25’nin desteğiyle meclis’in yüzde 66’sını kazandığı koşullarda.

Ancak camili minareli şiirlerle halkı düşman cephelere bölme cürümünden dolayı kodese girip çıkmıştır…

Kendisi siyasi yasaklıdır…

Yerinde de duramamaktadır; ABD’yi yolgeçen hanına çevirmiştir. Orduyla ramı bulun diye ABD’li yetkililere mektuplar yazıp durmuştur…

Ancak Anayasa’nın 75. maddesi bütün somutluğuyla karşısında balkıyıp durmaktadır:

“İdeolojik veya anarşik eylemlere katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.”

Bu anayasayı da niçin böyle formüle etmişler be?

Pişmiş aşa su katar gibi!

Vay anasına! Başbakanlık güme gidiyor be!

Ancak ABD ve AB nezdinde girişimler gözden kaçmaz.

Bu girişimler meyvelerini vermeye başlar da… Örneğin Baykal’ın, Verhugen’e, mevzuatın bütün açıklığına rağmen başbakan olarak Tayyip’i işaret etmesi bu görüşümüzü kanıtlayan en büyük ipuçlarından biridir.

Sonra birdenbire, Meclis’te, Anayasa’nın 76. maddesinde belirtilen “ideolojik ve anarşik” eylemler “terör” eylemleri şeklinde değiştiriliverdi. Bu değişiklik için 444 oy verilmişti. Bu rakama göre Baykal’ın milletvekillerinden asgari yarısı Tayyip’in milletvekili olmasına oy vermişti. Böylece Tayyip’in “cami/süngü” şiiri ideolojik eylem kapsamından çıkartılıverdi.

Böylece Tayyip kodeste yatmıştı ama yasa metnindeki iki sözcüğün değiştirilivermesi yoluyla, yani bir bakıma burjuva hokus pokusuyla sütten çıkmış ak kaşık oluvermişti.

İş bununla bitse gene de iyi yahu! Ne var bunda denebilir…

Türkiye’de başbakan olmanın bir de ikinci ayağı var daha!

Tayyip “ideolojik eylem” yasağından bir burjuva hokkabazlığıyla kurtulmuştu ama henüz bir seçime girebilip bir milletvekili olabilmesinin yollarındaki devedikenlerinin tamamı temizlenmemişti.

Taşlı yollarda iri kıyım bir tane daha vardı deve dikeni.

O da 9 Mart 2003 tarihinde yapılan Siirt seçimlerine de katılma olanağına sahip değildi. Bunu da Anayasa’nın 67. maddesi engelliyordu.

“Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamaz.”

İşte şimdi de burjuva hokkabazlığının ikinci adımı geliyordu.

Baykal ve milletvekilleri bu oyuna da alet olmuşlardır.

27 Aralık 2002 tarihinde 76. madde oylamasında birinci geçici maddeyi de kabul ettiler. Bu geçici madde/ 1’in içeriği şöyleydi:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 67. maddesinin son fıkrası, TBMM’nin 22. dönemi içinde yapılacak ilk ara seçimde uygulanmaz.”

Yani Siirt seçimlerinde uygulanmaz ve böylece Tayyip Siirt seçimlerine katılma hakkına sahip olarak bir kahraman edasıyla ortalığa dökülür.

Tabii ki, bu özel muameleye alışanlar daha sonra Unakıtan’da görüldüğü gibi zata mahsus yasalar ihdas etmeyi sürdüreceklerdir.

72 milyon bu tiyatroyu seyredip bu oyuna dâhil olmaya devam edecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1055
Kayıt tarihi
: 04.04.07
 
 

Emekli bir tarih öğretmeniyim. Osmanlı tarihi konusunda çeşitli defalar seminerlere (hizmet içi kurs..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster