Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
721
 

Ne çektin be Gülistan

Ne çektin be Gülistan
 

Kimi ölümler vardır sessiz sedasız, kimisi de şaşalıdır. Öyle uzaktan gelen olur ki, merasim caddeleri taşar… Evet, İngiltere’nin bir dönem unutulmaz “Demir Lady” lakaplı eski Başbakanlarından Margaret Thatcher’de sonsuzluğa büyük bir törenle uğurlandı. Siyasetçilerin sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri de vardı.

Dünya’da bir ezen, bir de ezilen vardı…

Bir zengin, bir fakir ve işin özü de bir patron ve onu kalkındıran işçiler…  Kısacası buna kral ve köleler deniyordu…

İşte bütün dünyanın kavgası buydu… Yani hak arama ve hakkı vermeme mücadelesi… Ve bu kavgaya tanıklık eden, taraf olan veya olmayan liderler ile onun uzantısı siyasilerin bitmek bilmeyen yaman mücadelesi…

Neyse ben burada şimdi bunları bir kenara koyup, Demir Lady’nin siyasetinden, yaptıklarından ve iz bıraktıklarından bahsetmeyeceğim. Bu cenaze töreninde gözüme takılan bir ayrıntıdan bahsetmek istiyorum.  Bizde ölenin ardından olumsuz şeyler dinimiz gereği yapılmaz ama İngiltere’de küçük bir zümreden de olsa gerçekleşti. Thatcher’i sevmeyenlerde ellerinde pankartla protestoya gelmişlerdi. Seslerini kamuoyuna duyurdular. İngiltere polisi onlara ne biber gazı sıktı, ne de tazyikli suyla ıslata ıslata dövüp oradan uzaklaştırıp, tutukladılar.

Maazallah bizde Tayyip’in öldüğünü düşünün, böyle bir törende protesto edenleri tören alanına alırlar mı? Vallahi 10 kilometre yanına bile yaklaştırmazlar. Sesini çıkartanları da apar topar döverek içeri alıp, üstüne üstlük terörist damgası ile sürüm sürüm süründürürler… İşte demokrasi ve polis devletinin farkı bu olsa gerek!

Akillerimiz, akil akil iş başında yurdumuzu kaymak gibi karış karış geziyorlar! Farklı farklı yerlerde Türk milletinin (Türk, Kürt, Çerkez ve diğer etnik halkların bütünü anlamında)  nabzını tutarak şerbet vermeye devam ediyorlar. Ezberledikleri iki sözcük vardı halkımıza anlatacakları: “Analar Ağlamasın, Barış Gelsin” evet bunları biliyoruz ve “kim istemez ki” diyoruz. Ancak muhalefetin ve halkımızın bilip de onlardan duymak istedikleri henüz akillerin ağızlarında bakla olarak dursa da, biz yine de Valiliklerde, Bakanlıklarda neler olup bittiğini görüyoruz. İşe tabelalardan TC’yi kaldırarak nabız yoklamaya başladılar. Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemez ilk maddesinde; “Türkiye devleti bir Cumhuriyettir” der. Yani kısacası “T.C.”  Eskiden gazeteciler Başbakanlara yaman sorular sorardı. Bir Allah’ın kulu da çıkıp Başbakan’a bunları soramıyor. Onlarda haklılar! Ya patronları tavsiye üzerine kovarsa!

Ateşle oynamak bu olsa gerek!

Akil geçinenler şimdi bal kaymak, beş yıldızlı otellerde konuş babam konuş… Ama ne? İçi doldurulmayan klasik sözler… Bunlarla mı halk veya sivil kuruluşlar ikna olacak? Benim bildiğim Türkiye Cumhuriyeti’ne gönül vermiş, Atatürk İlkelerini benimseyenler, neyin ne olduğunu, gayet iyi biliyorlar…

Önemli bir konuyu daha gündeme taşımak istiyorum. İş Kazaları… Daha yakın zamanda AKP Zonguldak Milletvekili Ercan Candan’ın kardeşinin kafasında baret olmasına rağmen yedinci kattan düşen bir tuğla ile hayatını kaybetti. Geçenlerde bende Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nin acilinde böylesi bir iş kazısında hayat mücadelesi veren bir emekçiye rastladım.

Keyfimiz yerindeyken hastanelerin acilinde neler olup bittiği pek aklımıza gelmez. Veya arabamızla giderken dikiz aynamızda gördüğümüz ve acı acı çalan 112’nin siren sesiyle telaşlanır ve biran önce ona yol verirken ürpeririz. Aklımıza ölüm gelir, kaza gelir ve hastaneye yetiştirilen hastaya “Allah yardımcısı olsun” der, sonrada bir anlığına kapattığımız teybin düğmesine dokunarak romantik müzik eşliğinde yol çizgisine gözlerimiz dalarak uzaklaşıp gideriz.

İş kazalarında dünya üçüncüsü, Avrupa’da ise başları çektiğimiz ölümlere bir yenisi daha eklendi demiştim. Getirilen hastanın yakın arkadaşı da emekçiydi, üzeri yağ-pas içinde emek kokuyordu. Gözleri ise ağlamaklı, doktorlardan gelecek umut haberini bekliyordu. Titreyen eliyle sigarasını yaktığında sordum:

- Geçmiş olsun, hayırdır?

- İş arkadaşım Şaban büyük bir kazası geçirdi, durumu da ağır!

Gazetecilikten kalan meslek aşkıyla sormaya devam ediyorum:

- Kaza nasıl oldu?

- Altmışlık taşla demiri düzeltiyordu. Birden taş patlayınca hepimiz ne olduğunu anlamadık! Arkadaşımız yere baygın düştüğünde yüzü tanınmayacak haldeydi. Acilen ambulans çağırıp buraya getirdik. Doktorlar taş parçalarından birisinin şah damarını parçaladığını, hayata döndürmek için de yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi. Allah’tan ümit kesilmez, bekliyoruz!

- Kaç yaşında?

- 44

- Evli miydi?

- Evet, eşi de bir ay önce yine bu hastanede rahim kanseri ameliyatı olmuştu. Arkadaşımızın üç de çocuğu var. Karşı bankta ağlayan da büyük oğlu...

- Asgari ücretle mi çalışıyordu?

- O da ben de, bin lira ücret alıyorduk.  Dediğinde top sakallı genç doktor kapıda belirdiğinde yüzündeki ifade de hiç de umut yoktu. Baba ve oğlunun kimliklerini istediğinde genç delikanlı acilin kapısına çökmüş, titrekçe: “Babamı gösterin bana babamııııı! Haykırışıyla gözyaşları okulundan kopup geldiği gri pantolonunun üstüne düşmeye devam ediyordu.

Neyse üzüntü hayatımızın her alanında devam ediyor. Hadi gelin biraz da sevinelim. Neye mi? Sayın Başbakanımız MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin son zamanlarda yaptığı konuşmalara sinirlenmiş olacak ki, ondan teslim aldığı hükümette olup bitenleri araştırmak istediğini söyleyerek yeni bir tartışma başlattı. Gelişmeleri ilgiyle izliyoruz. Ve Sayın Başbakan partisinin grup toplantısında Bahçeli hükümeti dönemindeki İMF borçlarının son taksidinin de yakında ödenerek biteceğinin müjdesi ile Merkez Bankamızda 127 milyar dolar nakit paranın bulunduğunu söylemiş. Zira “Asgari ücret neden bu kadar az ve çalışanlara her yıl büyümeden pay verilmeden, buçuklu zamlara mahkûm edilerek bankaların kucaklarına atılarak borç batığına boşuna sürüklenmemişler!

Bu arada bende boş durmadım. Sayın Başbakan’ın bahsetmedi diğer büyük Dış Borç Stoklarını araştırdım: Bakınız rakamlara:

AKP 2002 yılında iktidar olduğunda 127 milyar dolar dış borç stoku teslim almış,  2012 yılı itibariyle de bu borcu 323,5 milyar dolara çıkartmış! İnşallah bu borçlarında bir gün son taksidinin  ödendiğini söyleyen bir Başbakana bir ömür boyu oyum, feda olsun!

Sayın Başbakanımız eski hükümetten kalan KEY Paralarının da kendi iktidarları döneminde ödendiğini söyledi. Kendisini tebrik ederim, ancak verilen paralar, yine bizlerden yapılan zamlar ile kaynağında kesilen dolaylı vergilerle (Benzin, sigara, içki vs ile ÖTV, KDV ) hepsi geri alındı.

Devlet bu hem verir, hem de geri alma hakkına sahip!

Bu arada kanser hastalarına umut olan ve Şehircilik Bakanı’nın verdiği sadaka parasını geri iade ederek bakanı utandıran ve onu affetmeyen üniversite öğrencisi kanser hastası Dilek’i de burada bir kez daha onurlu hareketinden dolayı kutluyorum. İşte demokrasi budur. Peki, bu kızımızın etrafına onlarca polisle oradan apar topar uzaklaştırılsaydı. (ki genelde yapılan budur) Sağlık Bakanlığı, kanser ilaçları konusundaki  önemli bir sorun gün yüzüne çıkacak mıydı?

Ve onun güzel sözü kulaklarımı tırmalıyor: “ Eliniz cebinize değil, vicdanınıza gitsin!”

Rakamlara bakın rakamlara! Türkiye’de şu anda 23 milyon kişi (6.3 milyon hane. Türkiye’de 19 milyon 481 bin 678 hane düşünüldüğünde hemen hemen 3 de 1 hane fakir konumunda) sosyal yardımdan faydalanarak hayatlarını devam ettiriyor ve bunun yıllık tutarının da 19,5 milyar TL olduğu belirtiliyor. Sosyal yardımların temeli sayılan yeşil kartlı sayısı ise 11 milyon 63 bin 92 kişi olarak belirlenmiş durumda. Bu arada yalnızca 22 bin kişi işe yerleştirilerek yardım almaktan vazgeçmiş…

İşte acı tablo bu!  Her geçen gün fakirliğe koşan bir Türkiye!

Sosyal Yardım alanların dışında asgari ücretin azlığında geçinme savaşı veren 15 milyon kişi, memur ve emeklileri de düşünülecek olursa, geriye kalan tuzu kuruları da tenzil ediyorum!

Amerika’daki patlamadan da bir kaç söz edip müsaade isteyim: “Biz yıllardır ABD ve onun müttefiki ülkelerin menşei silahlarını kullandığı PKK örgütünün bombalarıyla binlerce şehit veren ve sakat kalan gazilerin ülkesiyiz. Umarım acılarımızı biraz olsun yüreklerinde hissetmişlerdir. Her türlü terörün insanlığı nereye sürüklediği malum!  Menfaatin için öyle ülkelerin iç işlerini karıştırmayacaksın, onların bağımsızlığına ve insanların mutlu yaşamlarına göz dikmeyeceksin. Milyonlarca masum insanların ölümüne sebep olarak onların kanı ile beslenip yine onların değerlerini çalarak keyif çatmayacaksın! Ve ülkelerin arkasından şeytanlıklar çevirmeyeceksin!

Uluslar arası petrol ve finans sektörünü elinde bulunduran bir dönem Amerika Başkan Yardımcılığını da yapan Rockefeller ortağı olduğu Rothschild ile birlikte bakınız Türkiye’yi de içeren dünya gerçekleri hakkında kısaca neler söylüyor:  “Ülkeler provokasyonlar sonucu bir hiç yüzünden kanlı savaşlara giriyorlardı. Doğal olarak bütün paralarını bizlerden silah almak için harcıyorlar, daha sonra savaşta kaybedilen silahlarını yerine koymak ve savaşta harap olan şehirlerini yeniden inşa edebilmek için yine bizlerden borç alarak ömür boyu bize bağlı bir duruma düşüyorlardı. Eğer, bir ülke yöneticisi bizimle işbirliği yapmayı kabul etmezse, o ülkede hemen bir darbe ya da ayaklanma çıkarılıyor, daha önceden ayarlanmış ve istediklerimizi harfiyen yapacak bir kişi yönetime getiriliyordu.

Bizde önce iğneyi kendine sonra çuvaldızı başkasına batıracaksın” derler…

Onun için bu iğne ve çuvaldızları yememek için, ülkede birlik ve beraberlik ile hareket etmek,  onların bu tür çirkin oyunlarını bozacaktır…

Yoksa aksi bir durum bize; “Ne çektin be Gülistan!” dedirtmeye devam edecektir…

Ertuğrul Erdoğan

Nisan 2013/Bursa

www.erdoganlaedebiyat.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 333
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 389
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasının C..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster