Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
42
 

Öğretmenimi Üzmeyin

Öğretmenimi Üzmeyin
 

Öğretmenimi Üzmeyin


Şu an yaşı kaç olursa olsun herkesin illa ki bir öğretmeni olmuştur. İlk öğretmenimiz mutlaka ki annemizdir, babamızdır ama ondan bahsetmiyorum. Çünkü doğduğu günden itibaren annesini, babasını kaybeden ve onları hiç tanımamış olan bile vardır ama bir öğretmeni olmayan hiç kimse yoktur. 

Herkes de hatırlar öğretmenlerinin isimlerini… Bazı öğretmenler var ki çok büyük izler bırakırlar arkalarında. Öğretmenliğin kriteri de bu olmalı aslında. Ne öğrettiğinden çok nasıl öğrettiği, çocuğa neler verdiği, nasıl eğittiği gösterir bir eğitimcinin kalitesini. 2+2nin kaç ettiğinden çok söylediği sözler, verdiği hayat dersleri kalır akıllarda. Ve o öğretmen hiç çıkmaz vicdanlı yüreklerden.

Hiç kimse geleceğini kendisinin şekillendirdiğini sanmasın. Hepsinin geçmişinde olumlu ya da olumsuz bir öğretmen dokunuşu var. Lisede matematiği sevmeyip sözele yönelen bir avukatın lise matematik öğretmeni dokunmuştur ona ya da matematiği çok sevdirip de bilgisayar mühendisliği okumasına neden olan da bir matematik öğretmeni. Belki çoğumuz farkında değiliz ama hepimiz bir öğretmenimizi istemsiz de olsa örnek aldık, etkilendik ve geleceğimiz o etkilere göre şekillendi.

Peki şimdi öğretmenle çocuk arasındaki bu bağ neden koptu, kim nasıl kopardı bu bağı?

Öğretmenlik mesleği bu kadar kutsal olmasına rağmen, bir çocuğun hayatında bu kadar büyük etkiye ve değişime neden olmasına rağmen bizim ülkemizde öğretmen olmayan yok. Dışarıya çıkın bakın, okullara gidin velilerle görüşün herkes birazcık da olsa öğretmen. Kimse gidip de bir emniyet çalışanına suçluları şöyle şöyle yakalayın demiyor, kimse bir manava gidip elmaları şu rafa koyun demiyor… ama okula giden her veli öğretmeni eleştirebiliyor, eksik buluyor, yeri geliyor hor görüyor. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz insanların tabi ki de çok güzel işler yapmasını isteriz ama unutmayalım her şeyin bir yolu, yöntemi, üslubu var.

Eskileri düşündüğümde öğretmenler her yerde saygı gören, değerleri bilinen kişilerdi. Şuanda ise sadece sıradan bir memur gözüyle bakılıyor. Eskiden öğretmen o bölgenin nerdeyse bilir kişisi sayılırdı ama şuanda hor görülen bir memuru gibi hissettiriliyor.

Öğretmen işçi/memur değildir, iş yerine gitmez.

Öğretmen; eğitimcidir, okula gider, çocuklarına gider.

‘’Günaydın öğrenciler’’  demez mesela… ‘’günaydın çocuklar’’ der her sabah.. Çünkü iş yeri gibi düşünüp öğrenci olarak görmezler onları. Onlar, çocukları olmuştur artık öğretmenlerin.

Toplumca öğretmenlere bakışımız eskisi gibi değil artık. Öğretmenler çalışmadan, çok yüksek ücretler kazanıyor ve sürekli tatil yapıyorlar izlenimi var. Ama şunun farkına varalım; tatiller öğretmenlere verilmiyor, çocuklara/öğrencilere veriliyor. Ayrıca ders saatlerinde her hangi bir işle uğraşması yasak olan öğretmenler evrak işlerini evlerinde hazırlıyor. Ertesi günün derslerinin hazırlığını evinde yapıyorlar. Çünkü yapmak zorundalar, çocuklarını eğitebilmeleri için onlar da çalışmak zorundalar. Mesela yüzlerce çocuğun bilgilerini giriyorlar sisteme. O sistemde not veriyorlar çocuklara. Eve iş getirmek lafını sonuna kadar yaşıyor öğretmenler. Benim eşim de öğretmen ve her gün evde okul işleriyle uğraşıyor, oradan biliyorum.

Bırakalım öğretmenlerimize yüklenmeyi, onlara memur gözüyle bakmayı da çocuklarımız da bizlerden görerek öğretmenlerin önemsiz olduklarını düşünmesinler. Dışarda bir yerlerde öğretmenlerini gördüklerinde en azından ayak ayak üstüne atan değil de ayağa kalkıp saygı gösteren çocuklarımız olsun. Yolda öğretmenlerini gördüklerinde hiç değilse sakızlarını, sigaralarını saklayan çocuklarımız olsun. Bu çocuklara da örnek olacak olanlar bizler, büyükleriz.  Biz öğretmene saygı göstermez, onu okulun bir çalışanı olarak görürsek çocuklarımız da bizlerden gördüğünü uygularlar.

Öğretmenlere kafa tutan öğrencilerin olduğu dizileri izleyip onlara özenmek yerine, öğretmenleri için her şeyi yapan eskilerimizi, büyüklerimizi örnek alalım, onlara özenelim.

‘’Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’’ demiş ya Hz. Ali; şuanda bırakın bu sözü hissetmeyi, öğretmenler zorla bir şeyler öğretmeye çalışmalarına rağmen karşılığında şiddet gördükleri zamanlar bile yaşıyoruz.

Yani demem o ki; toplum olarak biz koparıyoruz öğretmen ile çocuk arasındaki bağı ve bu kopan bağ o kadar zarar veriyor ki güzel ülkeme…

Gelin öğretmenlerimi üzmeyin… siz üzmeyin ki çocuklarımız da üzmesin, o bağ tekrardan kuvvetlensin.

Güzel bir gelecek için öğretmenlerimize de ihtiyacımız var, çocuklarımıza da…

Özgen Caner ÖZ

ozgencaneroz@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 34
Kayıt tarihi
: 29.11.12
 
 

1983 doğumlu. İlkokulu öğretmeni, idareci ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster