Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '10

 
Kategori
Evcil Hayvanlar
Okunma Sayısı
2570
 

Paçalı

Paçalı
 

Paçalı ve yavruları


Paçalı, tavuk türünün küçüklerinden sayılabilecek, kahverengi tüylerinin arasıda siyah ve açık krem benekleri olan, ayaklarındaki mahmuzlarının etrafı da tüylü güzel bir aile ferdimiz.

Kızımın isteği ve de annemizin kararlılığıyla eve gelen on bir üyeli ailenin en küçüğü ve dikkat çekeniydi. Nasıl olduysa telef olan altı üyenin hayatta kalabilenlerindendi. Ailenin diğer fertleri ya bizim evin bekçileri ya mahallenin kışın aç kalan köpekleri, ya da mahallelinin deyişiyle tilkilerin gazabına uğramışlardı. Dedim ya Paçalı, yaşam mücadelesinde sağ kalabilenlerden bir tanesi.

Ocak ayında artık cırıklar, piliçlikten çıkmış tavuk olmuşlardı. En erken tavuk olanı da bizim Paçalı’ydı. Peki, bu değerlendirmeyi neye göre yaptım? Cinsellik efendim, cinsellik… Bizim kart horoz demek önce Paçalı’yı gözüne kestirmiş. Yoksa ilk Paçalı mı horozuma iş verdi bilinmez. Ancak ilk yumurtayı Paçalı vermişti. Yumurta dedimse öyle iri bir şey değil. Hani yumurta pazarlığı vardır. Toptan mal alımlarında büyük küçük karışıktır. İşte o karışıkların içindeki en küçükleri bizim Paçalı’nın yumurtaları, bıldırcın yumurtalarından biraz daha büyük…

Neyse. Bizim kümeste her gün 4–5 yumurta birikmeye başladı. Laf aramızda etraftaki komşular da hafiften kıskanmaktalar. Onların tavuklarında tık yokmuş. Mart ayının ortalarına doğru yumurta sayımızda azalma oldu. Küçük yumurtalar eksik. Bu arada Paçalı folluktan dışarı çıkmıyor. Annemizin bu durum dikkatini çekiyor:

Paçalı gurka yatacak galiba Hakkı. Baksana kümesten çıkmıyor, dedi.

Ben de içimden:

Desene torunlar çoğalacak…

Komşular “Dolaba konmayan yumurtaları tavuğun altına koyun.” diye uyardılar. Paçalı da follukta ilk günler iki üç saat yatıyor sonra çıkıyordu. Birkaç gün bu böyle devam etti. Bu arada altına konacak yumurtalar da birikmiş oldu. Altı yumurta koyduk. Yumurtaların bir ikisi daha önce dolaba konmayan kendi yumurtalarıydı.

Kızım her bir yumurtaya:

“Gurk tavuğum benim,

Biricik sevgilim

Söyle senden başka

Kimim var benim”

“Tavuk olsun çamurdan olsun.”

“Akşam oldu penceremde

Yorgun Rüzgâr esiyor geçiyor

Renkler suskun

Bir masum mor menekşe

Ağlıyor mu ne?” türünden uyarlama sözleri yazarak süslemişti yumurtaları.

Yirmi bir gün süresince Paçalı, toplam ya bir saat ya da iki saat kadar ayrılmıştı yumurtaların üzerinden.

4 Nisan sabahı Paçalı’nın altında birkaç yumurta kırığı gördük. Dışarı atılmış. “Eyvah, yumurtaları kırdı!” dedik kendi kendimize. Meğer bizim civcivlerden ikisi dünyaya “Merhaba!” demiş. Hanım: ”Öteki kırıkları tavuğun altından alıver, ayaklarını kesebilir civcivlerin.” dedi. Öyle yapmak için kümese girdiğimde Paçalı hemen kabarıp gurklamaya başladı. “Elleme yavrularıma!” der gibiydi. Akşama kadar altı yumurtanın hepsinden de civcivlerimiz çıkmıştı.

Yeni doğan civcivler nasıl olur? Ben sarı renkli sanırdım. Sonradan renklenirler diye düşünürdüm. Hiç de öyle değilmiş renkli renkli civcivler. Kızım her birine ayrı ayrı isim takmıştı:

Kestane, fındık, kömür, Odun, Yıldız ve Güneş. Her biri kendi renk özellilerini taşıyordu. Kestane ve Fındık Kahverengi ve kırçıllı, Kömür siyah, diğerleri daha açık renkliydiler. Hepsi minnacık dünya şekeri şeyler…

Peki, bunlar nasıl besleneceklerdi? İlk gün akşama kadar bir şey gerekmiyormuş. Ancak ertesi günler?

Hanım: “Bunlara çarşıdan bir şeyler al. Orada sorar, bulursun.” deyince bize de Salihli yolları gözüktü. Oraya varınca dövülmüş fenni yem, kepek verilebileceğini öğrenim. Gerektiği kadar aldım eve döndüm.

Yem sorununu halletmiştik de içecek sorunu nasıl çözülecekti? Tabağın içine suyu koyuyorum dökülüyordu. Civcivlerle su arası yarım metre kadar vardı. Suya nasıl ulaşacaklardı? Oradan geçen komşulardan Hüseyin’e seslendim. Hüseyin alçak gönüllü, uzunca boylu, yağız, elli yaşlarında efendi bir komşumdur. “Hocam, sakın çukur bir şey bulunmasın etraflarında içine düşer boğulurlar. Birkaç civcivi ben öyle kaybettim. Yayvan bir kap içine su koy oraya bırak. Onlar bulur içerler. Sen merak etme.” dedi. Gözüm hemen kümesteki suluk olarak kullandığımız yoğurt kâsesine gitti. “Daha küçükler oraya çıkamazlar.” diye geçirdim içimden. Dediği gibi bir yayvan tabağın içine suyu doldurup bıraktım.

Bu arada minik arkadaşlar beni görünce hemen annelerinin kanatlarının altına kaçıveriyorlardı. Küçücük tavuk nasıl sığdırıyordu altı civcivi bilmem kimi kanadının bir yerinden, kimi bacaklarının arasından çıkıyordu. Paçalı kabarınca kendi büyüklüğünün iki katı kadar oluyordu. Kanatlarının altından başlarını çıkarıp çıkarıp saklanmaları görülmeye değer bir sığınma ve korunma örneğiydi. Ne de olsa annelerinin kanatları altındaydılar.

Annelik ne zor işmiş” dedim kendi kendime. Düşünebiliyor musunuz yavruları ezmeden, altısını da kanatlarınızın altında saklamak? Kolay olmasa gerek. Oturmadan dizlerinizi kırarak, aynı zamanda koltuklarınızı kabartarak ne kadar durabilirsiniz? On dakika durmak bile büyük bir işkencedir. Ama Paçalı günlerce öylece durarak yavrularını soğuktan ve dış tehlikelerden koruyordu.

Ertesi gün, Salihli dönüşü eve geldiğimde hanım “Hakkı bak, Erinç sesleniyor, civcivler suya düşmüşler galiba, inşallah boğulmamışlardır.” dedi. Telaşla bahçeye indiğimde üç civcivin suyun üstüde hareketsiz durduğunu gördüm. Hemen elime aldım bir iki vurdum ama ses ve hareket yoktu. Çok üzülmüştüm. Erinç ve hanımın fazla üzülmemesi için önemsiz bir olaymış gibi civcivleri çöpe attım. Fazla büyütmek istemedim. Ağlama ve sızlamalar biraz kesilir gibi oldu. Asıl sorun İdil’e durumu nasıl anlatacaktık?

Akşamüzeri İdil eve geldiğinde doğru kümese gitti. Yavruların yokluğunu fark edince gerçeği söylemek zorunda kalmıştık. “Kestanem ölmemiştir.” diyerek Paçalı’nın altındaki civcivleri bakmaya başladı. Demek en hareketli ve ona göre sevimli olanı oydu. Kestane, Kömür ve Fındık maalesef suda boğularak ölmüşlerdi. İdil başladı ağlamaya. Ağlama ama nasıl bir ağlama? Ben ölümün hayatın bir gerçeği olduğunu, onların da ömürlerinin o kadar olduğunu anlatmaya çalışsam da kendi ihmalciliğimi açıklayamıyordum.

Gittim, çöpten civcivleri aldım geldim. Onları onun için sakladığımı, birlikte gömebileceğimizi söyledim. İhmalciliğime bir de yalancılığım eklenmişti. Evimizin batı tarafındaki park yeri olarak düzenlenmiş, şimdilik yonca tarlası olarak kullanılan yere, ağaçların altına bir mezar kazarak üçünü bir arada oraya gömdük. Bildiğimiz duaları onlar için okuduk ve evimize döndük. O gün evde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Üzüntüden başlarımız ağrımıştı. Ben ise kendimi bir türlü affedemiyordum. Uyarılmasam…

İdil hala civcivlerin mezarına ziyarete gider.

Odun, Yıldız ve Güneş anneleriyle mutlu geziniyorlar. Bayağı palazlandılar da. Nasıl palazlanmasınlar? Anneleri ne yaparsa onlar da onu yapıyorlar. Anne eşiniyor, onlar da eşiniyor; anne vücudunun tüylerini temizliyor, onlar da temizliyor. Tünekte nasıl durulacağını da öğrendik. Biraz uzaklaşacaklar olsalar Paçalı hemen gurklayarak onları çağırıp koruma altına alıyor. Söz dinlemeyenleri de hafiften pataklayıveriyor. En küçükleri Yıldız annesine benziyor. Artık dışarı çıkıp geziyorlar. Yan taraftaki yoncalık olarak değerlendirilen yer papatya tarlasına dönmüş halde. Paçalı ve yavruları papatya tarlasının içinde bazen kaybolup gidiyorlar.

Hayrettin Karaca’nın geçen hafta içinde konferansında söyledikleri aklıma geliverdi anne ve civcivler papatya tarlasına dönmüş yoncalığın içinde gezerlerken. Bir öğretmen arkadaş etraftaki çamların tırtıllar tarafından kuruduklarını, mücadele edilmediği konusunu şikâyet eder bir şekilde dile getirmişti konferansta. O da bu durumun doğal olduğunu, canlıların varlığını onun koruyanlarıyla sürdürebileceğini söylemişti.

Ön bahçeye diktiğim güllere bit sarmıştı. İlaç aldım gülleri korumak için. Filtrem olmadığından, biraz da ihmalciliğimden gülleri ilaçlayamamıştım. Şimdi güllerde bir tane bit yok Kuşların güllerin tomurcuklarına zarar vermeden bitleri temizlediklerini pencereden hanım görmüş.

Ekolojik denge...

Papatya tarlasındaki papatyalar da bizim civcivlerin koruyanıydı gökyüzünde uçan atmacalara karşı. Benim büyük babalığıma kalsalar hepsi telef olup gidecekler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her ailede yaşanan hayvan sevgisi, ustalıkla aktarılmış, tebrikler... Paçalı, Mardin'de yaşayan bir güvercin türüdür ve çok sevilir. Demek tavuklarda da varmış. Civcivlerin başına gelenleri de, oğlumun İlkokul yıllarında, apartman dairesinde biz de yaşadık ve bir daha öyle bir denemeye kalkışmadık! Sonraları onların yerini köpek sevgisi aldı. Esen kalınız.

Ayten Dirier 
 28.04.2010 0:42
Cevap :
Ben de "paçalı"yı güvercin cinsi bilirdim. Tavuklarda da varmış. O bebişler gerçekten çok güzellerdi. Behrengi'nin, "Küçük Karabalık"larıydılar. O başardı ama benimkiler sahipleri yüzünden başaramadılar. Yorumunuza teşekkürler. Saygı ve sevgiler.  28.04.2010 21:50
 

Çok güzel bir anlatı. İnsanı alıp gidiyor. Hem büyükler hem çocuklar için okunası güzellikte. İyi ki burada yazıyorsunuz.

Muharrem Soyek 
 24.04.2010 12:17
Cevap :
Cesaret verici iltifatınız için teşekkürler. Sizi tanımak mutluluk verici. Saygı ve sevgiler  24.04.2010 16:35
 

Hoş geldiniz Hakkı bey:) Yazınız yayına çıkar çıkmaz okumuştum ama, yorum yazmak için ancak fırsat bulabildim. Ne yalan söyleyeyim, sizin yaşantınıza imreniyorum:) Ama çok merak ettiğim bir şeyi yazmamışsınız; Paşa Paçalı'yı kıskanıyor mu? Kalan yavruları da yemesin:( Sırada hangi evcil hayvan var diye de soracağım:) Beni çocukluğumdaki kimse kapımızın önüne getirip bıraktınız yazınızla:) Kocaman bir aile olmanız bir yana, sizin bu büyükbabalık işi çok zevkli gibi geldi bana:) İçten sevgilerimle...

Tülin Aksoy 
 23.04.2010 23:22
Cevap :
İnsan br yaşa geldikten sonra dinginlik istiyor. O konuda haksuz sayılmazsınız. Şehre inmeyi mecbur kalmadıkça istemiyorum. Lisa ve Paşa arka bahçede tecritteler. Geçende Paçalı yavrularıyla arka bahçeye girmiş ama bizimkiler pek oralı değillerdi. İdil'in o tavukla oynaması onları kışkırttı bence. Normal büyük babalığa ya ulaşacağım ya ulaşamayacağım. Ama böyle avutuyoruz kendimizi. Saygı ve sevgilerimle.  24.04.2010 16:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 124
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 798
Kayıt tarihi
: 02.10.08
 
 

1955 Milas doğumluyum. Nüfüs kaydım orada ama "doğduğun yer değil, doyduğun yer" memleketin olurmuş ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster