Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '11

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
52037
 

Sahibinden bir kalp anjiyosu öyküsü

Sahibinden bir kalp anjiyosu öyküsü
 

Sayın Dr.Atanur Yıldız'ın  "Sintigrafi Nedir? " başlıklı bloğundan esinlenerek bu bloğu yazıyorum.

Yıl 1993. Ilık bir Mart  günü. Hasanpaşa yokuşundan Acıbadem'e doğru çıkıyorum. Elimde bir poşet. İçinde bir kilo domates. Yokuşun ortalarına doğru göğsümde baskı hissediyorum. Yürümekte zorluk çekiyorum. Yokuşun sonuna geldiğimde kalbim uyarıyor, "yürüme, dur " diyor. Durdum. Biraz bekledim. Sonra yavaş yavaş eve vardım.

Müteakip gün hemen  tanınmış bir kalp  doktoruna  gittim. Elektro çekildi. Elektro sonucuna göre Talyum testi (sintigrafi) yaptırmam istendi ve alınacak neticeye göre de "anjiyo" yapılacaktı. Kesin sonucu anjiyo gösterir dedi doktorum. Bunun üzerine ben "madem ki anjiyo kesin sonucu gösteriyor, öyleyse doğrudan anjiyo yaptırayım" dedim. Biraz ısrarcı davrandım ve doktorum ikna oldu.

Randevu alındı. İstanbul'un o dönemde ki en gelişmiş özel hastanesinde anjiyo yaptıracaktım. Anjiyo o tarihte yeni yeni uygulanan bir kontrol sistemiydi ülkemizde. Şansıma, Amerika'dan geçici bir süre için  Türkiye'ye gelmiş olan bir Doçent  anjiyomu yapacaktı. Doçentin, işinin ehli bir doktor  olduğunu, hatta Amerika'da bile isim yaptığını öğrendik.

Neticede çok başarılı, ağrısız, sızısız anjiyom yapıldı. Bir iki saat, tedbiren, yoğun bakımda kaldım. Bir gece de hastanede kontrol altında kalarak ANJİYO RAPORUNU beklemeye başladım. Rapor o gün  öğlene doğru çıktı. Netice kötüydü... Üç damar %60'ın üstünde tıkalı idi ve mutlaka "By Pass" ameliyatı yapılması gerekiyordu.

Derken, anjiyo işlemini yapan doktor yerine, genç bir doktor hastanedeki odaya geldi. Ameliyatın şart olduğunu, ısrarla belirtti.

-Ben de sordum: "ameliyat yaşam süremi uzatır mı?".

-Cevap " Kesin bir şey söylenemez. Yarın bir başka damarın tıkanmayacağına kimse garanti veremez. Ameliyat sadece  yaşam kalitesini arttırır " .

Yaşam kalitem artacaktı. Yani rahat nefes alacaktım, oysa zaten  rahat nefes alıyordum. Yürürken tıkanmayacaktım. Hasanpaşa yokuşunu tırmanırken hissettiğim nefes darlığı dışında, hiç  tıkanmamıştım. Merdiveni kullanarak  beş kat   çıkabiliyordum. Hafif hafif koşabiliyordum.

Ama risk altında olduğumu, her an, ne olacağının belli olmadığını, genç doktor yineledi ve ameliyat için çok ısrar etti. Fakat beni ikna edemedi, özelliklede  eşim ameliyattan yana değildi. Diğer odalarda ameliyat olmayı bekleyen hastalara nazaran benim durumum çok farklıydı. Onların  kalple ilgili bir çok sıkıntısı olmasına rağmen, ben de hiçbir sıkıntı yoktu. Sonuç ameliyat olmamaya karar verdim ve hastaneden, gün sonunda, ayrılacaktım.

İşin garibi, hastaneden ayrılacaktım ama, hangi ilaçları kullanmam gerektiği hakkında  bize hiç bilgi vermemişlerdi. Ayrıca  anjiyo işlemini yapan doçent, geçmiş olsun demek için odama gelmediği gibi, anjiyodan sonra da  görüşmek mümkün olmadı. Ne bir tavsiye, ne bir ilaç kullanma dozu vs. Diğer Doktorlar da  birden yok oldular. Zira ameliyat olmayacaktım. Bu belliydi. Mevzu onlar için sona ermişti? :((:.

Ne diyet listesi, ne de yaşam tarzı hakkında bilgi verildi... Örneğin stres kontrolu, yürüyüş, spor yapma durumu vs.

Neyse, hastaneden ayrıldık. Takip edeceğim yola kendim karar verdim ve anjiyodan   önce kullandığım tansiyon ve kalp  ilaçlarına devam ettim.

Diğer ilginç bir durum da, hastaneden istediğimiz anjiyo filmlerinin  bize verilmemesiydi. Israrcı olduk, yine de alamadık. Bu durum bizde şüphe uyandırdı. Araştırma ihtiyacı duydum.

Anjiyo raporundan söz etmeden, senelerdir muayene olduğum eski kalp doktoruma gittim. Muayene oldum.EKG ve Doppler çekildi. Netice çok iyiydi... Hatta doktorumun  ifadesi, " Maşallah  çok iyi durumdasınız" oldu. Ama anjiyo raporunu  gösterince  "dehşete kapıldı " ve hemen by pass olmamı önerdi. Hatta operatör adı bile verdi.

Bu araştırma ile yetinmedim. Büyük bir hastanenin klinik şefi pozisyonundaki bir başka kalp doktoruna gittim. Muayene sonucu "çok iyisiniz" dedi sayın doktor. Ardından, anjiyo raporunu  gösterince de, "aman hemen ameliyat olun" dedi.

Çelişkiye bakın. Raporu görmeden önce, muayene ve tıbbi kontrol sonucu "çok iyiyim", anjiyo raporu görülünce "ameliyat olmam gerekiyor". Muayene ile teşhis koymak doğru değilse, neden bana çok iyisin deniyor? Hayret.

Velhasıl kime ve neye inanacağıma şaşırmıştım. Biraz moral bozukluğu yaşadım. O günlerde, bir aile dostumuz  alternatif bir  tedaviden söz etti. Bu tedaviyi uygulayan bir yakınının,  tıkanan damarlarının  açıldığını  söyledi.

Neydi  bu tedavi? Bu  tedavi " SOĞAN SUYU TEDAVİSİ " idi.

Bir büyük beyaz soğanı (mutlaka beyaz soğan olacak) rendeleyip tülbentten geçiriyorsunuz ve  bir kahve fincanı soğan suyu elde ediyorsunuz.. Bu bir fincan suyunu buzdolabının normal rafına koyuyorsunuz. Bu su, buzdolabında beş ssat duruyor. Başka hiçbir şey yiyip içmediğiniz bu beş saatin  sonunda, dolaptaki  bir fincan soğan suyunu   bir dikişte içiyorsunuz. Soğan suyunu içtikten sonra ise, bir kaç saat ne su içiyorsunuz, ne de yemek yiyorsunuz. Bu işlem, aynı saatler  dahilinde, kesintisiz tam 40 gün sürüyor..

Ben tedaviyi  eksiksiz  40 gün uyguladım. Kolay tedavi değil. Gece yarısı zehir gibi soğan suyunu içmek çok zor ama, eliniz mahkumsa, yapacaksınız.

Netice, ameliyat olmadım ve  tam 18 sene geçti. Bu müddet içinde ne kriz, ne de spazm geçirdim. İlaçlarımı muntazam aldım, tuz ve yağdan biraz ayrı kaldım, yürüyüş yaptım, sigara içmedim, haftada dört dubleden fazla içki de almadım. Özetle sağlıklı yaşamaya gayret ettim.

Bu arada rutin kalp konrollerimi yaptırmaya devam ettim ve kalp doktorumun önerisi ile SİNTİGRAFİ yaptırdım, ECHO çektirdim. İnceleme neticeleri hep  olumlu çıktı. Damarlarımda önemli bir tıkanma yoktu.

Bu durum kalp doktorumun dikkatini çekti ve seneler önceki anjiyo fimlerimi görmek istedi. Filmler ben de yoktu.Tesadüf o  ki, doktorum anjiyo yaptırdığım hastanede çalışıyordu. Anjiyo filmlerimi hastane arşivlerinde aradı, ama bulamadı.

Sözü geçen doktorların adları ve hastane adı ben de saklı. Afişe etmeyi etik bulmadığımdan  isimlerden hiç söz etmedim. Gerekli görsem açıklardım. Zira olayın üstünden 18 sene geçti.

Netice olarak belirtmek isterim ki, by pass ameliyatları gereklidir ve çok önemlidir. Asla By Pass ameliyatları hakkında olumsuz bir kanaat belirtemem. Yaşadığım olay benim hikayemdi, belki bazı yönleri yararlı olur diye sizlerle paylaştım.

Sağlıklı günler dileğiyle.

14.11.2011

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok ayıp bir şey.. Belli ki bir sağlık mafyasının eline düşmüşsün.. Geçmiş olsun Yılmaz Bey. Nice mutlu yıllara...

Erdal Ceyhan 
 16.12.2016 21:46
 

İbretle okudum ya böyle bir durum olabilir mi...

Kerim Korkut 
 08.11.2016 12:03
Cevap :
Bizzat yaşadığım bir olaydır sayın Korkut.Hem de İstanbul'un en mükemmel ve tanınmış hastanelerinden birinde yaşanmış olaydır.O zamanlar by pass pek yaygın bir ameliyat şekli değildi.Buna rağmen, anjiyo sonrası by pass önerilen bir hastaya taburcu olurken hangi ilaçları kullanacağı vs konularda hiç bilgi vermediler.Anjiyo filmlerimi de kendileri muhafaza ettiler.Bize vermediler.Enteresan bir olaydır.Bir toplantımızda hikayemi etraflıca anlatırım inşallah.  08.11.2016 23:33
 

Yılmaz Bey merhaba, 2011'de yazdığınız bu blogdan sonra 2012'de bypass mı oldunuz? Aşağıdaki bir cevaptan öyle anlaşılıyor...

POORTEMPLIER 
 25.06.2016 9:42
Cevap :
Yazımda belirttiğim gibi 1993 yılında anjiyo oldum.2011 yılında ise başımdan geçen olayı detaylı olarak anlattım.2012' BY PASS olduğum zaman da kendimi iyi hissediyordum.Ancak safra kesemden ameliyat olma durumum ortaya çıkınca, yeniden anjiyo yaptırdım.Üç damarda yüksek oranda daralma vardı.Bu şartlarda by pass ameliyatı olmam zorunluluğu ortaya çıktı.Bu ameliyatı olmadan hiç bir ameliyat olmam mümkün değildi.Bu riski doktorlar üzerilerine almıyorlardı.Ben de by pass olmayı kabul ettim.Ama safra kesemdeki kolesterol polip yok olduğundan doktorlar ameliyata gerek duymadılar.Özetle,2011'deki yazımın amacı " soğan suyunun " gerçekten kalp damarlarını açtığını ve Ülkemizde bazı doktorlarımızın hasta ile ilgilerinin çok zayıf olduğunu belirtmek için idi.Saygılarımla.   25.06.2016 12:48
 

Yılmaz Bey,sağlığınızla ilgili örnek bir çalışma yapmışsınız;ama herkes 40 gün acı soğan suyunu içemez.Sağlıkla kalın.Selamlar.

Hüseyin Başdoğan 
 19.03.2016 17:44
Cevap :
Hüseyin bey, gülü seven dikenine katlanır.Hele bu hayat olursa.İyi günler dilekleriyle.   21.03.2016 10:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 454
Toplam yorum
: 2060
Toplam mesaj
: 120
Ort. okunma sayısı
: 852
Kayıt tarihi
: 26.01.10
 
 

1945 yılında Adana'da doğdum. Galatasaray Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster