Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '11

 
Kategori
Seçim
Okunma Sayısı
397
 

Seçim 2011 yazıları / 1

Seçim 2011 yazıları / 1
 

Giriş 

Mâlum partilerin aday listeleri açıklandı. Ortalık -özellikle CHP’de- toz duman. Küskünler, kızanlar, kızıp da sert demeç verenler; istifa edenler, istifa edip de bağımsız olarak yola devam edenler; tasfiye edilenler, tasfiye edildikleri için
-gelecek yasama döneminde mecliste olamayacaklarından- meclisteki odalarını boşaltanlar … 

Listeler açısından en rahat partiler MHP ile BDP. AKP’nin sessiz sloganı belli: “Kol kırılır, yen içinde kalır.” Erdoğan’ın etkili lider üstünlüğü de hesaba katılırsa AKP’den çatlak ses çıkacağı söylenemez. Deprem, küçük kıyamet… adına ne derseniz deyin bütün bunlar yine CHP’de yaşanacaktır. Yani CHP -parti içinde de- muhalefetliğine devam edecektir. 

AKP’ye Müteşekkiriz Olmalı Mıyız? 

AKP’li olmamama rağmen, AKP’yi sert eleştiren arkadaşlarla tartışırken söylediğim bir beylik cümlelerim vardır: AKP’ye –güneydoğuda aldığı %30 üzerindeki oy için- müteşekkir olmalıyız. Ya oralarda -MHP ve CHP gibi- AKP de olmasaydı ve BDP kazansaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü? Arkasına aldığı silahlı güç PKK ile çözümsüzlüğü çözüm kabul eden, baskı unsuru rolüne soyunan BDP, daha fazla milletvekilini meclise taşısaydı Kürt meselesine ve/veya Türkiye siyasetine ne katkısı olabilirdi ki meclis koridorlarında kasım kasım yürümekten ya da kürsülerden tehdit cümleleri kurmaktan başka? 

Önemli Bir Mesele : Seçim Güvenliği 

Geçmişte güneydoğuda mezraların, köylerin boşaltılmasının en önemli sebebi –elbette- devletin vatandaşını koruyamamasıydı. Yani güvenlik meselesi. Medyaya yansıdığı kadarıyla 2009 yerel seçimlerinde de bu durum yaşandı: Kapı altlarından atılan tehdit muhtevalı bildiriler, tehdit edilen insanlar, sandık çevrelerinde ne idüğü belirsiz yetkisiz kişiler… 

Yerel seçim sonrasında, muhabirin “Seçimdeki başarınızı neye borçlusunuz?” sorusuna BDP’li birinin verdiği “Bizim de kendimize göre yöntemlerimiz var.” demesi mânidar değil midir? Bunun içindir ki devlet 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde bölgede güvenliği mutlaka sağlamalıdır. Seçim öncesinde bölgedeki tansiyonu yükselten sivil itaatsizlik de düşünülürse seçimin sağlıklı bir şekilde sona ermesi için ‘güvenlik’ temel meseledir. 

Partilerdeki Lider Sultası 

Listelerin açıklanması sonunda görüldü ki aday tespitindeki bütün diğer kıstaslara rağmen bu tespitlerde son noktayı partinin kurmayları ve partinin lideri koydu. Sonrasında yıllardır seslendirilen, “Türkiye’deki partilerde ‘parti içi demokrasi’ yok. Her şey liderin iki dudağının arasında…” İyi de partiye samimi olarak gönül verenlerin partiyi daha iyi hale getirmek demokratik eleştirilerinin dışında partiyi ele geçirmek için –ki bu hizipçilik ihtimali her zaman vardır- yola çıkanların partinin içini boşaltmaları karşısında ne yapılacak? Partilerdeki “şucular” “bucular” tanımlamaları nereye konulabilir? MYK ve PM gibi kurullar ‘parti içi demokrasi’nin işletilmesi için teşekkül edilmemiş midir? Üstelik ba’zen kudretli liderler (Menderes’i, Özal’ı, Erdoğan’ı hatırlayın.) partileri başarıya taşımıyor mu, siyaseti memleket faydasına olgunlaştırmıyor mu? 

Listelerdeki Kadın ve Genç Kotası Üzerine 

Kadın Kotası 

Kadın kotasının artırılmasının, meclise daha fazla kadın milletvekili seçilmesinin temel argümanı belli: “Efendim, eğer mecliste daha fazla kadın olursa meclise ‘seviye’ gelir.” Daha fazla kadın meclise girerse mecliste kavga olmaz; erkek milletvekilleri küfür etmez, demeye getiriyorlar. İyi de TBMM’de az ya da çok kadın milletvekili varken yumruklar ve küfürler havada uçuşmadı mı? Milletvekili bile öldürüldü yahu! Meclisteki erkek egemenliğini meclisteki kadın milletvekili sayısını artırarak –temelde her alandaki katı feminist ifadenin bir yansımasıdır bu- kırmak yerine bu “iş”lerde de ‘liyakat’ esas alınmalıdır. Yarın TBMM’de 550 kadın milletvekili olsa Türkiye güllük gülistan mı olacak allasen? 

Genç Kotası

Genç kotasının artırılması kadın kotası artırılmasından –Türk siyasetinin geleceği bağlamında- çok önemli bence. Türkiye’de geçmişte yapılan faşist darbelerin en zararlı sonuçlarından biri iyi veya kötü yetişmiş, tecrübeli siyasetçileri tırpanlamış, onları yasaklamış olmasıdır. Hâl böyle olunca mecliste belirli oranda genç kitlenin bulunması, onların siyasetin ocağında pişmesi, yarının meclisinin sağlam bir zemin üzerine oturtulması açısından ilk şart bence. Bu noktada ‘siyaset okulu’ gibi çalışabilmelidir parlamento. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öncelikle hoş geldiniz Kutsi Bey, belki inanmayacaksınız ama ara ara "acaba hasta mı, blog ortamını bıraktı mı" diye düşünmedim değil. Bu bloğunuzda yazdıklarınızın neredeyse tamamına katıldığım için (AKP'li olmak dışında ben değilim çünkü) uzun uzun yorum yazmıyorum. Bu arada keyifle okuduğum Dil Yanlışları ve Almanya anılarınızı beklediğimi bildirmek isterim. Selam ve saygıyla.

Güz Özlemi 
 14.04.2011 11:28
Cevap :
Teşekkür ederim. Üzerimde bir ölü toprağı var sanki, ondandır bu rehavet. Bir de edebiyat dergilerine yazıyorum ondandır blogu boşlamam. Selam ile.  14.04.2011 13:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 307
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 802
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

1959 Van doğumluyum. Emekli Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim. Edebiyat ve tarih merak alanlarım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster