Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
3879
 

Sihirli fasulye

Sihirli fasulye
 

Masal kitabı bulabilme arayışım sona erdi. İki tane çok güzel kitap buldum. Kaknüs yayınlarının Dünyanın En güzel Masalları kitabı ile Net yayıncılığa ait Minik Masallar Kitabı her iki kitap ta çok şirin. Bunlarda çözülmeyi bekleyen çok masal var.

Masal; “bir varmış bir yokmuş taştan bir kulübede, oğluyla birlikte yaşayan, yoksul bir dul kadın varmış. Tek servetleri bir süt ineğiymiş. İnek yaşlanınca, kadın oğlunu onu satmaya göndermiş. Çocuğun yolda karşılaştığı tuhaf biri, “ineğine karşılık sana beş tane sihirli fasulye veririm!” diye teklifte bulunmuş. Çocuk uzun süre tereddüt ettikten sonra, bu fırsatın cazibesine kapılıp teklifi kabul etmiş” diye başlıyor. Masalın bu bölümünde anlatılmak istenen; bazen karşımıza o kadar değişik olaylar çıkabilir ki, yaşanan şey örneğin bir inekle fasulyenin değiştirilmesi belki şaçma gibi görünebilir. Bizim hayatımızda da bizi aslında evrimleştirmeye, dünyada bolluğa, rahatlamaya sebeb olacak bazı olaylar bizim karşımıza çıktığında, bize mantıksız gibi görünmüş olsalar bile onları çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Hatta bunlar bizim için çok önemli de olabilirler, süt ineğinde oldugu gibi. Ama fasulyeleri aldığında neler olacak çok iyi düşünmek gerekiyor. Hiçbirşeyi reddetmemek gerekiyor. Onun için de bizim içselliğimizin açık olması gerekiyor. İçselliğimiz açık olduğunda, bize sunulan şeyleri daha kolay farkedebiliyoruz.

Çocuğun yolda karşılaştığı tuhaf biri ile anlatılmak istenen şudur; İnsanlar arasında iletişim yolu açılmış, evrimleşmiş, evrimleşmeye yakın kişiler ya da bize herhangi birşey sunabilen kişiler, insanlar arasında garip karşılanır. Aslında onlar doğru yolda olanlardır. Onları doğru hissetmek lazımdır. Bu demektir ki, hiç kimseyi eleştirmeyeceğiz, yargılamayacağız. Birtakım olayları yapan insanların neyi nasıl yaptıklarını anlamayabiliriz o yüzden de eleştiri yok. Tuhaf bir insan olabilir ama sonuçta güzel şeyler yapacak.

Eve döndüğünde çılgına dönen annesi onu güzelce azarlamış: “Akılsız cocuk! Ne yaptın?! Kazanacağımız parayla yeni bir buzağı alacaktık! Artık hiçbirşeyimiz yok eskisinden de fakiriz!” Yaptığından utanan oğlu orada öylece duruyormuş. “Yalnızca zavallı bir ahmak bir ineği beş fasulye tanesiyle değiştirir!” diye bağırmaya devam etmiş kızgın annesi. Sonra öfkeye kapılıp beş fasulye tanesini de kaptığı gibi pencereden aşağı atmış. Çocuğu da akşam yemeği yedirmeden yatağına göndermiş. Burada negatif düşünce ve yargılama anlatılmak isteniyor. Çocuk annesinden çok daha fazla evrim sahibi. Masalın bu bölümünde 3 tane de mesaj verilmek isteniyor.

1- Evrim sahibi olan bir insanın neler yaptığını evrimi düşük olan insanın da nelere sebeb olabileceği gösteriliyor.

2- İnsan yaşı büyük olup, evrimi düşük olabiliyor. Her yaşı büyük insan olgun demek değildir.

3- Çocuklara çok özen göstermemiz gerekiyor. Çünkü çocukların çoğu genç beyinler olabiliyor, onların düşünceleri saf enerji olduğu için evrenden direkt enerjiyi alıp öylesine konuşabiliyorlar. Özellikle 3 yaş ile 7 yaş arasının sözlerine çok dikkat etmek gerekiyor.

Ertesi sabah, çocuk evden çıkarken olağanüstü bir süprizle karşılaşmış: Gece boyunca, evlerinin dibinde, neredeyse bulutlara değecek yükseklikte dev bir fasulye bitkisi büyümüş. “Demek fasulyeler gerçekten sihirliymiş!” diye düşünmüş çocuk. Merakla bitkiye tırmanmış ve tepeye varınca kendini bulutların üzerinde bulmuş. Burada gerçekten fasulyeler sihirliymiş dediğinde, orada evrimleşmeyi yaşıyor içsel olarak. Burada fiziksel bir tırmanış değil, ruhun yükselişi anlatılmak isteniyor. Sadece oradaki enerjiyi hissediyor ve çocuk transa giriyor: orada çıkmış olan çocuğun enerjisidir.

Çevresine bakınırken, az ilerde gri taşlardan yapılma bir şato görmüş. “Acaba şurada kim oturuyor?” diye sormuş kendi kendine şaşkınlıkla. Şatoya giden bir patikanın varlığını fark ettiğinde daha da şaşırmış. İlk adımı korkarak atmış. Bulutların ağırlığını kaldırabildiğini görünce merakla ilerlemiş. Burada ruhunun evrimleşme sürecinde yükseldikçe yeni deneyimleri yaşamaya başladığı ve kendi yaşadığı dünyanın dışında da birşeyler olduğunu sihirli fasulyelerle farkettiği anlatılmak isteniyor. Ruhu yükselmeye ve çıkış yapmaya başladı. Çocuk sekizinci ve dokuzuncu çakralarını farketti ve onlara gitmeye başladı. İlk adımı korkarak attı derken sekizinci çakra ilkönce korku öğesiyle gündeme geldi. Ancak dokuzuncu çakranın yardımıyla şatonun ne olduğunu araştırmak üzere korkuyu yendi ve yola çıktı. Yani orada patikaya basıyor ve bulutlardan düşmüyor. Aslında dokuzuncu çakranın yardımı oluyor ona, sekizinci çakrayı geçiyor, yani şatoya doğru çıkış, dokuzuncu çakranın yardımı demektir.

Kocaman, kapalı bir kapının önüne gelmiş. Birkaç kez kapıya vurmuş ama açan olmamış. Dikkat edince, kapının aslında aralık olduğunu fark etmiş. Büyük kuvvet harcıyarak demir kapıyı kımıldatmayı başarmış ve kapı gıcırdayarak açılmış. “Burada ne arıyorsun” diye sormuş gürleyen bir ses. Çocuğun karşısında, onu tepeden tırnağa süzen, kocaman deve ana duruyormuş. Çocuk güçlükle yanıt verebilmiş: “Kayboldum! Yiyecek birşeyiniz var mı? Çok açım!” Dev ana dokuzuncu çakranın bir bölümünü temsil ediyor. Çocuk çakradan içeri giriyor. Çünkü eğer ki biz dokuz, on, onbir gibi, yani yukarıdaki çakralara çıkacak olursak, herbir çakranın bize olan yardımlarını görebiliyoruz. Dokuzuncu çakra zaten kendisine ait onun (çocuğun) içeri girmesini bekliyordu. Onun için kapı aralıktı. Ona ait olan bir yer. O yüzden içeri girebildi, bu da çok kolay birşey.

Dev kadının hiç çocuğu yokmuş, karşısındakinin bir çocuk olduğunu görünce sakinleşmiş: “Çabuk içeri gir! Sana bir tas süt vereceğim! Ama dikkat et kocam olan dev çocukları yer. O gelirse saklan. Çocuk korkudan titreyerek içeri girmiş. Süt güzelmiş. Çocuk, kocaman tastaki sütü bitirdiği anda, büyük bir gürültü duymuş: Dev eve dönüyormuş! “Çabuk saklan!” diye fısıldamış olabildiğince alçak sesle dev ana, çocuğu mutfaktaki fırının içine iterek. Dokuzuncu çakranın çocuğu yok çocuk onun kendisi zaten, kendisiyle karşılaşıyor. Süt ise güzel ahlakı temsil ediyor. Aynı zamanda güzel ahlaklı olmayı da. Güzel ahlaklı olmakta susmak var, insan münkün olduğunca sukünet içinde olmalı. Güzel ahlaklı olmanın yollarından bir tanesi de konuşmamaktır. Onun için mutfaktaki fırının içinde susması isteniyor. Dokuzuncu çakra ona yardım edeceğini söylüyor. O yüzden de onu besliyor. Çocuğun aç olması da manevi gıdalara aç olmasını anlatıyor. Ancak dokuzuncu çakranın da düşmanları var. Dokuzuncu çakraya kadar çıkmış olan bir kimsenin enerjisi yukarılara çıkabilmesi için belirli deneyimleri yaşar. Bütünle bir olabilmek için belirli deneyimler var. Dokuzuncu çakranın da başının derdi olan, kocası dediği aslında negatiflik. Orada bile sınav olacaksın. Dokuzuncu çakraya çıkmış olmakla birşeyi aşmıyorsun.

“Bu odada bir çocuk mu vardı?” diye sormuş dev, şüpheyle havayı koklayıp etrafa bakınırken. Burada da “negatif enerji akıllıdır” mesajı verilmek istenmektedir. İnsan enerjisi gerçekten insan olmaya doğru çıktığında negatiflik bunu yakalar ve onu yok edebilmek için her türlü olanağı vardır elinde.

“Çocuk!” diye tekrarlamış, dev ana. “Zaten her yerde çocuk olduğunu sanıyorsun. Otur da akşam yemeğini hazırlayayım.” Dev, homurdanarak kendine bir maşrapa şarap doldurmuş. Yemeğini yerken de içmeye devam etmiş. Sonra da hazinesindeki paraları tekrar tekrar saymış ve uyuyakalmış. Negatif enerji akıllı olmasına rağmen insan ırkı da çok akıllıdır. Onu yenmeyi başarır. Ona yardım edenlerden biri de zaten bütünün enerjisi olduğu için, herzaman pozitiflik negatifliği yener. Burada içki kötülüğü temsil ediyor. Maşrapa da kötülükleri içinde barındıran maddiyatı temsil ediyor. Paraları saymak yani parayla uğraşmak bunlar negatifliklerin özellikleridir. Maddiyata aşırı önem vermek negatif enerji yüklemesi yapar. Burada anlatılmak istenen budur.

Bir süre sonra, şato devin horultusuyla sarsılmaya başlamış. Dev ana yatağı hazırlamaya gitmiş. Bu sırada fırından sessizce çıkan çocuk, masanın üzerindeki paraları görmüş. Birazını bir keseye doldurup hiç gürültü etmeden oradan kaçmış. “Umarım beni görmez, yoksa afiyetle yer.” Diyormuş kendi kendine, korkuyla. Takip edilme korkusu ve zengin olma heyacanı kalbinin daha hızla atmasına neden oluyormuş. Bulutların üzerinde hızla koşuyormuş. Dev fasulyenin tepesine varınca, hızla aşağıya inmiş. Bu bölümde çocuk ilk sınavını veriyor. Dev’e ait olan parayı çalması bir negatiflik, başkasına ait olan birşey alınmamalı veya çalınmamalıdır. Çocuk paraları aldı yani çaldı ve içine negatifliğe ait olan bir korku yerleşti. Zaten korku insanın içine yerleşen bir chip gibidir. Dev şimdi onu, o korkuyla bulacak.

Ayağını yere basar basmaz, annesinin onu beklediğini görmüş. Zavallı kadın oğlu ortadan kaybolduğu için çok üzgünmüş. Ama oğlunun aşağıya inişi ve zafer kazanmış gibi para dolu keseyi sallayışının ardından, kadıncağız duygulanıp ağlamaya başlamış. Sonraki günlerde, kadıncağızın yoksul evinin görünümü tamamen değişmiş. O altın paralarla birçok eksiklerini almışlar. Çocuk ve annesi artık çok mutluymuş. Bu bölümü analiz edecek olursak; insan negatif yüklü birileriyle birlikte oldugunda, negatiflik bulaşır, insan aşağılara doğru çekilir. Buradaki hafifletici sebeb, annesi maddi değerlere önem verdiği için çocuğun altınları kendisi için değil annesini mutlu etmek için almış olmasıdır. Annesi negatif olduğu için, çocuğu bir tür negatif olmaya itiyor.

Ama zamanla paraları bitmiş. Bunun üzerine, çocuk, bulutların üzerindeki şatoya tekrar gitmeye karar vermiş. Burada; eğer negatifliklerle uğraşan insanlara eğer onların negatifliklerini rahatlatabilmek için belirli şeyler verirsek arkası gelmez. O yüzden kesip atmak lazım yani yavaş yavaş keseyim diye birşey yok, arkası gelir.

Çocuk bu kez şatoya gitmiş ve gizlice mutfağa kadar gitmiş ve fırına saklanmış. Az sonra dev gelmiş ve evde dolanmaya başlamış. “Hissediyorum, burada küçük çocuk kokusu var!” demiş dev, karısına. Kadın kimsenin içeri girdiğini görmediğinden, bu sözlere hiç önem vermemiş. Yemekten sonra, dev, Masanın üzerine altın yumurtlayan bir tavuğu koymuş. Çocuk bu mucizeyi görmüş ve dev’in uyumasını beklemiş ve dışarı çıkıp tavuğu kaptığı gibi kaçmaya başlamış. Ama tavuğun gıdaklamaları devi uyandırmış. “Hırsız var! Hırsız var !” diye şatodan bağırdığı duyuluyormuş. Ama çocuk artık çok uzaktaymış. Analizine geçecek olursak; şimdi burada çocuk ilkönce yapmış olduğu negatiflikten içsel olarak korkmaya başladı. Ama tavuğu çaldığı ikincisinde ses olarak dışarı çıkmaya başladı. Yavaş yavaş ayyuka çıkıyor. Yani burada negatifliğin nasıl bulaştığını anlatıyor.

Ağacın dibine vardığında annesini yine onu endişe içinde bekler bulmuş: “Yalnızca bir tavuk mu çaldın!” diye sormuş, hayal kırıklığına uğrayan kadın. Burada da bu sözü söylerken annesi onu negatifliğe sevkediyor. Çocuğun aslında evrimi yüksek ama sadece annesine duyduğu sevgiden yapıyor tüm bunları. Demek ki merhamet etmiyeceğiz. Eğer bir şeyi yapmak yanlışsa yanlıştır. Yanlışı yapan kişiye yanlış olduğunu bildirmek ve kesip atmak gerekiyor. Çünkü merhametten de bize negatiflikler girebiliyor. Merhametten maraz doğar deriz ya bazen ne kadar doğru bir sözdür.

Tavuk sayesinde zengin olmuşlar; evleri kısa zamanda tamamen değişmiş. Böylece sefalet içindeki ev, görkemli bir konuta dönüşmüş. Ama zenginlik herzaman mutlu olmaya yetmiyormuş. Burada; negatiflikle yapılan hiçbirşey, birşeye yetmez ama burada çocuğun evrimleşmiş olmasından dolayı yapılıyor bu hadise. Anne maddiyatın içinde rahat ama çocugun sayesinde oluyor tüm bunlar. Böylece bir negatifle bir pozitif insan yanyana getiriliyor genelde dünyada ve negatif insanla pozitif insanın konumları gösteriliyor.

Çok geçmeden çocuğun annesi hastalanmış, yada öyle görünüyormuş: Onu muayene etmesi için çağrılan doktorlardan hiçbiri nesi olduğunu anlayamamışlar. Çevresindeki hiçbirşeye karşı ilgi duymuyor gibiymiş. Burada anlatılan şey; dünyevi hayatta istediğin kadar paran, pulun, neyin olursa olsun, içsel evrimleşmen gerçekleşmiyorsa ve aslında bütüne vermiş olduğunuz sözü unutup evrimleşmeni tamamlamıyorsan, bu sefer içsel bir sıkıntı başlıyor. Peki seni ondan kurtaracak olan ne ?

O zaman insanlar kendilerine sormaya başlıyorlar “bana ne oluyor” diye. Kadının hastalığının bulunamaması onun evrimleşmeye çalışmaması için bir işaret eğer hastalığı bulunsa tekrar maddiyata düşecek.

Çocuk ümitsizlik içindeymiş, ne yapması gerektiğini bilemiyormuş. Tavuğun yumurtladığı altın yumurtalar, annesini iyileştirmeye yetmiyormuş. O zaman aklına bir fikir gelmiş: “ Ya yeniden dev’e gidersem? Belki o şatoda işe yarayacak bir ilaç bulabilirim. Yeniden fasulyeye tırmanır ve o mucize müzik aleti olan tamamen altından harple birlikte koşarak kaçmaya başlamış! Ama müzik aleti bağırarak dev’i uyandırmış: “Sahip! Sahip! Uyan hırsızın teki beni götürüyor!” Yine çocuk olabildiğince hızlı koşup fasulyeden aşağıya harple birlikte iner. İlkönce korku içteydi, sonra gürültü yaptı, şimdide yaptığı iş ayyuka çıktı. Yaptığınız bir iş iyiniyetle bile olsa kötülük için yapılıyorsa iyi bir iş değildir. Burada anlatılan şu; insanlara çok şans tanınır negatiflikten uzaklaşabilmeleri için, ama bu şansı sonuna kadar zorlarlar. Burada aslında harpın sahibine haber vermesi, yapılan olayın toplum tarafından duyulması anlamına geliyor. Harp olayın toplum tarafından duyulmasını simgeliyor. Burada olay genişliyor, önce içe, sonra dışa ve topluma dogru geliyor olay. Şansımızı çok zorlamamalıyız.

Harpın tatlı müziği tıpkı bir büyü gibi annesini mutlulukla güldürmüş. Ama yukarıda biri daha bu büyülü sesi dinliyormuş. Çocuk dev fasulye bitkisinin olanüstü bir ağırlık altında sarsıldığını dehşet içinde farketmiş. “Harpı sakla ve bana hemen bir balta bul! Dev aşağıya inmeden bitkiyi kesmem gerek!” demiş annesine. O sırada dev çizmeler görünmeye başlamış bile. Hemen sonra, bitki korkunç bir gürültüyle, üzerindeki devi de sürükleyerek, yakındaki bir uçuruma devrilmiş. Şatodaki dev ana kocasına ne olduğunu asla ögrenememiş. Çocuk ta artık korkacak birşey olmadığına ikna olmuş. Kadın sihirli harp ile yeniden mutluymuş. Tavuk hergün bir altın yumurtlamaya devam ediyormuş. Çocuk o sihirli fasulyeleri kabul ettiğinden beri ne kadar çok değişiklik olmuş! Onun cesareti ve kurnazlığı olmasa asla bu kadar mutlu olamazlarmış. Evet masal böyle bitiyor. Çocuğun bu olaydaki başarı sistemi şu; annesi hastalanıyor, hastalanmasının sebebi evrimleşmemiş olması, fakat annesinin evrimleşememesinden ötürü bir sürü hatalar yapıyor ve büyük tehlikeler atlatıyor. Burada çocuğun bütün bu olayların sonunda tek bir nedeni var, çocuk bunları iyi bir niyetle yapıyor. Yapmış olduğumuz olaylardaki niyet bizim için çok önemli. Niyet çok önemli istektir. O sadece annesini mutlu etmek için yapıyor ama eğer ki bunu maddi olanaklar elde etmek için yapsaydı annesinin durumu gibi olacaktı. Yani hastalanacaktı ve gidecekti. Niyet çok önemli ama bu niyetleri yaparken her zaman sonuç güzellikle olmuyor, çünkü niyetimiz bozulabilir. O zaman da işler karışıyor, yani dev (negatiflik) yok olmuyor, dev uçuruma düşmüyor, ortalığı dağıtabiliyor. Çocuk dokuzuncu çakrayı geçip onuncu çakraya geçiyor ve oradaki sınavını başarıyor.

Bu masalda anlatılmak istenen kısaca şu; eğer iyi bir niyetle bir iş yapılıyorsa, gerçekten niyeti bozmadan bir iş yapılıyorsa size mükafatlar geliyor. Burada kendinizde sıkıntılara düşüyorsunuz ve acılar çekiyorsunuz. Eğer niyet bozulmazsa bunda bir problem yok. Niyetinizin bozulmayacağından ne kadar emin olabilirsiniz? Başka bir masalda niyeti bozulanların başına neler geleceğini anlatacağım sizlere.

Sevgiyle kalın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir yazı. Masalları hep böyle yorumlayacaksanız ne güzel. Ama ben 4 buçuk yaşındaki oğluma masalı bu şekilde anlatmaya kalkarsam sıkılır. En güzeli onların hayal gücüne bırakıp ne anlarlarsa onunla yaşayıp büyümeleri değil mi? Elinize sağlık. sevgiler.

Gül'ün içinden 
 30.03.2007 18:00
Cevap :
merhaba efendim Begendiğinize çok sevindim. Bu kısaltabildiğin en iyisi tabi unutanlar olabilir diye masalı da yazıyorum. Tabi cocugunuza yorumu degil masalı anlatacaksınız. Bu masalların yorumu büyüklere göre. Eger biryerlerde saklarsanız çocugunuzda yaşamda tecrübeler edindikçe, büyüdükçe, kendini tanıma yolculuguna çıkmaya başladıkça bu masallardaki yorumları da anlamaya başlayacaktır. Masallar çocuklara eglenceli yönleri ile hitap ederler ama içlerinde hep insana ilişkin bilgiyi büyüklere anlatmak için de saklarlar. O yüzden sizinde dediginiz gibi bırakın çocugunuz hayal gücüyle neyi algılarsa onu algılasın şimdilik. yorumunuz için teşekkür ederim sevgilerimle  31.03.2007 9:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 3281
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Ege Üniv. İşletme Fakultesi'ni, daha sonra da Harward Üniversitesi'nin Master programını Türkiye'de ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster