Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '17

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
656
 

Taharet Musluğu

Taharet Musluğu
 

Dünya üzerindeki tüm milletlerin sahip olduğu ortak özelliklerden bir tanesi, bu dünyadaki en ulu, en yüce ve en özel milletin kendileri olduğuna inanmalarıdır.

Tarihsel serüvenlerinden dini inançlarına; coğrafi özelliklerinden sosyo-kültürel yapılarına varıncaya kadar pek çok farklı alanda çok özel ayrıcalıklara sahip olduklarını düşünen tüm milletler, bu düşünceden hareketle olsa gerektir ki; insanlık tarihi boyunca değişik değişik şekillerde birbirleri üzerinde tahakküm kurma çabası içine girmişlerdir.

Lakin dünya gezegenindeki ideal millet sistemini oluşturabilmenin yegane yolu, her milletin kendiyle ilgili olarak gerçek olduğuna inandığı üstünlük paranoyasını bir diğerine dayatmaya çalışmaktan ziyade; tüm farklılıklara saygı duyarak insan müştereğinde buluşabiliyor olmaktan geçer.

Bir milletin kendini tariflerken seçtiği yol, insani değerleri yaşatmak üzerine kurgulanmış ve bunu hayata geçirirken kullanılan yöntem tüm farklılıkları gözetmek üzerine inşa edilmişse o millet varlığına gerçek manada bir üstünlük yüklemiş demektir.

Milletler arasındaki gerçek manada bir üstünlükten söz edilecekse eğer yegane ayrıcalık bunu başarabilmiş olmaktır.

İşte mensubu olmaktan övünç duyduğumuz Türk Milleti hem İslamiyet Öncesi, hem de İslamiyet Sonrasındaki dönemde bunu başarabilmiş bir millettir.

Lakin memleketin gelmiş olduğu günümüzdeki noktayı sosyolojik manada basit bir değerlendirmeyen tabi tuttuğumuzda, değerler sistemimizin iyiden iyiye ayağa düştüğünü görmekteyiz.

Okumayan, sorgulamayan, çalışmayayım ama herşeyim olsun mantığında hareket eden, ben düşünmeyeyim önemli değil biri çıkıp benim adıma düşünür, tüm dünya da bana düşman zaten gibi kolaycılıklarla varlığımızı temin etmeye çalıştığımız bir zamanın tanığı olmak, herşeyden önce kaderin bu millete yüklemiş olduğu aziz rolü görmezden gelmek anlamına gelmektedir en masum ifadesiyle.

Konuyu örnekler üzerinden biraz detaylandıracak olursak şunları söyleyebiliriz.

Her Cuma Hutbesi sonunda okunan Ali İmran Suresi'nin 19. Ayeti Kerimesi'nde belirtilen ''İnned dine indallahil İslam.'' ( Muhakkakki Allah katında geçerli din İslamdır.) ifadesi bizim için doğuştan kazanılmış olan bir övünç kaynağıdır belki ama Allah katında geçerli olan tek dinin ilk kelamı olan ''Oku'' hükmüyle pek de öyle içli dışlı olmayız.

Üstünlüğün takvada olduğu bir dinin mensubu olmak daha işin başından itibaren herkesi eşitliyorken bizler zenginliğin, gücün, iktidarın özetle mezara götürülemeyecek olan pek çok şeyin karşısında ezik büzük olmayı gönüllü olarak tercih edenlerdenizdir çoğu zaman.

Manası barış olan bir dinin birbiriyle bu kadar çok küs ve savaş halinde insanı içinde barındırıyor olmasını mantık çerçevesinde açıklayabilmek gerçekten çok zordur.

Temizliğin imanın temel felsefesi olarak konumlandığı bir inanç sistemi içinde doğayı, çevreyi ve hatta kendi öz bakımını bu kadar pis tutan bir yaklaşımı neresinden tutabiliriz?

Hayatı daha güzel  hale getirecek herhangi bir şey üretmeyip doğuştan kazanılan onca zenginliği pervasızca tüketmeye aldırış etmiyor olan bizlerin '' Bir lokma bir hırka '' anlayışıyla en küçük bir alakamız kurulabilir mi acaba?

Hayatın hemen hemen tüm aşamalarında kavgayı bir kendini ifade etme şekli olarak tanımlamak konuşacak, paylaşacak bir şeyi olmayanların seçtiği '' Ben de varım '' deme yöntemi değil de nedir dersiniz?

Coşkusunu silah atarak, dikkat çekmeyi ekzos patlatarak ve haklılığını sadece bağırarak göstermeye çalışan bizlerin insani değerler açısından kıskanılası neyi kalmıştır Allah aşkınıza?

Hani beğenmediğimiz, _ötleri başları oynak diye tanımladığımız o Avrupa var ya o Avrupa, yukarıda eksikliğinden dem vurduğumuz pek çok şeyi yaşamlarının merkezine koymuş durumdadırlar.

Ve biz hala kendi körlüğümüz ve sağırlığımızda birbirimizi ağırlamakla meşgulüzdür.

Ama üstün olduğumuz çok önemli birşey var ki; onu da unutmamak lazım.

Ne mi?

Taharet musluğu !

Selda Çakmak bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir değerlendirme ama çağdaş toplumların dayandığı tek gücün hukukun üstünlüğü olduğunu atlamışsınız. Batılı (Müslümanların ifadesi ile kafirler) pruten ahlakla hukukla insanlığın en iyi organizasyonu devletle refahı ve barışı tesis etmiştir.

Nizamettin BİBER 
 02.10.2017 7:44
 

Bi de, bide var. Taharet musluğundan daha üstün.

Erdal Aydın 
 02.10.2017 0:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 50
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 182
Kayıt tarihi
: 26.07.14
 
 

Sapancalı, Üniversite mezunu, satış pazarlama sektöründe çalışan Errare Humanum Est ve Dum Spiro ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster