Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
677
 

Tanrı bizi sınırlama hakkını anne babalarımıza bile vermemiştir

Tanrı bizi sınırlama hakkını anne babalarımıza bile vermemiştir
 

İçinde sevgi kelimesi geçen her cümle sevgi cümlesi değildir dostlar 

Kardeşim ben seni çok seviyorum.
Canım benim sen benim yavrumsun.
Aşkım seni çok seviyorum.
 

Hayatımız boyunca böyle çok “seviliyorsun” mesajı alırız. Peki, bizi sevdiğini söyleyen herkes gerçekten bizi seviyor mudur? Dostlarım hayat bana bu mesajların önemli bir bölümünün spam* (gelişigüzel herkese gönderilen “ticari” mesajlar) olduğunu öğretti. Bunu ağır bedeller ödeyerek öğrendim… 

İçinde sevgi kelimesi geçen her cümle sevgi cümlesi değildir dostlar. Ve galiba, işe buradan başlamak gerekiyor. Biz, sevgi kavramının içini boşalttık çünkü. Gerçek sevgi, mukaddes bir duygudur. Sevmek herkese nasip olmaz. Bilgeler sevebilir. Arınanlar sevebilir. Masum kalmışlar sevebilir. Güzel gönüllerin dışındakiler asla… 

Mukaddes duygu sevginin, günlük hayatta ona-buna telaffuz ettiğimiz “seni seviyorum”la ilişkisi sadece “isim benzerliğidir”. Masumiyetini kaybetmiş insanlık bu kelimeyi “sana ihtiyacım var”ın yerine kullandığı için. 

Peki birinin bize ihtiyacının olması, onun bizi gerçekten sevdiği anlamına gelir mi? Bedel ödeyerek öğrendim ki hayır. Sevgi sonsuzdur oysa bu arkadaşların “sevgisinin” ömrü ihtiyacın süresi kadar oluyor. Sonra? Aşk bitti yapı paydos… 

Gerçek sevgi yargılamaz. Özgürlüğünün önüne barajlar kurmaz. Kısıtlamaz, koşullamaz, şart koşmaz. Sevmek, seçimlere hürmet etmektir. Sevmek değişmene izin verir, dönüşmene de destek. İhtiyaç ise şartlı destek demektir. Şöyle şöyle olursan diye başlar söze. Canımsın ciğerimsin diye çıkar. Metni tersten alırsan şöyle şöyle yapmazsan sana düşman olurumun kodlarını görürsün. Yok canım der geçersin. Ta ki bi tokat yiyene kadar. 

Askerdeyken bi çocuk vardı. Tombik bişey, çok severdim keratayı. Bana bir gün şöyle bi soru sordu: “buRAK abi bu kız sence beni gerçekten seviyor mu?” Yaş ortalamasının 13 yaş üstünde olunca tabi insan, Güzin Abla/buRAK Abi durumları kaçınılmaz oluyor. Çocuğun aile epeyce zengindi. Şöyle basit bir plan kurdum ve ona sundum. Hemen uyguladı.
- Babamın fabrika iflas etti. Artık hayatımıza mütevazi insanlar olarak devam edecekmişiz. Çok üzüldüm ama iyi ki sen varsın yanımda… 

Eeee kız bunu ertesi gün terketti! Sudan bi bahaneyle. Hiç paran olmadığı için der mi? Siz de ne fesatsınız. Şiddetli geçimsizlik diyelim ve bir parça da tesadüf. Bizimki ağlayarak geldi. “buRAK abiiii kız beni terketti. Abi ben onsuz yapamam be abi.” Bi makas aldım yanağından. Aç gerçeği söyle, çok güzel bulmuşsunuz, birbirinize çok yakışıyorsunuz dedim. Gençlik işte. Öhö öhö öhö. Bu arada kalp ilaçlarım nerde?
LEVH-İ MAHFUZ'da ve Tanrı’nın doğum günü’nde hep sevgiyi paylaştık. Bu kimseyi yanıltmasın istiyorum. Sevginin insanı, gönüllerin adamı olmak kendimizi ezdirmek anlamına gelmiyor çünkü. Gerekli yerde masaya yumruğunu vurabilmeli insan. Bazı insanlar almaları gereken mesajları, kelimelerden alamıyor. Kanallar menfaatle tıkalı malum. 

“Sevenleri” eşimin canını yaktı bugün. Üzdüler. Telefonu elime aldım ve canını acıtanların canını acıttım. Epeydir böyle yüksek sesle de konuşmamıştım, nefesim açıldı. Hayatta toleransımın, tahammülümün sıfır olduğu anlar vardır. Vicdanlı insanların vicdan frekansını titreterek insanlara yük olanlara hiç acımam. İyi olmak bu iğrenç dünya düzeninde yeteri kadar ağır bir yüktür zaten. Bir de bu insanların sırtına “seviliyorsun” frekansından yük üstüne yük bindirenlere asla acımam. Kaldırımda kedi gördüğümde yolumu değiştiririm, benden korkup yola atmasın kendini diye. Yeniköy’deyken benim kediler eve canlı fare getirip bıraktıklardı. Muzaffet kumandan edasıyla yürür giderlerdi, ben fareyle yatak odamda başbaşa kalırdım. Canlı canlı fare yakalamayı öğrendim bu yüzden. En son artık 10-15 saniyeye kadar düşmüştü. Zırt diye yakalar hale gelmiştim kuyruğundan. Farelere acırım ben ama bu insan grubuna acımam. Eminim içinizde iyi olmanın, ses çıkarmamanın bedelini gereğinden fazla ödeyenleriniz var. Eşimin üzüntüsünü görünce, dostlarımızın bu kategorideki üzüntülerinin kökünün kazınması için birşeyler yapmamız gerektiğini farkettim. Bu konu listemde bilginiz olsun. Yükünüze yük bindiren, dostunuz olmayan dostlarınıza gidip gelip, dönüp dolaşıp çakıcam iki tane, haberiniz olsun. 

Gerektiği yerde yumruğu masaya vurun dostlar. Sınırlarınızı çizin. Burası benim dünyam, şurası seninkisi görüyor musun bak arada bir çizgi, bir sınır var demekten asla korkmayın. Kendiniz olmak, kendinizi gerçekleştirmek istiyorsanız bu çizgiyi çekmek zorundasınız. Bu çizgiyi çizemezseniz… Bir ömür süren bir hayal olursunuz, asla gerçekleşemezsiniz. Değişmenize, yeni biri olmanıza engel olan her kim olursa olsun asla kendinizi gerçekleştirmekten taviz vermemelisiniz. Kitaptaki Ölüm yazısını bu gözle yeniden okumanızı öneririm. Değişimimize direnen insan faktörüne karşı olarak yazıldı o satırlar çünkü. 

Sitede Kur’an-İslam-Tanrı üçgeninde yazmayı sevmediğimi biliyorsunuz. Ancak, bu konu çok önemli ve benim v1.0.3'ü bekleyecek sabrım falan yok. Birçok dostumuzun da bu “sevenler” konusunda çemberlerinin iyice daraldığını hissediyorum nedense.
“Sevenler” bize vicdan frekansından geliyorlar. Vicdan… Vicdan, kişiden Tanrı’ya uzanan bir kablodur. Acaba kablonun diğer ucundaki bu konu hakkında ne düşünüyor? Tanrı’ya rağmen vicdan olur mu? Elbette olmaz. Vicdanın sınırlarını, insana vicdan olgusunu yerleştiren koyar. Üç beş vicdansız değil. 

Eş, dost, kardeş… bırakın bunları, Tanrı bizi sınırlama hakkını anne babalarımıza bile vermemiştir. Allah’a şükürler olsun. Bizim mukaddes kitabımız özgürlüğün yurduna bir seyahattir, içinde böylesi muhteşem ayetlere yer verir… 

“Biz insana, anne ve babasına güzelliği tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.”  

Kur’an-ı Kerim Ankebut Suresi 8. Ayet. 

Bizim kültürümüz, anne-babaya güzelliğin tavsiye edildiği yerde ayete nokta koyar. Oysa ayet devam etmektedir… Allah’a ortak koşmanın “dini bir konu” olmadığını, bunun kişinin kendisini gerçekleştirmesiyle ilgili bir konu olduğunu LEVH-İ MAHFUZ ve TDG’ciler çok iyi biliyorlar. Ayet, yumruğu masaya vurma ayetidir dostlar. Yumruğu masaya güzellikle vurma ayeti… 

Gene Kur’an’ın anlattığına göre Nuh peygamber, oğlu gemiye binmeyince çok üzülür. Allah ona ne der biliyor musunuz? 

“Ey Nuh, o senin ailenden değil!” 

Öz oğlu ama ailesinden değil… Bazen biyolojik ailemizin ruhsal ailemizle aynı kişiler olmadığını görmek çok acı olabilir. Acı da olsa bu bir gerçektir. Kabul edilmeyi bekleyen… 

Kendimi gerçekleştirmek için yola çıktığımda benim de karşıma pek çok insan engeli çıktı. Kedi-köpek-börtü-böcek çıkacak değil ya, tabi ki insanlar çıktı. Ve kendimle gurur duyuyorum ki, inandığım yolda kimsenin gözünün yaşına bakmadım. Bana sunduklarının sevgi olmadığını bildim, tanıdım ve beni okşar gibi yapan ama gerçekte beni tokatlayan ellerini elimin tersiyle ittim. Ne oldu? Onlara rağmen girdiğim bu yolda beni daha çok sevdiler… Babamdan yumruk yedim. Bana çizdiği yolda yürümediğim, hayatta kendi yapamadıklarını benim üzerimden telafi etmesine izin vermediğim için. Karşılık vermedim. “Güzellikle” evi terkettim. Ne oldu? Hergün buRAKozdemir.com’a giriyor ve sizlerin oğluyla ilgili yaptığınız yorumları gururla okuyor. Şu anda mükemmel bir baba-oğul ilişkimiz var. Doyamıyorum babama. Emin olun, onun istediği kişi olsaydım bunun yarısı kadar sevemezdi beni.
Sen sen ol, sen ol… 

Bedeller konusu… Hayallerimizi gerçekleştirmek adına göze almamız gereken bedeller listesine zaman zaman sevdiklerimiz de girebiliyor. Ve bu bedel insanın canını gerçekten çok yakabiliyor. Peki sen bu insanların sana olan “sevgisinin” nefrete dönüşmesini göze alabiliyor musun? Alıyorsan işte o zaman sen o şeyi gerçekten istiyorsun, işte o zaman o kozmik muhteşem mekanizma devreye giriyor. Sen sen olunca, düşün de gerçek oluyor. 

Bunu kendimle ilgili çok düşünmüşümdür. “Ay ben dünyayı değiştireyim ama hiç kimseyi de karşıma almiim. Herkes her zaman beni ayakta alkışlasın.” Böyle bir saçmalık olabilir mi? Linç dökümanını okudunuz. Sarsılarak. İşte benim hayalim, bunlarla karşılaşmayı göze alacak kadar değerliydi benim için. Bu tepkiler beni etkiledi mi? : ) O benim onur belgem, gururla taşıyorum onu. Her gün Tanrı’ya doğru uzatıyorum. Bak ben bu senetleri ödüyorum. Hani siparişimin teslimatı nerde diye? : ) O kadar bıktı usandı ki benden, ver-kurtul modeline doğru hızla ilerliyoruz. 

Ben üniversitelere seminer vermeye giderdim haftanın bir günü. 3-4 sene gittim. Türk gençliğinin karamsar olmasına dayanamıyorum. Seminerde hep beraber hoplayıp zıplıyorduk bu keratalarla, onlara da bana da çok iyi geliyordu. Hayallerini gerçekleştirmek isteyenler el kaldırsın diyordum genç dostlarıma. Herkes el kaldırıyordu hep birden. Hayallerini gerçekleştirmek isteyenler AYAKLARINI kaldırsın dediğimde herkesin el iniyor, sadece birkaç kişinin ayağı kalkıyordu.
- Neden kaldırmadınız?
- Sıralar çok dar.
- Ayağını kaldıran arkadaşlarımız VIP koltuklarında mı oturuyor?
- Ama benim üzerimde etek var.
- E topuğundan doğru kaldırsaydın sen de canım benim?
Hayallerini gerçekleştirme yolunda kimileri hiç düşünmeden ayağını kaldırıyor, geri kalan çoğunluk ise neden kaldıramadığının mazeretlerini sıralıyordu. Aynı koşullar kaldıranlar için de geçerli olduğu halde…
Masaya herkes yumruğunu vurur, maharet masaya tekme atabilmekte anlamı da çıkabilir tabi bu sözden. Artık masaya tekme mi atarsınız kafa mı atarsınız bilemem. Ama şu telefonda ismi çıktığında açmaya elinizin gitmediği seslere karşı bi şeyler yapın artık yahu. Yoksa istediğin- istemediğin, kendini her telefona cevap vermek zorunda hissedenlerden misiniz? Bakın ben bundan bir süre önce sahil yolunda 170 km. hız yapan bir minibüs gördüm. Kırmızılarda bile geçiyordu vicdansız. Arabayla zor yetiştim (Benim 8.50 olsaydı plakasını ön taraftan okurdum ya neyse. Baba arabası işte). Aldım plakasını. Telefonu çevirdim. 155 Alo İmdat 1 saat cevap vermedi… Numaramı beğenmedi belki. Belki meşguldü. Belki canı sıkkındı! O memuru örnek alın, her telefon edenin sizinle görüşebilmesine izin vermeyin. 

Kimsenin ama kimsenin hür iradenize, kendi kurduğunuz/kurmak istediğiniz dünyaya ve de olmak istediğiniz kişiye engel olmasına izin vermeyin. Hayallerimizin önüne Tanrı ve peygamber figürlerini koymalarına son veriyoruz artık biliyorsunuz. Bu kadar ağır figürleri kaldırıyoruz dostlarım, …’den Fatma’dan mı korkacağız? 

Olmak istediğiniz kişi olun. Görün bakın meğer Fatma sizi ne kadar çok seviyormuş… Yapacağınız kutlamaya ilk gelen … olmazsa ben de adam değilim…
sevgiyle
(buRAK özDEMİR'e sevgi, şefkat ve aşk üzerine yaptığı sohbet için teşekkür ederiz.) 

Ahmet KAYA 

www.izmirliahmetkaya.com 

www.tanrinindogumgunu.com 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 232
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 517
Kayıt tarihi
: 22.10.08
 
 

1955 İzmir doğumluyum, emekliyim. İnsanların farkındalıklarını ve sezgilerini arttırabilmeyi misyon..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster