Geçen hafta meclis kürsüsünde yaptığı konuşma sırasında verdiği tarihsel örnek ile karşı duruş sergilediği bir düşünceye destek vermiş olan Onur Öymen’in sebep olduğu şey bir çeşit tarihin hesap kesmesidir.
Yazılarımı yakından takip edenler bilirler ki; tarihi her zaman kendi dönemi içinde değerlendirmenin doğru olduğunu düşünürüm. Yani bana göre 2009 yılında sahip olduğunuz demokrat duruşunuzla 1920’li yıllara bakıp, “bunlar anti demokratik uygulamalardır” şeklinde yorum yapamazsınız.
Ancak tarih bizim en önemli referansımızdır. Tarih hafızasını güçlü tutarak bugünü ve geleceği daha doğru temeller üzerine yerleştirmek mümkün olur.
“12 Eylül’den hesap soralım, sorumlularını cezalandıralım” bu ülkenin enerjisini boşa harcamak demektir. Ancak o dönem yaşananların unutturulmaması, deşifre edilmesi çok daha güçlü bir hesaplaşma, dahası bilinçlendirme yoludur.
Örneğin bugün demokrasi havarisi kesilmiş bir takım kalemlerin 12 Eylül darbe günlerinde ve ertesinde ne yapıyor, nasıl bir düşünsellik içinde olduklarını bu ülkenin yakından bilmesi çok önemlidir. Çünkü o zaman içinden geçtiğimiz 30 yıllık dönemin anlamını tam olarak kavramamız mümkün olur.
1991 yılında SHP’nin HEP ile yaptığı seçim ittifakı ve sonrasında mecliste yaşananlar karşısında o gün aldığı tutum ile bugün söylemleri arasında büyük çelişkiler olanların zihinlerinden geçen şeyin ne olduğunu bilmek anlamında tarihi çok iyi bilmemiz gerekir.
Sn. Onur Öymen’in tarihe dayanarak verdiği örnek bugün Pandora’nın kutusunu açmış gibidir. Sn. Öymen’in içinde bulunduğu örgüt Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Ayrıca Dersim olayları dahil bir çok eylemin tek sorumlusu, partisidir.
Ben bugün bulunduğum yerden kalkıp Dersim olaylarının muhasebesini yapamam. Ancak Dersim’i bilmek bugün nasıl düşünmem gerektiğini kurgulamamı sağlar.
CHP ’nin ve Onur Öymen’in kendi tarihi ile yüzleşmemiş olması bugün bütün çelişkileriyle ortaya çıkmıştır. Zaten CHP geldiği devletçi gelenek çizgisinin tarihselliğini anlamış olsaydı bugün başka bir yerde olurdu. O zaman unutulması, hatırlatılmaması gereken bir eylem meclis kürsüsünden bir çözüm önerisi olarak insanların önüne koyulmazdı.
Sn. Onur Öymen ya da içinde bulunduğu gelenek tarihi idrak etmekte fazlasıyla zorluk çekmektedir.
Devlet bekasına yönelik her türlü fiile karşı kendisini nefsi müdafaa edebilir. Bu uğurda bazen gözünü kırpmadan insanların ölümüne neden olabilir. Bakın bunun insani yönü ayrı bir şeydir. Ben temel devlet duruşundan söz ediyorum. Gerçeklerden… Ancak aynı devlet ortaya koyduğu hukuk kurumu ile bunun bir hesaplaşma, öç alma, kendisini tekrarlayan bir düşmanlığa dönüşmesini engeller. 70 sene geçtikten sonra insanlarının önüne bunu bir tehdit unsuru olarak koymaz.
CHP kendisinin bile anlamlandıramadığı çelişkiler içindedir bugün. Çünkü içinden geldiği ve bütün Türkiye Cumhuriyeti olan tarihle yüzleşmek yerine bunu sürekli şartlı refleks haline getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti aradan geçen yüz yılda Osmanlı’nın son dönemindeki durumundan kurtulamamışsa burada dış güçleri değil kendi içindekileri sorgulamak daha doğrudur. Ben Türkiye’nin giderek güçlenen, etkinliğini arttıran bir ülke olduğuna inanıyorum. Osmanlı’nın son dönemi ile arasında Himalayalar kadar fark olduğunu net olarak görebiliyorum.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyeti kurduktan sonra onu yaşatmak için çok farklı mücadeleler veren kuşak bugün tarih sahnesinde yok; ancak onların korkuları, kaygıları, endişeleri hala yaşatılıyor.
Ben çocuğuma bu korkuları devredemem. Zaten o bunu anlamakta zorluk çeker. Çünkü dünya başka bir yer olmuştur artık.
Yapmamız gereken şey tarihi önümüze koyarak onun nasıl yaşanmış olduğunu bilmek, öğrenmektir.
Bugün ülkemizde hala idam cezasının geri gelip gelmemesini tartışmaya açmak, meydanlarda darağaçları kurmak tarihle yeterince temas etmemiş, onunla ilişki kurmak yerine onu kendi amaçlarımıza alet etmiş olduğumuz anlamına gelmez mi?
Siz tarihinizle yüzleşmediğinizde tarih ne yapıp edip sizi bir yerlerde bulup, yüzleşiyor; dahası hesap kesiyor.
Uzay Gökerman