Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
320
 

Tarihi neden değiştiriyorlar? || Şah İsmail'den Versailles'a

Tarihi neden değiştiriyorlar? || Şah İsmail'den Versailles'a
 

Şah İsmail


Gündemde büyük yer işgal eden siyasi gelişmelerden sıyrılıp, biraz tarihe göz atmak istediğimde günümüzde bir çok bilginin değiştirilerek aktarılmaya çalışıldığını fark ettim. Mecburen yine siyasete girmek farz oldu :D Ama önce tarihi doğru aktaralım.
 
Şah İsmail'in Türk Tarihindeki Yeri
 
Şah İsmail çoğumuzun bildiği gibi Safevi Devletinin kurucusudur. Bu devlet sanılanın aksine bir Pers devleti değil, bir Türk devletidir. Şah İsmail'in annesi Uzun Hasan'ın kızıdır. Uzun Hasan ise Akkoyunlular devletinin son hükümdarıdır ve bu devlet Oğuz Türkleri tarafından kurulmuştur. 
 
Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim'e yenildikten sonra sanki Türk tarihinde yeri yokmuş gibi bir anlatım günümüzde yerleşmiştir. Fakat o tarihimizdeki en büyük şairlerden biridir. Mahlası da "Hatayi"dir. Sarayında Türkçe konuşulur. Safevi Devletinin kültürümüze etkileri ise çok büyüktür.
 
Yıldırım Bayezid ve Esrar
 
Evet Yıldırım Bayezid sancakta olduğu bir dönem esrar, alkol ve daha farklı keyif verici maddeler kullanıyordu. Bunu babası Fatih'in dönemindeki belgelerden biliyoruz. Fakat nedense geçmişteki bu olay söylendiğinde Osmanlı padişahı böyle şey yapar mı hiç, gibi bir tepki gelir.
 
Gerçek şudur ki Fatih oğlunun bu alışkanlığını öğrenince, sancakta onu yetiştirmekten sorumlu olan "lala"larını idam ettirmiştir.
 
Büyük Taarruz Ne Zaman Gerçekleşti
 
Geçenlerde bir tarih dergisi elime geçti. Adı Derin Tarih.. Birkaç sayfa çevirdim incelerken gözüme Büyük Taarruzla ilgili bir yazı takıldı. Yazıda taarruzun 13 Ağustosta başladığı yazıyor ve üstüne üstlük 200 adet topumuz olduğu ve her birinde 1000'er top mermisi olduğu gibi uçuk bilgiler yer alıyor. 
 
Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 sabahı başlamış, 30 Ağustos günü zafer kesinleşmiştir. Bu her yerde yazar bu farklılık çabası nedir diye başladım dergiyi araştırmaya. Önce Albayrak grubu tarafından çıkarıldığını öğrendim. Sonra Albayrak grubunun Yeni Şafak gazetesini de çıkardığını öğrenince şaşkınlığım geçti. 
 
İstiklal Harbi'nin yapılmadığını genç nesile aşılamaya çalışan bir zihniyetten ancak böyle bir haber yalan beklenebilirdi.
 
Lausanne ve Sevres Arasındaki Fark
 
Bir dergiden bahsetmişken bir de programdan bahsetmem gerekir. Atv'ye bağlı ahaber adlı kanalda Eski Defterler diye bir tarih programı var. İnternette bir bölümüe denk geldim, milli mücadele dönemi konusu işlenecekmiş izlemeye başladım bende. 
 
Ama hayatımda gördüğüm en çok yalan içeren tarih programını 15 dakika sonra kapatmak zorunda kaldım. Çünkü yalana doydum, fazlası mide bulandırdı. Bardağı taşıran nokta şuydu; Sevres anlaşması aslında Anadolu bir Türk devleti kurulsun diye İtilaf devletlerinin hazırladığı bir anlaşmaymış..
 
Şimdi Anadolu'da bir Türk devletinin kurulduğunu hepsinin mecburen kabul etmek zorunda kaldığı bir anlaşma olan Lozan ile bu işgal belgesi Sevr'i siz nasıl  aynı kefeye koyarsınız. Programa bir kaç dakika göz atıp bu yalanları kimlerin topluma yaydığını bilmenizi öneririm..
 
Damat Ferit Paşa'nın Torunları mı Var?
 
Az önce bahsettiğim o derginin bir kaç sayı öncesinde Damat Ferit'in torunlarından mektup var gibi bir yazı çıktı. Şimdi Damat Ferit'in çocuğu olmadığı gibi bir durum var, bide üstüne üstlük tarihimizdeki en salak adamın torununu buldum diye birde övgü bekliyorlar.
 
Başka bir tarih programında buradaki yazının yalan olduğu belgeleriyle açıklandı. Programı yazının sonunda belirteceğim.
 
Halifelik Nedir?
 
Halifelik kavramını açıklamak için ilk önce Kur'an-ı Kerim'e bakmamız gerekir. Bakara Suresi 30.ayet şöyledir; "ve iz kale rabbuke lil melaiketi inni cailun fil ardi halifeten" şeklinde devam eder.. Türkçesi, "ve Rabbin meleklere; 'Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım' demişti." şeklindedir. Bu ayeti ve sureyi okuduğunuzda halifeden anlamamız gereken Hz.Adem'dir. 
 
Burada halifeden anlaşılması gereken Rabbin yeryüzünde tinsel olarak kendini ifadesidir. İnsanoğlunun dünyaya gelmiş olması, ondan bir parça bir öz yani ruh taşıması sebebiyle zaten insana halifelik yüklenmiş olur. Özele indiğinizde peygamberler açık şekilde ifade edilmiş olur.
 
Peki Kur'an-ı Kerim'de bu şekilde geçen bir kelime, zaman içinde nasıl bir anlam kazandı. Halife kavramı, Hz.Muhammed'in ölümüyle birlikte ortaya çıktı. Önce 4 halife dönemi, yani Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, yaşanır. Bu dönemin özelliği halifeliğin babadan oğula geçmiyor olması. 
 
Sonrasında ilk fitne olayı yaşanır ve Ali öldürülür Muaviye başa geçer. Bu noktadan sonra eskiden bir kurulla seçilen halife, artık babadan oğula geçer hale gelmiştir. Yani siyasi bir güç halini almıştır, o sırada hızla büyüyen İslam devletini yönetme hırsı zaten ilk fitneyi doğuran asıl nedendir.
 
Muaviye yani Emeviler döneminden sonra halifelik Abbasilere geçiyor. Zaman ilerliyor ve yıl 1258 olduğunda Moğol istilası Bağdat'a dayanıyor. Yani Abbasilerin başkentine. Bağdat alınınca Abbasi halifesi zindana atılıyor ve uzun süre aç bırakılıyor. Daha sonra üstü kapalı bir çanak içinde bir çok mücevherat önüne getiriliyor. Yemek zannederek çok sevinen halife kapak açıldığında şaşırıyor. Hülagü'nün ona, bu paraları orduna harcasaydın burada olmazdın şimdi bunları ye dediği rivayet edilir.
 
Abbasi halifeliği burada pratik olarak son bulur. Fakat Moğollar batıya doğru ilerler ve Memlüklerle karşılşır. Moğolları dünyada tek durduran komutan Baybars olur. Ayn Calut savaşını kazanan Baybars, hükümdar Kutuz'u öldürtüp başa geçer. İşte burada Abbasi olduğu bile kesin olmayan birini o şekilde tanıtarak halife ilan eder. Siyasi bir hamledir. Bu arada Baybars bir Kıpçak Türküdür. 
 
Daha sonra Yavuz Sultan Selim Mısır'ı alırken hilafeti de Osmanlıya geçirir. Buradaki amaç Safevi Devletiyle olan mezhep kavgasında öne geçmektir. Safevi Devleti şiileri Osmanlı sünnileri daha fazla barındırıyordu diyebiliriz. 
 
Fakat Memlük tarihçisi olan İbni İyas "Bedayi-ül Zuhur fi Vekayi-il-Duhur" adlı eserinde halifeliğin Osmanlıya geçmesinden hiç bahsetmez. Bu geçiş hiç bir Osmanlı kaynağında yazılı değildir. Hatta I.Murad döneminden beri Osmanlı padişahları zaten halife ünvanını taşıyorlardı.
 
Yani aslında halifelik Muaviye ile birlikte manevi anlamını ve maksatını tamamen yitirmiştir ve kılıç kimin elindeyse ünvana da onun sahip olduğu günler yaşanmıştır. Daha sonra yeni bilgilerde eklemek üzere hilafetin kaldırılmasının ne kadar doğru olduğunu anlamak açısından şimdilik yeterli girişi yapmış olduk.
 
Biraz Uzun Olmuş
 
Evet bu yazımın sonuna gelirken sizlere kaynak göstererek yada kaynağa yönlendirerek tarihten bilgiler aktardım, medya ve internet yoluyla gerçekleştirilen inanılmaz tarih erozyonuna dur dememiz gerektiği bilinciyle kaleme aldım. Umarım sizlere kimlerin, hangi nedenlerle bu tür yollara saptığını biraz olsun aktarabilmişimdir.
 
Saygılar..
 
Not: Tarihi doğru bir şekilde öğrenmek ve aynı zamanda güzel vakit geçirmek için "Tarihin Arka Odası" adlı programı izlemenizi tavsiye ederim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize, bilincinize sağlık. Gerçekleri saptırmak ve böylece amaçlarına ulaşmak için her yol mübah ve her koldan çalışıyorlar işte, basın, internet, görsel medya... Boşuna denmiyor cehalet başa beladır diye, zira "bileni" kandırmak mümkün değildir. Selam ile...

Filiz Alev 
 08.11.2013 5:15
Cevap :
Güdülecek koyun varsa çoban da vardır, insanı koyundan ayıran da iradesi.. Bu iradesini gerçeğe ulaşmak için kullanmayınca, yalan bir dünyanın içine hapsolurken, bunun farkına bile varamıyoruz. İşte halkımızın da durumu bundan ibarettir. Yorumunuz için teşekkür ederim  08.11.2013 15:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 190
Kayıt tarihi
: 31.07.13
 
 

Yıldız Teknik Üniversitesi - Endüstri Mühendisliği bölümü son sınıf öğrencisiyim.. Toplumbili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster