Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '08

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
10978
 

Unutulan bir hiciv üstadı; Şair Eşref.

Unutulan bir hiciv üstadı; Şair Eşref.
 

Geçen perşembe günü Galata Kulesi'nin altında Sahaf Kitap Sergisi açıldı. Çocukluğumdan beri sahafları gezmeye, saatlerce o eski kitapları seyretmeye bayılırım. Nedense yeni kitapların tanıtıldığı, ya da satıldığı sergileri dolaşırken aynı zevki alamam. İşte o gün püfür püfür esen rüzgarın serinliğinde; o tezgah senin, bu tezgah benim dolaşırken yıllardır arayıp da bulamadığım bir kitabı buluverdim: Şair Eşref! Hem de 1958 baskısı...

Yıllarca önce bi dergide okuyup, asla unutmayacağımı düşündüğüm, ama herkes gibi beni de gafil avlayan unutkanlık illetine yenik düşüp de unuttuğum harika bi kıt'anın yazarıdır Şair Eşref:

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için
Gelmesin reddeylerim billahi öz kardaşımı
Gözlerim ebna-i ademden* o rütbe yıldı kim
İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı !

(* Ebna-i ademden: İnsanların ..neliğinden)

Dünyada kaç kişi arkasından böyle bir vasiyet bırakmıştır acaba? Hem de yaşamı; devrin padişahı 2. Abdülhamit ve diğer önemli eşrafını, paşalarını, valilerini, yağcılıkta birbiriyle yarışan devlet ricalini ve rüşvet yiyen memurları hicvedip taşlamakla, alay etmekle, rezil etmekle, hatta uyarına getirip inceden inceye küfür etmekle geçen ve tabii ki ömrü takibatlarla, sürgünlerle , hapislerde yatmakla geçen bir kişi tarafından...

Ve n'olur biliyor musunuz? Şairin mezar taşı ölümünden 16 yıl sonra gerçekten çalınır!

Orhan Seyfi Akbaba Dergisinin 1937 yılı, 221. sayısında şunları yazıyor:

'' İhtimal , hırsız Eşrefin hayranlarından biriydi. Şairin (yukarıdaki) vasiyetini biliyordu. Her sözü doğru çıkan Eşrefi öldükten sonra utandırmak istemedi. Baktı ki: Onun dediği gibi hakikatten adını anmıyorlar, mezarına gelip bir fatiha okuyan yok... Mezar taşına ait düşüncesinin de doğru çıkmasını istedi. Onun için bu taşı çaldı.
Nef'i mezarsız, Baki kimsesiz, Şeyh Galip unutulmuş, Şinasi bir apartmanın temeline sıkışmış yatarken, bu taşı.... usulcacık ortadan kaldırdı. Kimsenin dikkat etmediği bu kıymetli taşın bir gün büsbütün kaybolacağını düşündü. Ne müzeler idaresine, ne Evkafa, ne Belediyeye emniyet etmedi. Taşı kendisi (ç)alıp sakladı.
İhtimal bir edebiyat okuyucusuydu.
........
Herhalde bu hırsız, Eşrefi bizden daha çok tanıyan ve seven biridir. O, şairin mezarını arayıp bulmasaydı biz onun nerede yattığını hala bilmeyecek, bir mezar taşı olduğunu bile asla öğrenemeyecektik! ''

Çok sonraları İzmir'in Eşref Paşa semtine ismi verilen Şair Eşref 1846 da Manisa'nın Kırkağaç kazasının Gelenbe köyünde doğdu. 20 yaşına kadar zeybek giysisiyle dolaştı. Babasından Arapça ve Farsça öğrendi. Girdiği sınavı kazanarak kaymakam oldu. Ve bütün ömrü haksızlıklarla, rüşvetle, irtikapla savaşmakla geçti. Mülkiye mezunu olmasına karşın memuriyeti boyunca Yıldız sarayından rütbe alamadı. 22.05.1912 yılında Kırkağaç'ta öldü.Mezarı istasyon yolu kenarındadır. Çapakçur'dan Hizan'a Daday'dan Garzan'a kadar birçok kazada kaymakamlık ve en son Adana Vali Muavinliğinde bulundu.

Bizde bazı çevreler 2. Abdülhamiti öve öve bitiremezler. Onun mektepler açan, idadileri yurdun her yerine yayan, edebiyatçılara hamilik eden vs. vs. özelliklerini anlata anlata bitiremezler. Aslında gayesi; ''Saye-i şahanede nail olunan nimetlere dua edip, kendisine daima minnettar kişiler yaratmaktı''. Bunda o kadar başarılı oldu ki bunca okumuş irfan ehline rağmen 33 yıl boyunca etrafında her cins köle ve kullarını hazır buldu. Meşhur jurnalciliğini ve koyu isdibdatını bile vatan aşkıyla yorumlayanlar vardır. Oysa gerek Abdülhamit, gerekse onun isdibdat idaresinin gerçek yüzünü en iyi bilenlerdendir Şair Eşref. Bizzat yaşadıklarını, gördüklerini yalnız hicivlerinde değil, hatıratında da yazıp gelecek kuşaklara bırakmıştır. Ancak aynı cevreler, bir hürriyet savaşçısı olan Eşrefi sırf Abdülhamiti hicvettiği için tarihten silmeye, unutturmaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuşlardır.

Şunlar bir yıl mahpus yattığı mehterhane tevkifhanesinden notları:

'' burada....., uzun yıllar diri diri gömülmüş yatan nice talihsiz başlar bulunca..... (Eşrefin bir sayfa içinde resmedebildiği bu cehennem yolcuları, bütün ömürlerini karartan kuvvetin (yani 2. Abdülhamidin) ne korkunç ve karanlık yataklar kazmış olduğunu anlatmak için, adeta tanrı tarafından hazırlanmış gibidir. yazarın notu)''

'' Zaptiye Tevkifhanesinde bulunduğumuz zaman 18 ay (oda-i mahsus) denilen mezarlarda yatırılmış ve cürmü meçhul olduğu gibi kaydı kuydu bulunamamış olan Arapkirli demirci Mığırdıç; ve İzmirden getirdikleri halde sualsiz ve cevapsız bir seneden beri yatırılan Hafız Memetler, Saitler; ve sokakta def çalan bir takım İstanbul çingeneleri gelirken ağzından: ''- İşte bir çingene alayı geliyor '' sözü çıkmış olan Topkapılı kömürcü Mığır namında birisinin, o sözü güya asker alaylarını telmih etmiş olmak üzere telakki edilerek beş ay; ve aç kalıp bir hizmet istemek için rikab-ı şahaneye arzuhal veren İskilipli Tahir namında gayet mazlum bir zavallı hilaf-ı udubiyed hareket etti denilerek 4 sene; ve yerde görmüş olduğu kırmızı bir bez parçasını bastonuyla yukarıya kaldırmış olan Minas isminde birisi Devlet-i Aliyyenin bayrağını taklit ediyor denilerek 6 ay; ve hutbe okurken padişahın gazi ünvanını her nasılsa unutmuş olan bir hatibin 7 ay; ve ''Hamidiye Alayları'' demiş olan birisi devletle alay ediyor diye verilen jurnal üzerine 13 ay; ve bir kayığa nasılsa bir soba borusu koymuş olan Kazgancı Hasan Ağa namında birisinin İdare-i Mahsusa vapurlarını takliden tahkir ediyor denilerek 10, 5 ay; ve kuvvetli bir .......... çekmiş olan Üsküdarlı Ali Efendi namında birisinin devletin toplarını taklid ediyor diyerek 4 ay sorgusuz sualsiz yatırıldıklarını........ ve bunlar gibi daha bir çoklarını bilip acımakta iken Mihterhanenin tersane kısmında Bitlisli Kürt Osman çavuş namında birisine tesadüf ettik ki, ne için olduğu kimsenin malumu olmadığı halde mücerret Sultan Hamidin '' biraz durakosun '' dan ibaret olan bir söziyle tamam 12 seneden beri yatmakta olduğunu işittiğimiz zaman........ ''

Abdülhamid'in idaresi hakkında; o dönemin hem canlı tanığı, hem de sanığı olan Eşref'in dediklerinden başka söze hacet var mı? O yalnız padişahı değil, onun kulu olan devlet memurlarını ve başkalarını da hicvetmiştir.

Bir vesile ile şunu demiş:

Padişahım verme beyhude hafiyye aylığı
Hasbetten Lillah millet hep hafiyyendir senin...

Sultan Hamit zamanında Mısır'ın büsbütün elden gittiğini şu kıt'a ile hicvetmiştir:

Vakit, fırsat gözetir şah-ı cihan
Tutar elbette elinden kaçanı
Gene sahip olur inşallah
Mısır'ın elinde kaldı koçanı...

Yalnız yukarda saydığım şahısları değil, kendi oğlunu ( şiir yazdığını duyunca) bile hicvetmekten geri kalmaz Eşref:

Rahm-i maderden* nasıl çıktıysa hali öyledir
Gezmeden seyyah-ı alem, bilmeden allamedir
Gam mıdır mektebden olmazsa şehadetnamesi
Eşrafa oğlum için namım şehadetnamedir.


* mader=ana

Ben ölünce demeli ahbabım
Behresi söğmek için eksikti
.ıçtı şairliğe Eşref, gitti
Üstüne oğlu gelüp tüy dikti.

Ve son olarak bir hiciv abidesi sayılan şu kıt'asını nakledelim üstadın;

Ermeni tacirlerinden Facim Efendi Halep mektubculuğundan azledilen İzzet Efendi ile kavga eder. İzzet Efendi hatırlı ve yüksek rütbeli bir adamdır. Kavga esnasında Facim Efendi ona:
'' - senin rütben büyük amma, kendin alçaksın... '' demiş. Vak'a Eşref'in kulağına gittiği zaman Ermeniyi tahkir ve tezyif eder gibi görünen, ama aynı zamanda Mektupçuyu da berbad eden şu kıt'ayı yazarak İzzet Efendiye yollar:

İşittim ki seni Facim darıltmış,
Demiş: '' rütben büyük, kendin küçüksün''
O, sarhoşlukla etmiş bir köpeklik,
N'olur affeyle sen ondan büyüksün!

Bir düzeltme: Kaynak kitabın 81. sayfasında Münir Süleyman Çapanoğlu ( Tarihten Sesler, !.8.1944) Facim Efendinin tacir olduğunu söylemekte ise de aynı kitabın 132. sayfasında yazar H. Yücebaş, Facim Efendinin Diyarbekir İstinaf Müddeiumumisi olduğunu yazmaktadır.

Taner Yılmaz/ İstanbul. 24.05.2008

Kaynak: Şair Eşref, Hayatı, Hatıratı, Şiirleri, Hilmi Yücebaş, A.Halit Kitabevi, 1958.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sahafları dolaşmayı ben de pek severim. Eski kitapların hüznünü paylaşmayı da. Şair Eşref'i çok güzel anlatmışsınız, ne diyeyim, elinize sağlık.

Melek Koç 
 19.06.2008 0:27
Cevap :
Beğeniniz beni mutlu etti. Gerçekten raflardaki eski kitapların tuhaf bi hüzünlü hali var. Ve eskidikçe daha bi güzelleşiyorlar galiba. Teşekkürlerimle. Sevgiyle kalın.  19.06.2008 20:01
 

Hem Şair Eşref'i hem hiciv sanatını hem de gülmeyi unuttuk gibi.Ne iyi etmişsiniz anımsamışsınız elinize sağlık.Esenkalın....

TEKBAŞINA 
 26.05.2008 18:06
Cevap :
değerli arkadaşım, herkesin bilip tanıması gereken biridir Eşref. onun hakkında daha anlatacaklarım bitmedi. ama ne yazık ki çok fazla zamanım olmuyor. yorumunuzdan aldığım cesaretle; osmanlıcadan tercüme ettikçe kitabından alıntılar yapacağım. teşekkürler, saygılar  26.05.2008 21:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 535
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 2651
Kayıt tarihi
: 12.12.07
 
 

Elazığ'ın, şimdiki adı Alacakaya olan, ama eskiden küçük bir madenci kasabasında; Güleman'da doğd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster