Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
10107
 

Yavuz Sultan Selim ve Kürtlerin tarihçesi

Her ne denli tarihçe sayılmasa dahi bazı notlar düşmeliyim.

Bazı şeylerin de bilinmesinin gereğini vurgulamalıyım diye düşündüğüm için kısa ve özet halinde düşüncelerimi not etmek istedim.

Konu:

Yavuz'a mal edilmeye çalışılan KÜRD'E FIRSAT VERME YARAB sözlerini barındıran şiir gerçek midir?

Konuyu uzatmadan özetlemeye çalışacağım.

Yavuz Sultan Selim, bir Türkmen beyi olan Bağdat valisinin kızı Bihruze Hatun'u ister.

Yanıt olumsuz gelir.

İntikam olarak Çaldıran Savaşını kazanınca savaş ganimetlerinden olan Şah İsmail'in zevcesi Bihruze Hatun(Taçlı Han)'dan intikamını almak için ona der ki;
"Size Tacizade Cafer Çelebi'yi münasip görüyorum, artık onun zevcesi olacaksınız".

Tacizade Cafer Çelebi ölünce de Molla İdris ile evlendirir.

Şah İsmail ise Hatayi mahlası ile Taçlı Han ünvanlı Bihruze Hatun'a şiirler yazmıştır.

Çaldıran Muharebesinden sonraki 2 yıl içinde ise safeviler Tebriz'de dahil olmak üzre kaybettikleri toprakları geri almıştır.

Muharebe esnasındaki söylentiler ise gariptir.

-Şah İsmail'e eşarp gönderip "... Ülken senin nikahlın, 10 gündür ülkende ilerliyorum sen hala yoksun, erkek degilsen yaşmak için başına tülbent sar..vs..." dediği anlatılmıştır.

Öte yandan başka anlatımlarda ise:

-Yavuz'un savaşmak yerine otağının çevresine gerdirdiği çelikten halatların arkasına gizlendiği, Şah İsmail'in elinde gürz ve kılıcıyla meydanda cenk ettiği, Yavuz'un otağına kadar yaklaştığı halde çelikten halatları aşamamadığı anlatılmıştır.

Gerçekte ise Yavuz, Şah ile dosttur.

Ancak her zaman olduğu gibi aralarını açanlar olmuştur.

Tıpkı şimdilerde AB, ABD'nin Türk'ün kardeşliğini bozmak için yaptıkları gibi.

<ı>Günümüzde dahi Yavuz ile Şah'ın neden savaştığı bir muamma dır.

Sadece yorumlara dayalı bilgiler mevcuttur.

Bu nedenle ben de ancak bilgilerime istinaden yorum yapabilirim.

Şah ve Yavuz iyi bir satranç ustasıdırlar.
Çoğu zaman birlikte oynadıkları söyleniyor. Şah'ın ise iyi bir silahşör olduğu da kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Savaşın kazanılmasında Yavuz'un birliklerinin toplarla, yeniçerilerin de tüfekle desteklendiği söyleniyor.

Kış vakti Tebriz'de kalmaya karar veren Yavuz'a, alevi, bektaşi, kızılbaş yeniçeriler tepki göstermeye başlayınca Yavuz geri döner.

Bundan sonraki dönemde 40 bin alevi mezhepli Türk'ün katledildiği rivayet edilir.

Yerlerine kürtlerin yerleştirdiği söylenir.

Yavuz, Tebriz'den geri dönüşünde ise kürtlerin içme sularını zehirlemesinden dolayı şahsen bir şiir yazdığı anlatılmaktadır.

Evliya Çelebi, Seyehatname, Zuhuri Danışman Derlemesi gibi kaynaklar gösterilse de bu konuya resmi arşivlerde rastlandığı bilinmiyor.

Ancak Hasan Pulur'un 1999'da bir yazısında konuya değindiği zaman bu çeşmeden yazının silindiği iddiaları da mevcuttur.

Oysa ki Yavuz'un Türkçe şiir yazdığı kayıtlarda dahi yoktur.

Çünkü Yavuz'un divanı Farsça dır.

Ayrıca Hasan Pulur'un böyle bir yazısının olup olmadığı meçhul olduğu gibi Pulur tarafından ne tekzip ne de başka bir açıklama dahi yoktur.

Buraya kadar olanı tıpkı masalımsı bir rivayetten ibaret tarihi kısmıdır.

Aslında Alevilerin Şah İsmail'den yana tavır alma olasılığı Yavuz'u sıkıntıya sokuyordu.

Yavuz'un Alevilerin kadınları ortaklaşa kullandıkları, Kuran'ı, camileri yaktıkları şeklinde iddialarla bazı fetvalar yazdırdığı söylenmektedir.

Bunların en bariz olanları Şeyhülislam İbni Kemal ve Müftü Hamza tarafından yazılmış olanıdır.

Hamza fetvasında şöyle diyor.

"Ey Müslümanlar, bilin ve haberdar olun ki, reisler; Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, Peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, iyiyi ve doğruyu açıklayan Kuran'ı küçük gördüler.

Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden veya yardımcı olanlar da kafir ve dinsizdirler. Bu gibi kimselerin topluluğunu dağıtmak bütün Müslümanların görevidir.

Bu arada <ı>Müslümanlar'dan ölen kutsal şehitlerin yeri yüce cennettir. O kafirlerden ölen ise, hakir olup cehennemin dibinde yer tutacaklardır.

Bu türlü topluluk hem kafir ve imansız hem de kötülük yapan kimselerdir. Bu iki sebepten <ı>onların öldürülmesi vaciptir."

Ancak Semendire Valisi Yusuf Bali'nin yolsuzluklarını ört bas etmek için Müftü Hamza'nın 52 bin akçe aldığını öğrenen Yavuz'un, bu bilgi ve canının bağışlanması karşılığında yukardaki fetvayı verdirdiği söylenmektedir.

<ı>Bu savaşın asıl nedenlerine şimdiki tarih ve bilgilerimiz ile bakacak olursak görülen şudur.

Yavuz ve Şah İsmail kürt aşiretlerini kendi tarafına çekebilmek ve kullanmak istemişlerdir.

Bunu nereden anlıyoruz?

Savaşın galibi Yavuz 32 kürt aşiretleriyle anlaşmaya varır.

Bu anlaşmaya göre:

<ı>-Kürt aşiretleri özerkliğini koruyacak
-Kürt aşiretlerin yönetimi belli kişi ve ailelerde olacak(babadan oğula geçecek)
-Padişah fermanına (özellikle hanedanlık konusunda) bağlı kalınacak
-Savaşlarda Kürtler Osmanlı devletine yardım edecekler
-Osmanlı da, Kürtler'i bütün dış saldırılardan koruyacak.
-Kürtler devlete verilmesi gereken her türlü vergiyi ödeyecekler.

Bir çok kürt aşiretin Osmanlı egemenliğini tanıması da bu dönemde olmuştur.

Aslında kürt aşiretlerinin birbirinden kopartılması da bu tarihlerde olmuştur.

Yavuz'a bu konuda en büyük destek ise <ı>İdris-i Bitlisi'den gelir.

İdris-i Bitlisi, Çaldıran Zaferi'nden sonra Yavuz'a; Doğu ve Güneydoğu halkının ve eşrafının Osmanlı hakimiyetine girme isteğini bildirdiğinde Yavuz olumlu yanıt verir.

İdris-i Bitlisi'yi bu işle görevlendirerek kendisine bölge ileri gelenlerine hitaben yazılmış Emirnameler marifetiyle Osmanlı egemenliğini perçinlemiş olur.

Bu olay kürtler tarafından "ilk cahş" olarak anılır.

<ı>Cahş=Soyuna-Sopuna ihanet eden Kürtler için söylenen bir terimdir.

Ancak 2009-2010 eğitim öğretim yılı bugün başlarken, Diyarbakır'ın Silvan, Çınar ve Şırnak'ın Cizre ilçeleri ile Van, Hakkari ve Batman'da yapılan açıklamalarda, Kürtçe eğitimin önündeki engellerin kaldırılmasını talep edilerek, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin ikinci resmi dil olması istenmesine bakarken bu tarihlerin dikkate alınmasında fayda vardır.

Daha sonraları kürtler arasında ulus kavramı ortaya çıkacaktır.

Bu konu, Rus tarihçi Lazarf'ın 1908’den sonra kurulan Kürt örgütler için "... Aslında küçük derneklerdi ve programları belirsizlik gösteriyordu.

... Baskıcı iktidarlara karşı Kürdistan'da yığınların kitlesel protesto eylemlerini ve ilişkilerini kuramadılar..." şeklindeki açıklamasından da anlaşılmaktadır.

Aslında konunun tam anlaşılması için Afşar Hanedanı'nı kuran <ı>Nadir Şah'ın da incelenmesi gerekmektedir.

Fakat uzun ve detaylı bir yazının kapsamına gireceği için çok kısa değinmek gerekir.

Çünkü, Nadir şah ve dönemi araştırılacak olursa bağlantı yapmamın gerekliliği açığa çıkacaktır.

Nadir Şah, Osmanlı'nın <ı>İmamiliğini Caferilik olarak adlandırmasını ve Sünni dört fıkhi mezhebiyle birlikte beşinci fıkhi mezheb olarak kabul etmesini istemekle breaber, Kabe'de Caferilik için beşinci sütunun yapılmasını ve Caferilerin Mekke ziyaretlerini sağlamasını istemiştir.

Lakin Osmanlı bu teklifi İran'ı Sünnileştirme çabası olarak değerlendirmişse de Nadir Şah'ı övmekle kalmış, Caferiliğin kabulünü reddetmiştir.

Daha sonra Nadir, İran'dan başka Irak, Afganistan ve Orta Asya'dan da ulemaları davet ederek Necef'te toplantı düzenlemiş ve aynı teklif dönemin ulemaları tarafından kabul edilmiştir.

Osmanlı kabul etmediği halde, 1746 Kerden Antlaşmasıyla üç halifeyi lanetlenmeleyi yasaklamış fakat Caferilik yine de resmi mezhep olamamıştır.

Bu vesile ile şunu söyleyebiliriz ki Aleviliğin, 12 İmam inancının Türk-Anadolu tasavvuf yorumu olduğu hala iddia edilmektedir.

Alevilik'te 12 İmam inancı, temel dini esas kabul edildiği için bunları da vereyim istiyorum.

<ı>12 İmamı sıralama şöyledir:

<ı>İmam Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Ali ibn Hüseyin, İmam Muhammed, İmam Cafer, İmam Musa, İmam Ali, İmam Muhammed, İmam Ali, İmam Hasan, İmam Muhammed Mehdi olarak belirlenmektedir.

Konu hakkında detaylı bilgiye istendiği an ulaşma imkanı mevcuttur.

Aslında konuyu genel hatları yerine tam detayları ile anlamak için; Tarih, Dil, Antropoloji, Etnografya, Etnoloji, Milli Destanlar, Gelenekler ve Folklor bakımından incelemeler başlığında Prof Dr. Fahrettin Kırzıoğlu 1995 yılındaki bir makalesini önemle okumakta fayda vardır.

Bakınız...
KÜRTLERİN TÜRKLÜĞÜ
Yazıya sayfamdan ulaşabilirsiniz

Saygı ile...
Ahmet Dursun
Not:Bu bilgiler elbet ki tarih meraklısı olarak tarafımdan yazılmış olmakla birlikte arşivlere dayalı gerçek tarih araştırmacılarının yorumlarına açık ve saygılıyız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 762
Kayıt tarihi
: 14.02.07
 
 

Bazı konular vardır ki, tartışarak, yazışarak da fikir edinilebilir. Bazı konula ise özel çaba sarfe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster