16.yüzyıl sonlarında bizim Macaristan’da "Sobotska Palanga"mız varmış.
"Bu palanga nedir?" derseniz, bildiğimiz ağır yükleri kaldırmaya yarayan makaralar sistemi değil elbette. Yoksa Sobotska’da bir palangamız kalmış çok mu?
Şimdi bu laf da bana İzzet Altınmeşe’nin derlediği bir türküyü anımsattı.
De get Bayburt de get sende nem kaldı
Hessen Kal’ası’nda anam çaketim kaldı.
O çakettir gözel eder adamı
Ergen kızlar alsın benim gadamı
Önce, "Acaba İzzet Altınmeşe “Hessen Kalesi” diye Almanya’daki Hessen Eyaleti’nden mi bahsediyor?" diye düşündüm.. Viyana kapılarından döndüğümüze göre, oralara kadar gitmemiştik ama değil mi? Hadi 1950'den sonra yazıldı diyelim bu türkü. Bayburt'tan Hessen'e çalışmaya giden bir Türk de, niye Hessen Kalesi'nde çalışsın ki? Ayrıca Hessen'de kale var mı ki? Ve ayrıca oraya çalışmaya giden bir göçmen, neden ergen kızlara baksın ki? Sarışın bir afet-i devran gördükten sonra türkücümüzün "De get Bayburt!" demesi hem, ne kadar etik?
Belki de haklıydı bilemem.
Belki de Bayburt’a yakın, Erzurum’daki Hasankale’yi anlatıyor olmalıydı sanatçımız. Ama Hessen'deki Helga görüntüsü de ilginçti bence! Hem de bu Hasankale’de türkünün sözlerini yazan âşık; gömleğini, ceketini (çaketini), kundurasını ve hatta şalvarını bırakmıştı. "Bu işte bir bit yeniği var." diye düşündüm. Demek bu âşık Hasankale'de askerlik yapmıyor... da ne yapıyor o zaman? Bilemem... ama oldukça çapkın biri. Ergen kızlardan söz ettiğine göre epey bir gömlek-şalvar kombinasyonu bırakmış olmalı oralarda.
(Kiğılı, reklam filmlerinde neden bu türküyü kullanmaz ki?)
Demek bizim tarihimizde de böyle Casanovalar yaşamış. Casanova demişken , ünlü tıp alimimiz İbn-i Sina'nın ne kadar çapkın olduğunu biliyor muydunuz? Bu konuya şimdilik girmeyelim ve onu da başka bir yazımızda konuşalım dilerseniz. Sanırım tarihçilikten çok paparazziye giriyor bu bölümler ama Murat Bardakçı alsın benim de gadamı, neydek?
Sözün özü, bu türkünün sahibi hem çapkın, hem söz yazarı, hem besteci, hem ayakkabı bağlayıcısı, hem de sadakatsiz… Çıtırlar uğruna anayurdu Bayburt’tan soğuyacak kadar hem de...
Bu kadarla kalsa yine iyi:
"Ergen kızlar alsın benim gadamı" nın meali de: "Genç kızlar benim üzerimdeki bütün kazayı, belayı ve günahları alsın." demek...
Ben bu adamdan hiç hazzetmedim dostlar. Bu ne nankör, ne riyakar, ne fırıldakçı, ne üçkağıtçı, ne yüreksiz biri! Hem kızları baştan çıkararak dünya kadar günaha giriyor, hem de bu günahı kızların başına yıkıyor. Bunların çağdaş versiyonları Net'te kızları deşifre edenler işte. Ya da Kıvanç Tatlıtuğ'da hayat bulan karakter. Böyleleri sarayda haremağası yapılmalı; ne diyorsunuz?
Şu imgelem denen ve Tanrı’nın büyük bir olasılıkla yalnızca insanlara verdiği yeti ne kadar hızlı değil mi sevgili dostlar? Düşünsenize; dün ve bugünü aynı anda düşünürken, bir yandan da Avrupa’nın orta yerinden Anadolu’ya kadar uçabiliyorsunuz. Keşke cismen de bunu yapıyor olsaydık. Gecenin bir vakti üşütücü bir durum ama keyifli olurdu bence.
Nerede kalmıştık? Hah, Sobotska Palangası değil mi? Efendim önce palanganın ikinci anlamını açıklayayım: Korugan demekmiş. Korugan da ağaç ve topraktan yapılmış dörtgen yapılara denirmiş. Bu yapıların çevresinde, hendekten siperler varmış ve akıncıların düşman gözetleme, düşmana saldırma konakları olarak kullanılıyormuş. Bu koruganlardan da Trakya bölgesinde bir zamanlar bir sürü varmış.
Muhayyilemde bu mekanları ben, Tom Miks’in görev yaptığı Kulver Kalesi’ne benzettim. Hasankale’deki Bayburtlu ozanın ergen kızlarını da Suzie'ye... Şimdi buradan "Kör olasın Suzan Suzie" ye geçerdim ama okurun da bir sabrının olduğunu bildiğimden, aniden vaz geçiyorum....
"Bu nasıl bir tarih yazısı!" ya da "Sen nasıl bir insansın ya!" diyebilme ihtimaliniz de giderek yükselirken, Nasa'dan çıkıp sizinle connect haline geçiyor ve olayı 1500'lerin sonuna bağlıyorum. Muhtemelen III. Murat ya da III.Mehmet dönemi ama IV.Murat değil, ondan eminim. "Nereden biliyorsun?" diyorsanız, "İçime doğdu." diyemeyeceğim. Aç da bak tarihlere! IV.Murat hangi yıllarda yaşamış onu da ben mi söyleyeceğim! "Ya sen! Sen nasıl bir insansın peki!" Hazırlan bari, Sobotska Palangası'na gidiyoruz.
O da ne! Palangamız Alman askerleri tarafından kuşatılmış! O zamanlar ne badem bıyık Hitler, ne de güçlü otomobilleri Wolksvagen var tabi… Ama bizim aslanlar gibi bir koçumuz var kalede. Hayır, askerlerden söz etmiyorum. Gerçekten kalede bir koçumuz varmış.
Palanganın muhafızları Kurban Bayramı'nda kesmek amacıyla koç beslemişler. Bu koç da affedersiziniz, eşşek kadar olmuş. 100 kadar muhafız bakmışlar ki yardım mardım gelmiyor. Bayram arifesinde koçlarını da yanlarına alarak, yalın kılıç palangdan dışarı çıkmışlar ve Alman askerlerinin üzerine yürümüşler. Bu koçumuz da Allah sizi inandırsın boynuzlarıyla iki Alman askerini öldürmüş! Daha sonra da asker arkadaşlarıyla birlikte Budin’e kadar yürümüş.
Yürü be koçum!
Oraya vardıklarında bu şanlı koça “gazi” unvanı verilmiş. Gelin görün ki; bu nasıl bir ödülse, Kurban Bayramı’nda kahramanımızı keserek, oracıkta dağıtmışlar.
Avrupa'nın en şanlı koçu bu durumu bilseydi eğer, Alman askerlerini öldüreceği yerde onlara casusluk mu yapardı?" diye de kendime sormadan edemedim. Ama sanmam; kahramanlar ölümüne kahramandır çünkü... Daima...En azından “şehadet” rütbesini de almış oldu böylelikle; nur içinde yatsın...
Bu kahraman koçumuzun nezdinde tüm kurbanlıklarımıza sevgilerimi gönderiyorum. Umarım bir dahaki sefere Tanrı sizi kasap olarak dünyaya gönderir.
Şimdiden cem-i cümlemizin Kurban Bayramı kutlu olsun...
Not: Türk sinemasının unutulmaz yüzü Kemal Sunal'ı saygıyla anıyorum...
http://www.facebooktr.org/kemal-sunal-den-de-get-bayburt-turkusu.html