Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
1317
 

"İstanbullu Gelin"de Avukat Garip'in Gerçek Hikayesi

"İstanbullu Gelin"de Avukat Garip'in Gerçek Hikayesi
 

Şoför bir babanın altı kızı vardı; daha doğrusu altı kız, oğlan beklentisiyle birikmiş küçük bir topluluktu. Adam karısına "niye oğlan doğurmuyorsun" diye cahilce bir sitem yapmasa da; karısı nedense sanki bu suç kendisindeymiş gibi ezilmişlik duygusuyla  hareket ediyordu. Belli ki bizim şoför ağzıyla söylemese de hareketleriyle bunu kadına hissettiriyordu.  

Bir gün kadın bahçesindeki gül ağacının dalına çaput bir bez bağlayarak avuçlarını Tanrıya açtı, o gün muhtemelen hıdırellez günüydü ve dileğini Tanrı'nın kulağına fısıldadı. "Tanrım bana bir erkek evladı ver sana söz onun yüzüne bakmayacağım, bedenine dokunmayacağım, bu evladı benim için değil eşim için istiyorum, onun yüzü suyu hürmetine bu evladı benden esirgeme, yedi yabancı el gibi onu büyüteceğim" dedi.

Kadın belli ki Hz. İbrahim'in "Ey Allah'ım yeter ki bir -erkek- evladım olsun onu sana kurban edeceğim" ritüelinden hareket ederek bu dilekte bulunmuş ve  en başta kendini cezalandırmak, sonra da olacaksa farkında olmadan oğlunu cezalandırmak istemişti.

Efendim gel zaman git zaman tıpkı eski hikaye ve destanlardaki gibi beklenen çocuk dünyaya geldi. Çocuğun adını "Garip" koydular. Anne Tanrı'ya verdiği sözü tutuyordu. Çocuğun yüzüne bakmıyor, dokunmuyor, onun karşısında bir bakıma başını hep eğik tutuyordu. (yazarken bile tüylerim diken diken oluyor, başını hep eğik tutması da nasıl bir metafor oluyor böyle, o çocuğun yüzünü görmemek için başını eğik tutarken aslında oğlundan utanmasının yerine geçen bir metafor oluyor)

Tabii Garip altı ablanın içinde el bebek gül bebek büyüdü. Çok yetenekli bir çocuk olduğu için tahsilini en güzel şekilde yaptı bu ülkenin filmdeki gibi avukatı değil de cumhuriyet savcısı oldu. Anne ona dokunmadan büyütmüştü, içinde açılan bu büyük yarayla annesine büyük öfke  duydu ve ondan  hep nefret etti...

Genç delikanlı olduğu zaman çalıştığı işyerinin patronunun kızı olan Esma'ya aşık oldu. Esma Garip'in aşkına karşılık vermedi. O da Garip'e arkasını döndü. Kahramanımız bu kez tüm kadınlardan nefret etti...

Bugünlerde yaşanmış hikayelere merak saldım. Nerede bir hikaye duysam oraya kulak kabartıyorum. Bu hikayeyi nereden duyduğuma gelince  açıklayayım; Televizyonlarımızda sanat programları çok az olduğu için ben de ucundan kıyısından sanata dokunan programları izliyorum. Cumartesileri "Haber Türk'"te Oylum Talu'nun sunduğu "Burası Haftasonu" programını ara sıra izliyorum. Bu cumartesi programı izlerken İstanbullu Gelin'in "Garip" karekterini canlandıran  Tamer Levent ve kitabın yazarı Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu konuk olarak karşımıza çıktılar. Yazar ve senaryo danışmanı  Gülseren Budayıcıoğlu Garip'in gerçek hikayesini ve " İstanbullu Gelin"i anlatmaya başladı...

İstanbullu Gelin karekterleri değişik gerçek  hikayelerin bir araya gelmesiyle oluşan kahramanlardır. Geçen yıl hiç izlemediğim bir diziydi,  hikayenin gerçek olaylardan oluştuğunu bir yerlerden okuyunca fırsatım olduğunda izlemeye başladım.  Dizinin asıl karekteri gelininin; çocukluğumuzda sürekli dinlediğimiz  Beyaz Kelebekler müzik topluluğunun kadın solisti olduğunu öğrenince merakım arttı tabii,  "sen gidince bak neler oldu/ kalbimin ucu yandı tutuştu" şarkısının  masumane ve çocukca sözlerini unutmak mümkün mü?.. Gelinin hikayesi de şöyleymiş; Kabataş Lisesinin beş genci "Beyaz Kelebekler" grubunu kurar, kadın solisti Azize Gencebay'dır, Azize Orhan Gencebay'la evlenince yerine solist aranmaya başlanır, O dönem ses yarışmasında birinci olan Ülkü Üst   hocası vasıtasıyla bu topluluğa katılır..Onların konserlerini İstanbul'a izlemeye gelen ünlü Bursalı bir iş adamı Ülkü'ye aşık olur ve sonraki zamanlarda onu evlenmeye ikna ederek Bursa'ya yerleşmeyi kabul ettirir. Gel gelelim şarkıcı olması dolayısıyla önceleri istenmeyen bu gelin kendini onlara kabul ettirmek için şarkıcılığı bile bırakır...

Tabii yazar psikiyatrist olunca çok büyük hikayeler ona geliyor. O da doktorluk etik değerlerine bağlı kalarak bu hikayelerin kahramanlarının kimliklerini deşifre etmeden yazmaya başlıyor. Kitabın adı tam bir terapi sözü: "Hayata Dön"....

 

Abbas Oğuz, Nedim ÜSTÜN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ünlü bir ressamın yaratıcı duygusunu bile aşar anne sevgisi. Aklım pek almıyorsa da pisişik bir olayı vurgulamak adınadır sanırım annenin davranışı.Hem anne sevgisinden mahrum çocukların travmalı yaşamları gerçek hayata dönmelerine bir engeldir.Ama işi gücü okumak ve şiirler yazmak olan bir Arthur Rimbaud örneği de var karşımızda annesinin saçma sapan eleştirileri yüzünden evi terkeden...Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 12.02.2018 17:23
Cevap :
Evet anne travması bazı Fransız yazarlarında vardır ve bu da edebiyatlarına yansımıştır. Hikayeye gelince, insanın aklının alabileceği bir şey değil, bir çocuğu hem çok isteyip hem de ona bakmadan, dokunmadan, sevmeden yaşayabilmeyi başarmanın altındaki hissiyata bakmak gerek; "Allah'tan dilek diledim ve ona bir söz verdim, bu sözün karşılığında bana erkek evladı verdiyse o sözü yerine getirmezsem elimden geriye alır" düşüncesiyle hareket ederek anneyi de anlamaya çalışıyorum.... Selamlar  13.02.2018 11:07
 

Bu diziyi hiç izlemedim ama hikayesi ilginç geldi anlatımınızdan. Toplumumuzdaki çaresiz kadınların çare üretmek adına baş vurmadığı yol yok. Anlamakta güçlük çektiğim yönü ise bir anne evladına nasıl bakmaz, bakamaz? Belki de kahramanın yerinde olmak lazım anlamak için... Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 11.02.2018 14:52
Cevap :
Ayşegül Hanım, filmde karekterler kullanılmış ama hikayeler farklı. Biliyorsunuz bir kitap sinemaya uyarlanırken bile erozyona uğruyor, kaldı ki dizi de uğramasın.Dizilerde büsbütün sulanıyor. Seyredince anlayacaksınız beni.Anlattığım hikayenin çekiciliği yanıltmasın sizi..Yazı başka bir şey; gizemlidir, büyülüdür, hayallerinizi olmadık yerlere götürür.... Selam ve sevgilerimle...  11.02.2018 21:49
 

Garip'in bir seri katil bir Ted Bandy olmamasına "kadınlardan sadece nefret etmesine" acccaayip şaşırıyorum ...valla billa...:)))

Nedim ÜSTÜN 
 11.02.2018 12:15
Cevap :
Nedim Bey, psikiyatriste gidip terapi görmüş, tedavi olmuş ya ondandır:)))  11.02.2018 18:56
 

Nurbanu hanım merhabalar,, Ben şöyle düşünüyorum, bir erkeğin kadınlara bakışını o erkeğin annesi belirler.. Annesine duyduğu sevgi ve saygı kadardır diğer kadınlara olan sevgi ve saygısı..Bilmem yanlış mı düşünüyorum, nerede kadına şiddet uygulayan, kadını hor gören bir erkek görsem tanısam annesiyle olan ilişkisi dikkatimi çeker.. Ya annesinden hiç sevgi görmemiştir ya da annesine hıncı vardır bir şekilde;)) Sevgilerimle..;)

Selda Çakmak 
 10.02.2018 16:07
Cevap :
Evet, ben de katılıyorum bu düşüncenize. Hikayede de görüldüğü gibi Garip bir dolu kadının, kızkardeşlerinin arasında büyüdüğü halde ve onlardan fazlasıyla sevgi gördüğü halde anne sevgisi görmediği için o eksikliği hiç bir şeyle kapatamıyor; savcı olmasına rağmen travmasını aşamıyor ve bir psikiyatriste gitme ihtiyacı duyuyor.. Selam ve sevgilerimle..  11.02.2018 11:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 128
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 652
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Hacettepe Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Öğretmenim, şu anda yurt dışında görev yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster