Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '12

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
493
 

Aa! "Ne dönüp duruyor havada kuşlar?"

Aa! "Ne dönüp duruyor havada kuşlar?"
 

"Derdimiz aynı Dertli Dolap", biliyorum! MB Blog Sakinlarine ah bir rahat verseler!... Ne güzel, dileğimiz de aynı...


Bugün MB yazarlarının, geleneğine uyarak bir blog yazmaya karar verdim. Neden mi böyle bir karar verdim? Çok basit! Geleneğe uymazsam ( ya da geleneğe aldırmaz görünürsem-maazallah ) sayfamı, sayfamın üstünü, blogları, blogger’ları, toplumu, toplananları, toplanamayanları görmedim, duymadım, var sayılır da… Ne yaparım, ben o zaman?.. Belki de, buna oldukça çok içerlerim de… (Aslında, ne yalan söyleyeyim, içerlemeye pek vaktim yok ama…) Ama işte! “Yazacağım” dedim bir kere!
Neyse! Verdiğim ve de önemsediğim bu kararla blog yazma geleneğinde benim de “tuz”um olsun dedim. Blog kategorisinin değişik tatlara ihtiyacı var zira… Hep aynı tatları alan okuyucuların, sıkılmaya başladığı, görülüyor! Sizler de görüyorsunuz değil mi, a dostlar? Bu sofrada tuz eksik gibi geldi bana… ( Hem de, laf aramızda, tuzu severim: Limondan, acı biberden, bol yağdan, maydanozdan, içeriği anlaşılmayan katkı maddelerinden, geçici ve uçucu ilaçlardan, yapay tatlandırıcılardan yeğdir ve dahi “bereketi”, gücü”, “lezzeti”, “saflığı (temizliği)” ve elbette “kararlı” ve “yerli yerinde olmayı” temsil eder, benim için tuz!)
Nerede kalmıştık? “Gelenek” demiştik… Bir yerde, bir vak’ada “insanlar” var olduğu; yazının, sözün ve tavrın şahsiyeti ile hüküm sürdüğü yerde edep, adap, töre, birikim, paylaşım, seviye vardır, diye öğrenegeldiğim, yaşayageldiğim, yaşatageldiğim bir telakkiye de sahibim!
İşte, bu felsefeye dayalı olarak; “aldım kalemimi elime; başladım “yazı”mı ciddi ciddi yazmaya!
Yine, genel temayüle uyarak, sayfamın başındaki (affedersiniz; baş yerine tepe mi denilirdi ki; unutmuşum ) sayfa dışı olan (olağan) hareketlenmeye baktım! Ki, Allah Allah pek de benim rutinim içinde değildi bu… Vardır bu bakışta da bir hikmet! Baktım ki ne o? Hayret! “Herkes aynı şeyi görür, bilirdim ama!” Vallaha, sayın blogger’lar ve blog yazıcıları! Ben, sayfamın başında bir tahta masa ve masanın üzerinde dört kişilik yemek takımı gördüm.(İnanın, hâlâ aynı kare duruyor, yerli yerinde…) Hemen durumu kavradım! Yazarlık damarım ağır bastı;hemen o vakit, bu masa ve dört yemek tabağı ile ilgili bir güzel kurgu da geliverdi aklıma…(Bu, insanî öyküyü belki bir gün aktarırım. Yine de yürek sahibi olanların, öykümü tahmin etmesi hiç de zor değil. Geri kalanlara da Allah yardım etisin…) Tamam, ufak bir ipucu vereyim de; yardımda kusur etmemeyim: Hani belki, reklam ya da yarış niyeti taşımayan oldukça insanî bir organizasyonu temsil etmektedir, bu masa. (Ne o? Çok mu edepli bir kurgu oldu? Neylersiniz, “edep içre” ancak böylesi bir tahayyül oluyor! Fakat endişelenmeyin; insanlar hayalleri kadardır, üstelik güçlü ve sağlam hayaller, anlamlı, hakikatli ve kuvvetli gerçeklerdir.) Hem o tahta masa, öylesine tevazu ve vakar içeriyor ki; yazıma (bloğuma) şöyle yüreklice konsantre olmamı sağlıyor!
Başlıyorum yazmaya!
“Blog” dedim ama, bir denemeye, bir felsefî yazıya, bir edebî metne kayabilirim. Yazarlık bu ya! Fakat kategorimden şaşmayacağım: “Blog”… Nazar-ı dikkatinizi bu önem verdiğim noktaya çekmek isterim dostlar!
Ama ne o? Tam yazacaktım ki… Bir ses… (Yok, yok; bir gereksiz görüntüye, çizgiye, ucuz komediye, patavatsız espriye takılmadım; basbayağı, apaçık, gümbür gümbür bir ses…)

“Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim” (Yunus Emre)
(Not: Dörtlükteki kelimelerin anlamını bana sormayınız. Ya sözlüğe ya da “on parmağında on marifet olan” usta blogger’lara danışınız. Biz mi? Biz, “mânâ” bilmediğimizden değil; edebimizden susarız!)

”Benim adım Dertli Dolap”…..
Tamam, tamam Dolap! Duydum seni! Derdini de; söylesen de söylemesen de ben anladım… Şurada ciddi ciddi yazımla meşgulken senin iniltilerini taa içimden duysam da, sesimi çıkaramadım. Fakat, üzülme derdini iyi kavrıyorum. Yüreğime ve aklıma takılanlar için, şu bloğu yazmak üzere onları(yüreğimi ve aklımı) besleyecek “gür ve sağlam kaynaklara” yüzüm, elim ve kalbim dönük şu an, inan… İşte, bu meşguliyetten, seni duydum ama sana cevap veremedim. Hadi, affet ama beni, Dolap; ben duydum da cevapta geç kaldım biraz; ya seni hiç duyamayanlara ne diyeceksin?...
Ne? Bir şey demeyecek misin? Anlamazlar mı?
Cevap vermesen de “derdimiz aynı” bunu iyi bil, Dolap!...
Ne dedin Dolap, onlara da mı sözün var? Hani “anlamazlar” diyordun… “Yine de, bir şans daha mı verelim onlara…” “Vallahi, “Büyüksün, Dertli Dolap!”
“Dolap aldı kalemimi elimden, aşağıdakilerini sırayla ve sabırla yazmaya başladı…(Yazdıklarını okudum, okudum, okudum ve sonunda; gördüm….)
Anladım, Dertli Dolabı ve neden bu “blog kategorisinin beni çektiğini…
Gayrısını “yürekli okuyucular” ve “Dertli Dolabın derdini” anlayan “insanlar” anlar… Bu huzurla; sözümü ve kalemimi “Dolap”a bırakıyorum. Saygı ve selam ile…

Dertli Dolap der ki (1):

“Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar
Y ürüyordum: Düşüyordu yapraklar
Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar
Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar
……
Ey Vatanın bağrı yanık bucağı
Yazık, sana ağlamayan şiire
Yazık, sana titremeyen vicdana
Yazık, seni kurtarmayan insana!    (Anadolu, Mehmet Emin Yurdakul)
 
 Dertli Dolap Der ki (2)

“Ayva sarı nar kırmızı sonbahar
Her yıl biraz daha benimsediğim
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze, ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar” (Otuz Beş Yaş Şiiri, Cahit Sıtkı Tarancı)

Dertli Dolap Der ki (3)

“İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız” diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız, bilâkis, İyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında onlara kötülük yapmamayı (bir ilke olarak) yerleştiriniz…” Tırmizi, Birr, 63

(Kararlıyım, Dertli Dolap… Geleneğe uyarak blog kategorisinde daha sık yazacağım, bunca sözden sonra…"Yazarım" dedim mi, yazarım!)

Yegâh Elif Mirzâde

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ara sıra eskimeyen şiirleri de anmak... Bir kat daha güzelleşiyor hayat.

Şahin ÖZŞAHİN 
 11.04.2012 23:14
Cevap :
Evet! Eskimeyen şiirler ve onları eskitmeyen; hep taze tutan, hayatın güzel yanlarını gören, okuyan, anlayan, yazan ve paylaşanlar var. Hayat ve şiir "insan olanlar sayesinde güzel"... Teşekkür ederim.Saygılarımla.  11.04.2012 23:44
 

Edebiyat kokusu gelince dolap'tan daha bir güzel olmuş sanki ''blog''...tarzınız yansımış -bi de Cellek hocamda belirgin bu durum- ve ''güzelliği özgünlüğünde gizli'' bir yazı çıkmış ortaya...saygılar...selamlar...

nedim üstün 
 11.04.2012 13:26
Cevap :
Allah'tan, edebiyattan anlayanlar var; yoksa halimiz nice olurdu? Ah o uzun cümlelerim yok mu? Keşke Ahmet Hamdi Tanpınar hocamızın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okumamış olaydım:) Latife bir yana; Ustaları okumak ve edebiyat adına ders çıkarabilmek gerek ,değil mi? İnsan, tarzını, düşüncesini, "kim"liğini ve üslubunu yansıtır, yazılarında. Yansıtmalıdır da! Teşekkür ederim. Selam ve saygı ile.  11.04.2012 20:11
 

Sağ ol var ol güzel bir yazı.Sevgiler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 11.04.2012 7:31
Cevap :
Siz de sağ olun ve var olun! Sayfama saygıdeğer ve güçlü üslubunuzla ve imzanızla gelişiniz beni onore etti."Hoş Geldiniz" sayfama.Sayfamı taçlandırdınız. Üstelik bir "Edebiyat Öğretmeninin" ,"Edep dünyasının Güçlü Şair ve Yazarının" "Güzel bir yazı" demesi yok mu? İhya oldum; ilham aldım. Gönül ehline gönülden "merhaba" ve gönülden "teşekkür"..Sevgi ve saygımla.  11.04.2012 13:12
 

Emeklerine sağlık sevgili öğretmenim. Arif olmak gerekmez anlamak için değil mi? Sevgilerimle.

Ay Şen 
 10.04.2012 17:26
Cevap :
İnan ki yorulmadım; çorbada tuzum olsun dedim; zevkle yazdım. Yürek yaz, dedikten sonra; yazı dökülüveriyor kendiliğiyle.Anlamak için "dostluğun" ve yazarlığın" sırrına eren mert yürek, sağlamkkalem olmak yeter!Tteşekkür ederim can arkadaşım.Sevgi ve selam ile.  11.04.2012 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 191
Toplam yorum
: 901
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 761
Kayıt tarihi
: 21.07.09
 
 

“Yazı yazmak” bir Yürek Yolculuğudur. Okumak ve yazmak bana Edebiyat alanının kapılarını açtı… Ed..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster