Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
652
 

AB'ne girmemize kim engel, biz mi yoksa onlar mı (Önyargılar/ korkular)?

AB'ne girmemize kim engel, biz mi yoksa onlar mı (Önyargılar/ korkular)?
 

Sevgili Dostlar, dünkü yazımda özetle AB ile aramızdaki ilişkilere felsefi boyutta biraz yaklaşmış ve bu farklılığın ana nedeninin, hangi dine mensup olduğumuz değil, o dine sahip olurken akıl kullanıp kullanmadığımızdan kaynaklandığını noktasına vurgu yapmıştım… Bugünkü yazımın ikini kısmında ise biraz duygudaşlık yaparak, olaya farklı bir boyutta yaklaşacağım ve de neden Avrupalı insanların bizden korktuklarının/korkuyor olabileceklerinin nedenlerini irdelemeye çalışacağım…

Ana anlatımıma geçmeden önce, sizden sadece öncelikli olarak soracağım bir kaç soruya cevap vermenizi istiyorum; Ortadoğu’nun tarihteki, bugünkü ve yakın bir gelecekteki halini düşünerek, bizden kendimiz ya da sevdiklerimiz için bir tercih yapmamızı isteyip ya Ortadoğu’da bir üniversitede ya da ABD’de, AB’de bir üniversite seçeneklerini sunsalar ne cevap veririz? İşin daha da can alıcı noktasına şimdi geliyorum, bize deseler ki Irak’la bir siyasi, ekonomik ve kültürel bir birliktelik yapacağız, onları bugünkü halleriyle ülkemize katacağız, nasıl bir tepki gösterirsiniz? Lütfen, bunlara çok açık yüreklilikle cevap veriniz…

Şimdi de siz sevgili dostlara Almanya’ya ilk gidişimde yakalayamadığım ancak ikinci defa beş aylık gittiğim 1995 yılında yakalayabildiğim Türkiye manzarasını anlatarak yukarıdaki başlığı irdelemek istiyorum… İşte bu noktadan sonra, kendimizi, aydınlanmasını tamamlamış, sadece halkın refahını, mutluluğunu düşünen, savaşın acılarını en derininde yaşamış, Ulemayı dinlemeyi 300 yıl önce bırakmış bir Avrupa’nın fertlerinin yerine koyalım ve yazacaklarımı okurken öyle algılayalım…

1995 Temmuz’undaki ikinci ve beş ay sürecek Almanya seyahatim sırasında orada bizi temsil eden ve bence çocukları ve ülkelerinin geleceği için kendi hayatlarını feda eden insanlarımızın hali öncelikle kendilerini anlatamamaktan dolayı içler acısıydı (akıl kullanmada ve aydınlanmada yaşanan sıkıntılardan dolayı). Zamanında onları oralara yollayan hükümetler olayın böylesine bir felsefi sorun yaratacağını eminim ki düşünmemişlerdi dahi. Buna ilave olarak da, hem kendilerini anlatamamaktan ve tarihsel nedenlerden kaynaklanan yanlış tanınmadan, hem de onların bu sinmişliklerinden yararlanarak Atatürk Türkiye’sini, yani laik-demokratik cumhuriyetimizi ve üniter-hukuk devletimizi içine sindiremeyen, bölücü ve radikal İslamcı grupların ortada cirit atmasından dolayı, Türkiye’nin resminin batıda çok kötü olduğunu gördüm ve bir şok yaşadım.

İnanın bana Sevgili Dostlar, Türkiye bundan daha 10-15 yıl öncesine kadar Kürtleri güya katleden, Saddam’ın Irak’ta Kürtlere yaptıklarıyla eş gösterilen bir PKK Propagandası ve Türkiye’de din özgürlüğü olmadığını söyleyen (nasıl oluyorsa… din özgülüğü olmayan bir ülke de 77 bin adet cami inşa edilmişti) ve Almanya’da en radikal dini inanış grubunun temsilcileri olan Katoliklerle kol kola olan ve Almanya’nın göbeğinde stadyumlarda ‘Kemalist Devlet, Yıkılacak Elbet! Şeriat isterük!’ türünden sloganların atan insanların çıkıp geldikleri bir ülke olarak tanınıyordu. Bunları hayretler içinde kalarak izlemiştim. Aslında bu tür radikal gruplar da, akıl kullanamamaktan ve yeteri kadar aydınlanamamışlıktan kaynaklanan parçalanmışlıktan besleniyorlardı. Mezhepsel farklılıklar da, oranın özgür ortamında tam olarak ortaya çıkıyordu ve bu gruplar tüm ilişkilerini bu parçalanmışlıktan yararlanıyorlardır ve de bizleri Avrupalılara çok kötü tanıtıyorlardı… Bu durumda da, Avrupalılar elbette ki bize kötü bakıyorlardı.

O nedenden, insan gibi yaşayabilmemizin tek yolu olan Atatürk aydınlanmacılığının ve de insan aklının önündeki engelleri kaldırma felsefesinin ve önemini çok daha iyi kavramalıyız ki insan gibi yaşayalım ve insan gibi yaşamanın gereklerini tam olarak yerine getirebilelim.

Bu başlık altında yazacağım bundan sonraki yazımda da, Türkiye’deki durumu ele alarak, Avrupa ile aramızdaki farkları irdelemeye çalışacağım…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Daha once turban yasagina demokratik degil diyorlardi, daha sonra bu turbanlilar ozellikle Afrika, Pakistan, Hindistan ve Turkiye'nin bazi bolgelerinden gelenler baslarina dertler acmaya baslayinca anladilar ki, Turkiye'nin bu yasaginin altinda gecerli nedenler var. Dusunsenize Fransa Humeyni'yi besleyip butun dunyanin basina bela eden ulkedir. Bunlar bu tur rejim karsitlarini kasten besleyip, islerine geldigi zamanlarda kendi ulkelerine gonderiyorlar ki orada bir seyler karissin. Yine de Turkiye, herseyin nedenini ya da cozumunu Avrupa'da aramak yerine, kendi icinde ve kendisi icin demokratiklesse en iyisini yapmis olacak. Saygilar

Tuba 
 02.02.2007 23:42
Cevap :
teşekkür ederim... demokratikleşebilmek için öncelikle yarım kalan aydınlanmamızı yeniden hızlandırmamız lazım... Zaten bu aydınlanmamız yarım kalmamış olsaydı, bugün ben veya benim gibiler böyle şeylere kafa yormak zorunda kalmazdık... Olsun, buna da şükür... Ulu Önder en azından bizi doğru bir tünele sokmuşta, bizler bügün özgürce ve de tüm engellemelere rağmen aklımızı kullanarak, yolumuza devam edebiliyoruz... İşte burası da, bizi komuşularımız olan Ortadoğululardan ayıran en önemli özelliğimiz...  04.02.2007 16:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 855
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

Kimim? Nereden gelir, nereye giderim?29 Kasım 1970 tarihinde Türkiye'nin Doğu-Batı geçiş yolunun en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster