Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '20

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
50
 

ABD / LAS VEGAS

              LAS  VEGAS  GEZİ  NOTLARI .

 

 

22 NİSAN 2019  (  IRVINE  -   LAS VEGAS  )

 

Bugün, Los Angeles’tan Las Vegas’a gideceğiz. ABD’yi bir türlü sevememiştim, ne var ki, çocuklarım ve torunum için geldim ve geldiğim günden beri de bir anlamda kerhen dolaşıyorum. Las Vegas’ı da oğlumun isteği üzerine kabul ettim. Dünya görüşüme tamamen zıt olan bir ülkenin, tüketim Kâbeleri bana hiç keyif vermiyor, gezgin olarak da haz alamıyorum ne hikmetse.

Neyse, Las Vegas’a uzanan 430 kilometrelik bir yolumuz var, oğlumun aracıyla gideceğiz. Zaman zaman yoğunlaşan freeway’lerde kontrollü trafik arasında ilerliyoruz. Freeway’ler bizdeki otoyolların karşılığı. Yollar öylesine yoğun ve hızlı ki, bir trafik kazası olduğunda filmlerdeki gibi çarpışan arabalar misali birbirine giriyor araçlar.

Kaliforniya’nın Irvine’e komşu olan Riverside kentine giriyoruz. Önümüzde karlı Sierra Nevada Dağları uzanıyor. Dünyanın en büyük internet satış firması olan Amazon’un deposunun yanından geçerken hacminin büyüklüğü beni hayrete ( daha doğrusu dehşete ) düşürüyor.

Sekoya Millî Parkı’nın yakınlarındayız. Kuzey Amerika vatanı sekoyanın, 120-140 metreye kadar boylanabiliyorlar.

75 kara mili hızla ( 120 km/h ) akıp gidiyoruz. 66 nolu yolda civardaki muhteşem panoramaları izlerken, sol tarafımızda bir tren katarı belirliyor. Yüzlerce vagon üzerinde taşınan konteynerler bitip tükenmiyor. ABD’nin ekonomik hacminin tipik bir göstergesi olarak ilerliyor önümde.

Bunca otomasyona ve viyadüklere rağmen, az sonra meydana gelen bir trafik kazası nedeni ile yarım saat yerimizde mahsur kalıyoruz. Hesperia kentinden sonra Nevada Çölü’ne giriyoruz. 3500 km2 lik Nevada Çölü, çocukluğumuzda okuduğumuz Nevada Rangerları olan Tommiks ve Teksas kitaplarını hatırlatıyor bana. Bilmiyorduk ki, kahraman bildiğimiz bu tipler, aslında kıtanın yerlileri Kızılderililerin direnişlerini kıran sömürgecilerdi..

Saat 15.00’de kötü bir yağmur sağanağının içine giriyoruz. İki dakika sürüyor aşağı yukarı ama aracın içine bir serinlik siniyor. 4000 feet ( 1210 metre ) yükseklikte ilerliyoruz.

Death Valley National Park ( Ölüm Vadisi Milli Parkı )’na giden levhalar çarpıyor gözüme sık sık. İsmi uğursuz da olsa, kanyonlar, endemik yaban hayatı, buharlaşan tuzun meydana getirdiği dokular, 11000 feet ( 3300 m. ) yükseltideki dağlar, deniz seviyesinin altına düşmüş ve 280 m. ters yükseklikteki araziler ile çok uzun sürecek bir Amerika gezisi için oldukça cazip. Bize Las Vegas’a giderken uzaklardan hayal meyal izlemek kalıyor.

Bir abuk sanat eseri mi desem bilemiyorum, İsviçre’li bir sanatçının yaptığı, ancak çöl ıssızlığında olduğu için renkli taşları ile bir canlılık ihtiva eden Seven Magic Mountains, uzaktan tanınsa da, Las Vegas’a onyedi kilometre kala hiç de cazip gelip yan yollara düşüp yanında selfie yapma isteği uyanmıyor içimde.

Las Vegas çılgınlığı yavaş yavaş gösteriyor kendini, çölün ortasında Neon Museum levhasını görünce şaşırıyorum önce. 2.6 km2 bir alanda, ABD’deki kumarhanelerden arta kalan pano ve levhalar sergileniyor.

Sonunda, reklam panolarının cümbüşü içinde Las Vegas’a vâsıl oluyoruz. Las Vegas’ın ilk oteli olan Flamingo’da kalacağız. Devasa bir tesis, nereden otele gireceğiz, nerede aracımızı park edeceğiz şaşırıyoruz. Neden sonra, araçların bırakıldığı katlı otoparkı bulup, eşyalarımızı alıyor ve bitip tükenmez asansörlerden birine binerek, Flamingo Otelin resepsiyon katına geliyoruz.

Öyle kalabalık bir salona giriyoruz ki, çantaların bir kısmı bende olmasa, anında dışarı kaçacağım, çaresiz oğlumun yanında bekliyorum. Check-in masalarının önünde uzun kuyruklar var. Bırak gecelemeyi, yarın sabaha kadar bu kuyruklarda bekleyeceğiz gibi. Bu kez check-in otomatik makinelerine yöneliyoruz. Pasaport bilgilerim makineye sokularak kaydediliyor, ahiret sualleri soruluyor, aracın otoparkta ücretsiz kalma tercihleri yapılıyor sonunda kredi kartlarına benzer birer kart veriyor madenî cebinden. Adım başı asansör bulunan salondan canımızı kurtarıp bir asansöre binerek odamızın bulunduğu kata yöneliyoruz.

Las Vegac çılgınlığına karışmadan önce karınca kararınca biraz bilgi vereyim; Las Vegas, Nevada eyaletinin sınırları içinde bulunan Mojave Çölü’nün tam ortasında yer alan bir kent. Nevada denince aklımıza ranger’lar yani korucular geliyor. Çocukluğumuzun Tommiks’i ikide bir “ bizler Nevada ranger’larıyız “ diyerek Kızılderilileri öldürmeye başlardı hatırlarsanız. İşte Mojave Çölü, neredeyse altmış yıl öncesine kadar Kızılderili kamplarının barındığı bir doğal yerleşim iken, bugün 600000 nüfusun barındığı kendi ifadeleri ile Sin City ( Günah Kenti ) olmuş.

Los Angeles’in Irvine kentinden dört saatlik bir araç yolculuğundan sonra Las Vegas’a girerken buranın günah kenti kadar tatminsizler kenti olacağını düşündüm. Tatminsizlik derken işin cinsellik boyutu değil anlatmak istediğim, veya ne denli payı vardır bilemem ama her şeyin en çoğunu, en büyüğünü, en kalabalığını ve en çılgınını yapan ve talep edenler için düzenlenmiş yapay bir cennet Las Vegas.

 Bir tesise tabela asılacaksa en büyüğü konuyor, otel mi açılacak binlerce odalı oluyor, restoranda yemek porsiyonları bir aileyi rahat doyurur, dünyada üretilen elektriğin sanki tümü burada tüketiliyor, maliyet sorunu yokmuş gibi.

Booking.com’dan yaptığım araştırmalarda Las Vegas’ta ailenin kalabileceği en derli toplu ve ekonomik  otel Flamingo oldu. Hem, Las Vegas’ın kalbi Strip üzerinde bulunması, hem diğer çılgın otellere göre fiyatının kısmen ucuz olması nedeni ile iki gecelik rezervasyonu Flamingo Hotel’e yaptım.  Flamingo Hotel, Mojave Çölü’nün kentleşmeye başladığı 1946 yıllarında Las Vegas’da ilk inşaa edilen otel ünvanını koruyor. Elbette, aradan geçen bunca yıldan sonra tüm yenileme çabalarına rağmen, diğer çılgın otellerin yanında “ orta sınıf “ otel olmaktan kurtulamıyor. Eğer doğruysa, otelin yapıldığı yıllarda otel patronunun uzun bacaklı güzel bir sevgilisi varmış, bu nedenle otelin adını Flamingo koymuş.

Odamıza yerleştikten sonra Las Vegas Strip’in kalabalığına karışıyoruz çok geçmeden. Oda penceresinden de görebildiğim Bellagio Hotel’in ünlü havuzunun fıskiyeleri önündeyiz şimdi. 15.00’den 20.00’ye kadar her yarım saatte, 20.00’den gece yarısına kadar her onbeş dakikada yapılan ışık ve ses gösterilerinde genellikle Celin Dion melodileri ile büyüleyici anlar yaşanıyor.

Otuzaltı katlı, 3015 odalı Las Vegas’ın gözde otellerinden Bellagio’nun içinde sanat müzeleri de yer alıyor. Hava karardıkça Las Vegas, gerçek yüzünü göstermeye başlıyor ve neonların, animasyonların hayatı ( kendilerince ) kutsayan çılgın insanların hâkimiyeti başlıyor Kızılderili ruhlarının dolaştığı Mojave Çölü’nün ortasında.

Las Vegas’ta tuvaletlere, barlara giden yollarda bile kumar makineleri dizilmiş. Aklımda kaldığı kadarı ile sadece Bellagio Hotel’de 2000’i aşkın slot ve 40 poker masası bulunuyor. Her yaştan, her renkten, tekerli sandalyeleri ile makinelerin başına dizilmiş insanlar kendilerinden geçmiş, tarihin tek başat rolü “ kazanmak “ peşindeler. Yakın zamana kadar kumarhane salonlarında içkiler ücretsiz imiş. Ancak, giderek ünlenen Las Vegas’ın berduşlarından olsa gerek artık sadece hatırlı müşterilere ücretsiz içki servisi yapılıyor. Kentte 125000 otel odası ile birlikte kiraya verilen apart ve özel odalarla birlikte yatak sayısı 500000’i aşıyor.

Sokaklarda kendine arkadaş arayanlar, pon pon kızlardan medet umanlar, bizim gibi Las Vegas neymiş diye merak edenlerin haricinde paralı turistler poker masalarının veya slot makinelerinin başında dizilmişler ânı yaşıyorlar. Üçgen vücutlu jigoloların kucağına sevgililerini yerleştirip fotoğraf çekenlerden, Las Vegas felsefesinin özü olan aşırılığın her boyutu ve rengine rastlamak mümkün Las Vegas sokaklarında.

Her otel, bir kent kadar büyük ve donanımlı olunca Las Vegas’ta başka hiçbir yerde olmayan “ otel otel gezme “ aktiviteleri başlamış. Hiçbir otel girişinde müdahale ile karşılaşmıyor, dilediğinizce dolaşabiliyorsunuz. Ancak, kumar salonlarına ve sanat müzelerine girerken yanınızda şık giyimli bir bodyguard beliriveriyor aniden.

Herbiri bir dünya kentinin ismini taşıyan tematik otelleri gezmek, bizim gibi yaramazlık peşinde gezmeyen insanlar için en güzel oyalanma şekli. Bunların başında bence, Venetian Hotel geliyor. San Marco kulesi, Rialto Köprüsü ve gondolları ile dışarıdan, iç donanımı ile de içeriden İtalya’yı daha doğrusu Venedik’i gezer gibi oluyor insan.

Görkem olarak birbirinin üzerine yığılmışçasına yükselen ikonik gökdelenleri ile Newyork Newyork Hotel ve önündeki Özgürlük Anıtı buram buram Amerika diye haykırıyor.

 

Caesars Hotel, isminden anlaşılacağı gibi antik Roma’yı kumarbaz Las Vegas’a taşımış. Sütunlar, heykeller ve Roma temalı yontular arasında beyhude Sezar’ı arıyor gözler.

Cosmopolitan Hotel, 2010 yılında yapılmış, 2995 yataklı, her yeri halı kaplı, içinde sanat müzesi dahi var. En büyük süksesi devâsâ avizesi. Luksor Hotel, Kahire’deki Sfensk ve Piramit temalarını sahiplenmiş. 1993 yılında inşa edilmiş ve 3958 odası bulunuyor. Gerçeğinden daha büyük Sfenks’in önünden sık sık geçen Las Vegas Monorail’i ironik görüntüler yaratıyor. Monorail 6.5 kilometre uzunluğunda ve kenti kapsayan sekiz istasyonda duruyor.

125000 otel odası bulunan Las Vegas’ın ABD’deki adı Sin City yani Günah kenti. Lüks yaşamı, şatafatı sevmediğim halde, Las Vegas’daki otellerin tümünü gezme ihtiyacı hissediyorum. Sermayenin, daha doğrusu kumar, fuhuş gibi kirli sermayenin patronlarının veya gruplarının pazarladıkları hayâl dünyası ile insanların servetlerine nasıl göz diktiklerinin canlı senaryolarını izlemek istiyorum.   

   

Las Vegas öylesine pahalı ki ½ litre şişe suyu 2.7 $. İyi ki, daha önceden bu durumu öngörebildiğimiz için Riverside’da bir marketten tüketim malzemelerimizin çoğunu almış bagajımıza koymuştuk.

Buradan, yakınlardaki Hoover Barajı, Red Rock ve Grand Kanyon’a turlar düzenleniyor, istenirse helikopterle de gitmek mümkün.

Dikkat ediyorum Las Vegas’taki otel ve kumarhanelerin çoğu Caesars Grubuna ait ve 1940’lı yılların yasa dışı kenti, günümüzde de adil ve yasal olmayan bir mecrada ilerliyor kanaatimce.

Mirage Hotel’in üzerinde Beatles üyelerinin dev fotoğrafları yer alıyor. Dediğim gibi, çok güzel bir marketing stratejisi izleniyor burada, ABD’nin tüketim çılgınlığının başlıca Kâbelerinden biri olan Las Vegas’ta.

Hava giderek kararmaya, Las Vegas’ta asıl yüzünü göstermeye başlıyor. Elektrik enerjisinin bonkörce harcandığı sokaklar, billboardlar ve animasyon levhaları sanki kentteki dinamizmi çılgıncasına daha da artırıyor. Kentte dolaşmanın en zor tarafı karşıdan karşıya geçerken üst geçitleri kullanmak. Günün yorgunluğundan olsa gerek, oradan oraya koştururken ayaklarımın iflas etmeye başladığını hissediyorum.             

Kentin en iyi gözlenebileceği yerler de bu üst geçitler. Ne var ki, herhalde alkol sınırını aşan veya uyuşturucudan uçma noktasına gelenlere mani olmak için geçitler insan boyu yüksekliğinde şeffaf pleksiglas levhalarla kapatılmış. Bu levhalar da güneşten veya yaramazların çakı darbelerinden şeffaflık özelliğini kaybetmişler, kıyıdan köşeden kameramı sokup fotoğraf çekmeye çalışıyorum.

 

Bunca çılgınlığın arasında, gözlediğim kadarı ile kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Elbet, kim neyi arzu ediyorsa arz göreceği bir mekân vardır Las Vegas’ta. Efendi efendi gezen bu garip, kaldırımlarda gördükleri ile Las Vegas’ı ne kadar tanımlayabilir ki.

Fashion Show, Palazzo, Venetian, Wynn ve The Linq’i adımlıyor, Las Legas’ın kıyı köşesinde Mojave Çölü Kızılderililerinden izler arıyorum. Ama, ortalığa ağır parfüm kokusu hâkim. Önümden yürüyenlerin cinsiyetine, tercihine göre ortalığa yayılmış parfüm kokularından rahatsız olsam da bu insan selinden çıkmaya niyetim yok.

Sonunda bîtap düşerek, ayaklarımı sürüyor Flamingo Otelin kumar salonunda alkolün ve ekranların yorgunu gözlerle slot çeken yaşlı kadınların arasından geçerek asansöre biniyor ve odamıza çıkıyorum.

Geç gelmemi merak etmiş ailem, şaşkın gözlerle bakıyorlar bana. “ Las Vegas’ın gece hayatını yaşadım doyasıya “ diyorum, odamız sessiz kahkahalarla doluyor. Odanın penceresinden ileride ışık oyunları devam eden Bellagio’nun fıskiye oyunlarını izliyorum.

 

23 NİSAN 2019  (  LAS VEGAS  )

Gecenin ilerleyen saatine rağmen Las Vegas’ın ışık seli azalmadan akıyor odamıza, uyuyabilmek için perdeleri sıkı sıkı kapatmak zorunda kalıyoruz.

Sabah 07.00’de uyanıyorum, az sonra Las Vegas Bulvarı’nın sakin sessiz hâlindeyim. Flamingo Hotelin kumar salonundan Las Vegas Bulvar’a çıkarken, hâlâ slot makinelerinin sesleri geliyor, insanlar hâlâ  slotların başında kol çekmekle meşguller.

Akşam, daha doğrusu sabaha kadar her türlü çılgınlığın yaşandığı Sin City ( Günah Şehri ) sakinleri ve misafirleri derin uykularındalar şimdi.

Kulaklıklarını takmış müzik dinleyerek koşan gençler ve geceden kalan ambalaj atıklarını süpürmeye çalışan çöpçülerden başka kimseler yok bulvarda. Tabii, kuytu köşelerde sızıp kalmış, üzerlerinden bulut gibi çiş kokuları yükselen alkol ve uyuşturucu müptelâlarını saymazsam.

Kentin güneyine doğru yürürken, ısı da yükselmeye başlıyor. Newyork Newyork otelin önünden geçiyorum. Bu kadar binayı böylesi dar alana sığdırabilme becerisini göstermiş olanları en gâliz sözlerle anıyorum.

Ardından, Tropicana Caddesini geçiyorum, başka bir çılgınlık abidesi olan Excalibur Hotel üzerime yıkılacakmış gibi yükseliyor önümde. Bu mimar da, tek blokta bunca odayı bir araya nasıl getirdin diye sorgulanmaya değer bence.

İğrençlik mabedi siyah piramid yükseliyor artık, 4500 yıllık Sfenks, marketing adına daha da büyütülüp, makyajlanıp kumarbazların hizmetine sunulmaktan hicap duyuyordur mutlaka. Muhtemeldir ki; Giza Piramitleri ve Sfenks’ten çok daha fazla ilgi görüyordur bu makyajlı mâbedler. Akşamki rahatsızlığımı duymadığımı fark ediyorum, sabahın erken saatlerinde, sigara veya marihuana dumanını yüzüme üfleyen yok, elinde viski kadehi ile sağa sola çarparak yürüyen magandalar yok bu saatlerde.

Cosmopolitan Hotel’in şaşırtıcı debdebeli ve havuzlarla dolu arka bahçesini dolaşıyorum. Nevada Eyaleti, ABD’nin belki de en esnek ve toleranslı yasalarının bulunduğu eyalet. Zira,  Las Vegas’ın patronları çok güçlü, çok zengin ve lobby faaliyetlerinde çok etkililer.

Kahvaltı için otel odama dönüyorum. Sonra, maaile çıkıyor Strip boyunca yürüyor, The Link’den yükselen ve 550 metre yüksekliği dünyada en büyük dönme dolabı yakından seyrediyoruz. Herbiri 40 kişi alabilen 28 kabini ile Las Vegas ruhuna tam olarak uyum sağlaması için 2000 LED ampülle aydınlatılıyor. Zipline da çılgınların çok ilgisini çekiyor. Dönme dolabın bilet fiyatı 65$, zipline 25-35 $ arasında değişiyor.

Venetian Hotel’in iç dizaynına ne diyeyim bilemiyorum. Oteli kapatıp müze yapsalar yeridir. Serenadlar söyleyen Marco ile sohbetimiz kahkahalar arasında fotoğraf çekerek devam ediyor. Bunca süsleme, işleme gerçekten küçük paralarla olacak iş değil, bu otellerin bilânçolarını gerçekten merak ediyorum.

Dışarıda yükselen San Marco kulesi, pırıl pırıl suyun içinde ilerleyen gondollar, Rialto kulesi ile küçük bir Venedik maketi içinde yaşadığını hissediyor ziyaretçiler.

Las Vegas restoranlarında yemek yemek, TL kullananlar için yıkıcı olabilir endişesi. Otellerin buffet’ları bile 80$’dan başlıyor. ABD’nin en büyük hamburger zincirlerinden in-N-out Burger’e giriyoruz ( 28$ ).

Öğleden sonra, eşimle birlikte, sabah erken saatlerde yürüdüğüm Las Vegas Bulvarı’nın güneyine gidiyorum tekrar. Luxor Hotel’in içine girince bir mimarî çılgınlığı daha iyi gözleme imkânımız oluyor. Yan tarafta yükselen Mandalay Hotel’de, 1 Ekim 2017 yılında, Route 91 müzik festivalinde 22000 kişinin üzerine ateş açılmış, 58 kişi ölmüş, 400 kişi yaralanmıştı.

Mandalay Hotel’de ölenleri ve 32. Kattan binlerce mermi yağdıran sapık İŞİD militanını düşünerek geldiğimiz yöne yürümeye devam ediyoruz.

Las Vegas Bulvarı üzerinde hemzemin yaya geçidi yok, ancak yaya üst geçitleri var ki, yürümekten çok bunları tırmanmak bu sıcakta hırpalıyor insanı.

Koca bir gün yavaş yavaş bitiyor. Bir ara Planet Hollywood Hotel ( ve tabii ki kumarhane ) binasının koridorlarında dolaşırken ilginç robotlar çarpıyor gözüme. Tipsy Robot isimli barda, içki kokteyllerini tezgâhın arkasındaki iki robot hazırlıyor.  Apple uygulamaları üzerinden verilen kokteyl siparişlerini akıllara zarar bir hassasiyetle hazırlayan robotlar saatte 120, günde 1440 adet kokteyl siparişini şaşmaz bir hassasiyetle hazırlayıp tezgâhın üzerine koyuyorlar.                               

Tabii, sipariş sonrası robotların hazırladığı kokteyl, insanın hazırladığından daha mı güvenli, düşünmeden yapamıyorum.

Hava karardıkça, Bellagio Hotel havuzlarında ışık dansları daha belirginleşiyor, keyifle izleyip odamıza dönüyoruz.

 

24 NİSAN 2019      (  LAS VEGAS – IRVINE  )

Bugün son günümüz Las Vegas’ta. Sabah 06.00’da uyanıyor ve kargalar kahvaltısını yapmadan yine sabahçı kumarbazlar arasından geçerek gün ışığına atıyorum kendimi. Yine, ortalıkta çöpçüler ve madde bağımlılarından başka kimseler yok. Doğrudan Bellagio Hotel’e giriyorum. İnsan hafsalasının alamayacağı kadar büyük koridorlar ve lobbylerden geçerek ilerliyorum. Arka bahçe, ( bahçe dediğime bakmayın kocaman peysaj ve havuzlarla donatılmış bir alan ) akşamdan kalma birkaç kadın yüzme havuzunda kendine gelmeye çalışıyor.

Geri dönmek için geldiğim koridorları adımlıyorum, bitmek bilmiyor. Anlatması zor ama, bir kapalı mekânın bu kadar büyük olması şaşırtıcı.

Flamingo Hotel’e check-in yapmak kadar check-out yapmak ta sıkıntılı. Yine, otomatlarla boğuşuyor, extradan tahakkuk eden 9 $ ödeyerek tüm muhasebenin işlendiği oda kartımızı makinenin içinden alıyoruz. Elimizde çantalarımız otopark’a aracımızın yanına geliyoruz.  Çıkış yapacağız, buradaki makine 15$x2=30$ park parası istiyor tekrar. Oysa, ödediğimiz paralardan mahsup edilmesi gerekiyor. Ne yapacağımızı düşünürken, diğer makinenin başındaki genç bizim makineye bir kart sokuyor ve 30$ ödeyip hızla ayrılıyor. Biz, şaşkın teşekkür edemeden bakakalıyoruz gencin ardından, yanındaki kızın beline sarılmış gidiyor. Muhtemelen Flamingo Hotel’e ait Gold kartı vardı, onu kullandı.

Saat 09.30’da kartı okuyan son makine bariyeri kaldırıyor ve elektronik prangadan kurtulmuş oluyoruz. Mandalay Bay’ın az ilerisinde havaalanının yanında, Las Vegas ziyaretçilerinin çok sevdiği Las Vegas Sign yani levhası var. Oldukça uzun bir kuyruk ve iki de bir free diye bağıran birisi herkesin telefon veya cep telefonlarını alarak fotoğraflarını çekiyor. Kadrajlama ve seri çalışmasına bakılırsa işinin ehli. Tabii, fotoğraflarını beğenenler yanda duran kutuya birkaç dolar bırakmadan ayrılmıyorlar.

Bizimkiler isteyince kuyruğa giriyoruz ve meşhur levhanın önünde bizim de fotoğrafımız oluyor.

 Yola devam ediyoruz, Ölüm Vadisi, Mojave Çölü ABD’de de çok yaygın olan freeway yakınlarındaki devasa outlet merkezlerinden birine uğrama derken 15 nolu dörder şeritli freeway’de 70 mil hızla ilerliyoruz. Saat 14.45 ve Los Angeles’a 60 kilometre yolumuz var. Nevada’dan California kentlerine girmeye başlıyoruz. Riverside, San Bernardino derken saat 16.00’da İrvin’e giriyoruz.

ABD rüyasının, felsefesinin, çevre anlayışının, sermayenin kurnazlığının ne olduğunu daha iyi idrak edebilmem için eşsiz bir deneyim oldu Las Vegas gezisi benim için.

Las Vegas gezisini tamamlamadan bu çılgın kent ile ilgili birkaç notu da aktarayım istedim;  Las Vegas’ın görünen binalarının hemen aşağısında, 1.000 kişiden fazla insanın barındığı gizli bir yer altı şehri bulunuyor.Eğer Las Vegas’ta bulunan otellerin hepsinde bir gece kalmak isterseniz, 280 yıldan fazla bir ömre sahip olmanız gerekir.Las Vegas’ın sağlık çalışanlarının çoğunun, hastaların yaşayıp yaşamayacağı konusunda bahse tutuştukları biliniyor. Hatta geçmiş yıllarda, bir hemşirenin sırf bahis kazanmak için, hakkında arkadaşıyla kumara tutuştuğu hastayı öldürdüğü ortaya çıkartılmış.

Konaklama Flamingo Hotel 3555 S Las Vegas Blvd. NV 89109, ABD  2 gece 220 $

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 80
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 35
Ort. okunma sayısı
: 6500
Kayıt tarihi
: 04.03.07
 
 

Hayatın anlamı; anlamlı yaşamaktır. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster