Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '08

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
883
 

ABD’de yeni dönemde demokratların olası iktidarlığının Ortadoğu parametresinde Türkiye-ABD İlişkiler

ABD’de yeni dönemde demokratların olası iktidarlığının Ortadoğu parametresinde Türkiye-ABD İlişkiler
 

ABD 1980’lerden farklı olarak, 1990’ları Demokrat Parti yönetimi altında geçirmiştir. 1990’larda Doğu Blok’unun dağılması ve Soğuk Savaş’tan Batı’nın ABD liderliğinde galip çıkması özellikle ABD’nin kendisine olan güvenini arttırmıştır. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ABD dış politikasının alacağı biçim tartışılmaya başlanmıştır ve şu olgular üzerinde durulmuştur:

1) Yeni Yalnızcılık: Bu dönemde ABD’de en çok tartışılan konu, ABD’nin uluslararası yükümlülüklerinden vazgeçip kendi iç sorunlarına dönmesiydi.

2) Üstünlük Stratejisi: Uluslararası güvenliğin sağlanması için ABD’nin sistem içindeki üstünlüğünün sürmesi gerektiğini ileri sürmektedir. ABD tek süper güç olmalıydı ama dünya kamuoyuna “iyi huylu” olduğunun inandırılması gerekiyordu. İşte bu politika “yumuşak güç” (soft power) anlamına gelmektedir.

3) Ortaklaşa Güvenlik: ABD’nin uluslararası sorumluluğunu diğer müttefikleriyle birlikte paylaşmasını ve bunu yaparken de BM, NATO ve AGİT gibi uluslararası örgütleri kullanmasını ve yeni bölgesel düzenlemelere gitmesini öngörüyordu.

4) Seçici Angajman ise, ABD’nin yalnızca kendisine tehdit oluşturması olasılığı bulunan ya da çıkacak bir savaşta etkileri kendisine ulaşabilecek ülkeler ve bölgelerle ilgilenmesi gerektiğini ileri sürüyordu.

Bu angajmana göre ABD bu dönemde dünya polisi olmak istememektedir. Mayıs 1994’te Başkanlık tarafından yayımlanan şu bildiri, ABD’nin hangi durumda müdahalede n-bulunacağını beyan etmekteydi: 1) Çıkarlarını doğrudan tehdit eden bir durum ortaya çıktığında ABD buna kendi başına müdahale edecek. 2) Müttefiklerin çıkarlarını da ilgilendiriyorsa, onların katkısıyla müdahalede bulunacaktı. Ayrıca ABD bu dönemdeki müdahalelerinde ( Körfez Savaşı, Somali, Bosna, Kuzey Irak ve Kosova) ortaklaşa güvenlik stratejisine bağlı kalıp müttefikleriyle işbirliği yapmıştır.

1992 seçimlerinde başa gelen Clinton Yönetimi ile birlikte Türk-Amerikan ilişkileri genel seyri değişik olgular üzerinde temellenmektedir. 1996 seçimlerinde de Clinton’ın seçimleri kazanması Soğuk Savaş sonrası döneme damgasını vurmasını da sağlamıştır. Clinton önce ekonomik yapıyı geliştirmeye çalışmıştır ve başarılı olmuştur. Başarılı ekonomi politikasından sonra ABD, jeostratejik bir yaklaşıma yöneldi. Jeostratejik yaklaşım iki unsur içermektedir: jeo-politik ve jeo-ekonomik.

Jeo-politik yaklaşım, 1945’ten sonra SSCB ve ABD arasındaki çekişmeler Soğuk Savaşı başlattı. Bu durumda jeo-politik politikalar başat duruma geldi. ABD jeo-politiğin kuralları gereğince havaalanları, üsler ve dinlenme istasyonlarıyla SSCB’yi çevreledi. Jeo-ekonomik yaklaşım ise, 1991’lerle birlikte etkisini kaybeden jeo-politik stratejinin yerini almıştır. Yeni stratejisi, serbest piyasa ekonomisine bağlı, demokratik ülkelerden bir ağ örmek biçiminde ortaya çıkmıştır. Yeni dünya düzeni, “Ticaret Devleti” sistematiği üzerine kurulacaktı. Bu yaklaşımlar, ABD’nin siyasi ve askeri liderliğini ortaya koymasını gerektirdi. Türkiye ile ilişkilerde, Clinton dönemi Avrupa işlerinden sorumlu Rıchard Hallbroke Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasında, geçmişte Almanya’nın oynadığı role benzer bir konuma gelerek, bir cephe ülkesi olduğunu ve NATO, Balkan, Kıbrıs, Ege, Irak, Kafkaslar-Orta Asya ve enerji hatlarıyla ilgili her konuda Türkiye’nin yanında yer aldığını belirtmiştir ve stratejik önemine dikkat çekmiştir.

İki ülke arasındaki ilişkilerin yoğunluğunda ve yakınlığında 1990’lar boyunca bir artış yaşandı ve dönemin sonunda bu yakınlık doruğa ulaştı. 1992’lerde “güçlendirilmiş ortaklık” olarak tanımlanan ilişkiler 1997’de dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın Washington ziyareti sırasında çeşitlendirilerek beş gündem maddesi ( bölgesel işbirliği, ekonomi ve ticaret, enerji, Kıbrıs, savunma ve güvenlik işbirliği) çerçevesinde ele alınmaya başlanmıştır. Eylül 1999’da dönemin Başbakan Ecevit Başkan Clinton tarafından davet edildi ve burada ilişkiler “stratejik ortaklık” olarak tanımlanmıştır.

Bu ilişki sürecinde Ortadoğu’daki yapılanmalar Türk-Amerikan ilişkilerini belirli noktalarda olumlu ve olumsuz olarak etkilediği de görülmektedir. Özellikle bu etkiler “ikili çevreleme politikası” gelişmeleri ışığında daha belirgin olmaya başlamıştır. Bu “ikili çevreleme politikası”nın genel amacı, Irak ve İran’ı siyasi ve ekonomik olarak uluslararası arenada izole etmeyi amaçlamıştır. Türkiye’nin bu politika karşısındaki tutumu Amerika için büyük önem arz etmektedir. Politikasının başarısı Körfez Savaşı sırasında Irak’a karşı oluşturulan koalisyonun dağılmadan devam etmesine bağlıydı. Bu bağlamda, koalisyonun aktif üyesi olan Türkiye’nin söz konusu politikaya desteği özellikle sınırdaş ülke olarak büyük önem arz etmektedir.

Bu dönemde İsrail ile ilişkilerde gelişmeye başlamıştır. Türk-İsrail işbirliği, ABD dış politikasını Türkiye lehinde etkilemenin yolu olarak görülüyordu. Türkiye, İsrail ile ABD arasındaki yakın ekonomik işbirliğinden yararlanma yollarını da aramaya başladı ve 1996’da Serbest Ticaret Anlaşması imzalandı. Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri bu dönemde gelişim göstermiş ve bu durum ABD’nin Ortadoğu’da etkinliğinin daha da artmasını doğurmuştur. Böylece bu dönemde, Türk-Amerikan ilişkileri, Ortadoğu’da Çekiç Güç, Çifte Çevrelemeden sonra Türk-İsrail yakınlaşmasıyla üçüncü bir işbirliği alanı oluşturmuştur.

1992-2000 arası ABD dış politikasının genel çerçevesi, uluslararası barışı sağlamak ve dünyadaki kendi konumlarını koruyabilmek, bölgesel güç merkezlerinin gücünü azaltmak nükleer teknolojinin yaygınlaşmasını önlemek, bölgesel tehdit faktörlerinin gelişimini engellemek ve sınırlamak üzerine şekillenmiştir.

ABD'de yeni muhafazakârlara siyasal olarak en güçlü ve medyada en fazla yer bulan eleştiri demokratlardan gelmektedir. İlginç olarak demokratlar, Irak'a karşı savaşı ve Saddam rejiminin savaş yoluyla yok edilmesini eleştirmiyorlar. 11 Eylül sonrası dünyada, Afganistan ve Irak'a karşı savaşı destekliyorlar. Kitle imha silahlarının niçin bulunamadığını da pek sorgulamıyorlar. Genel demokrat eğilim, "Olan oldu, şimdi geriye dönüp savaş üzerine konuşma zamanı değil, önemli olan bugün Irak'ta yaşadığımız siyasal karmaşa ve güvensizlikle nasıl etkili bir biçimde ilgileneceğiz ve başarılı bir kriz çözüm mekanizması geliştireceğiz" tümcesi ve sorusu üzerinde odaklanıyor. Burada yapılan temel eleştiri, yeni muhafazakârların savaş sonrası dönem ve Irak'ın yeniden yapılanmasıyla ilgili ciddi bir hazırlığının olmadığı ve üstelik böyle bir durumda bile tek taraflı olarak davranılarak Saddam sonrası Irak'ı ciddi bir siyasal karmaşayla yüzyüze bıraktıkları eleştirisidir. Bu bağlamda, demokratlar, BM öncülüğünde bir çokuluslu yapının Irak'ı yeniden yapılaması gerektiğini, Amerika-Avrupa ilişkilerinin düzeltilmesini ve ABD hegemonyasının güvenlik ekseninde olsa bile çok taraflılık ilkesiyle dünya üzerinde pekiştirilmesini savunmaktadırlar.

Son yıllara girildiğinde ise Türk-Amerikan İlişkileri PKK ve Kuzey Irak çerçevesinde şekillenmiştir. Bugünlerde ise artan PKK terörü karşısında Türkiye’nin sınır ötesi operasyon yapması ve bunun kamuoyu yansımaları ABD’yi rahatsız etmektedir. Türkiye kendi iç dinamikleri çerçevesinde artan PKK olayları karşısında çözümün Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyaretine bağlanması, Türkiye’nin AKP hükümeti tarafından iyi yönetilmediğini göstermektedir.

Türk-Amerikan ilişkileri Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu ekseninde “stratejik ortaklık” tan daha çok krizlerin yaşandığı bir diyaloga dönüşmüştür. Bu noktaya gelinmesinin sebebi iki ülkenin de kendi içinde yaşadığı dinamikler ve sahip oldukları siyasal partilerdir. Türkiye çok boyutlu dış politika ekseninde Amerika ile ilişkilerinde daha yapısalcı daha gerçekçi ve daha diplomatik dengeler kurması gerekmektedir.

Yeni dönede olası bir demokrat parti iktidarı sonrası Türkiye ile ilişkiler, farklı boyutlar kazanacaktır. ABD’nin Demokrat adayı Barack Obama’nın iş siyasette göstereceği tutum aslında ABD’nin dış politikasına yön veren çizgileri de oluşturacaktır. Obama ile radikal dönüşümler, cumhuriyetçilerin sıkça dile getirdiği İran’a saldırı planı olası Obama başkanlığında gerçekleşmeyip, İran’a zeytin dalı uzatılabilir. Filistin sorunun da tarihsel süreç içerisinde yaşanan sorunlara rağmen Filistin’in devlet olarak tanınması Obama döneminde olasıdır. ABD’nin Obama döneminde Irak konusunda pasif davranarak, bölgenin parçalara ayrılması gerçekleşebilir. Vietnam Savaşı’nda dönemin ABD başkanı Nixon’ın yaptığı gibi Irak savaşı da Iraklaştırılabilir.

Obama seçim kampanyası boyunca “dost olmayan rejimleri” kastederek John F. Kennedy’nin “hiçbir zaman korkudan müzakere etmemeliyiz; fakat müzakere etmekten de korkmamalıyız” lafına sürekli vurgu yapıp, gerektiği taktirde İran veya Hamas gibi Bush yönetimince tabu sayılan devlet veya partilerle de görüşmeye açık olabileceği sinyalini vermiştir. Bu yaklaşım ABD dış politikasında Cumhuriyetçi dış politikadan sonra büyük bir dönüşümü de göstermektedir. Türkiye’nin bu anlamda dikkat etmesi gereken husus, Ortadoğu bölgesinde pasif dış politika görünümünden sıyrılıp aktif bir dış politika sergilemesi gerektiğidir. Bush döneminde Müslüman demokrat ülke olarak lanse edilip destek gören Türkiye, bu dönemde stratejik bir üs olarak bulunmaktaydı. Türkiye’nin AB ile müzakerelerinde bile ABD tetikleyici unsur olmuştur.

Son kırk yılda sadece iki Demokrat Partili başkan ile münasebeti olmuş olan Türk politikacıları, dünyadaki yeni açılımları da yakın takibe almak için bir “uluslararası iletişim merkezi” kurarak içeride ve dışarıda yetişmiş insanları harekete geçirmelidir. Türkiye, ABD’nin bölgedeki politikalarında geçmiş dönemlerden ders alarak aktif bir rol üstlenmeli, ikili görüşmelerde katkıda bulunmalı ve bölgede sadece stratejik üs olarak görünme politikasından vazgeçip, daha aktif bir dış politika sergilemelidir. Olası Obama döneminde de Türkiye-ABD ilişkilerinin, Türkiye’nin politikalarıyla hızlı bir gelişim göstereceği de beklenmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1543
Kayıt tarihi
: 22.07.08
 
 

Uluslararası İlişkiler Mezunuyum. Yüksek Lisans çalışmaları yapmaktayım. Uluslararası İlişkilerde ak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster