Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '18

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
747
 

ABD Savaşmadan Savaş Kazanmak İstiyor

ABD Savaşmadan Savaş Kazanmak İstiyor
 

BU DALGA GELİR ÇEÇER LAKİN OLAN ABD'NE OLUR.


ABD GELİŞİ NEREDEN BELLİYDİ.

Ekim 1992 Ege denizinde NATO Kararlılık-92 Tatbikatı esnasında ABD’ne ait olan bir savaş gemisi tarafından Muavenet gemimiz torpido atılarak vuruldu. ABD’nin bu günlere işaret eden ilk ciddi işaret fişeği NATO tatbikatındaki bu olaydır. Esası ise NATO (ABD) Türkiye’yi kabulünden bu yana her zaman iç işlerine karışmış ve her zaman manipüle etmiş, darbeler düzenlemiştir. Türkiye’yi SSCB’ye karşı bir cephe olarak değerlendirmiş ve olabilecek herhangi bir kutuplar arası sıcak savaşta Türkiye’yi, balkanları, Türki Cumhuriyetleri, Ortadoğu’yu ve Afrika’yı savaş olanı olarak kabul etmiş. Buna göre de safları dizayn etmiştir. Hiçbir batının doğuya demokrasi getirmek, refaha kavuşturmak ve bu devletleri koruyup kollamak gibi bir niyeti olmamıştır. Aksine güvenlik şemsiyesi altına almak bahanesiyle kendilerine güçlü bir koçbaşı oluşturma amacı gütmüşlerdir.

4 Temmuz 2003 tarihinde, Türk Özel Kuvvetleri’nin Süleymaniye’deki karargahı, müttefik ABD askerlerince basılarak Türk askerlerinin kafalarına çuval geçirildi. Esasında Türk Özel Kuvvet birimine yapılan bu operasyon O dönemde ABD’nin müttefiklik rolü sorgulanmaya başlamıştı. Gören gözler geleceği simüle edebiliyordu. Bilinen gerçek ABD tarafından adım adım uygulamaya konuldu.

2016 yılında, Roma’da düzenlenen NATO Savunma Koleji'nde Ortadoğu‘yu masaya yatırarak bölgedeki olaylar ve projeksiyonlar hakkında bir toplantı yayılmıştı. Son gelişmeler konusunda NATO üyesi askerlere bir brifing veriliyordu. Bu brifingi veren ABD’li Albay bir sunumunda Türkiye’nin doğusunu bölen bir haritayı ekrana getirdi. Bu esnada toplantıya iştirak etmekte olan Türk askeri heyeti haritaya sözlü olarak itirazda bulundu. İtirazları dikkati nazara alınmayınca Türk heyetindeki subaylarımız aralarında en kıdemsiz rütbeli olan Yüzbaşıyı cereyan eden olayları heyet adına not alması için toplantı salonunda görevlendirerek salonu terk ettiler. Bu olayda tıpkı diğer olaylar gibi TSK içerisinde gündem oluşturmuştur. Aynı şekilde Türkiye gündemini de etkilemiştir.

Bu gelişmeler Türkiye ile ABD arasında bir krize sebep teşkil etmiş olmasına rağmen ABD aynı haritayı defalarca kullanma cesaretinde bulunmuştur. Hatta bu harita basına sızdırılarak alenen dünyaya servis edilesi sağlanmıştır. Görünen oydu ki; müttefikimiz açık açık bize karşı bir plan içerisindeydi.

Gemimiz batırılmış, askerimizin başına çuval geçirmiş, NATO toplantılarında Türkiye bölünmüş olarak gösterilmiştir. Onlarca yıl hava savunma sistemi talebimize olumlu bir cevap verilmeyerek, Türkiye’nin hava savunmasını ortadan kaldırılmak istenmiştir. Öylede olmuştur. Eskiyen ve miadı biten sistemler, Türkiye’nin hava savunması yapmasına imkan tanıyacak bir potansiyel ve durumda değildi. Elimizdeki güncel olmayan sistemlerin menzilleri yeni nesil füze, roket ve savaş uçaklarının etkili menzillerine ve irtifalarına sirayet edememekteydi.

Türk Hava sahasının savunulması savaş uçakları tarafından icra edilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu durum gereği hava sahası savaş uçaklarınca savunulmasının lüzumu doğmuştur. Türkiye’nin hava sahası bu zaruri yete kadar indirgenmiştir.

Bir hava sahası yüksek oranla savaş uçaklarını görevlendirerek icra edilemez. Bu durum hem mali açıdan hem de etkinlik açısından uygun değildir. Bir hava sahası asli olarak hava savunma sistemleri tarafından korunup kollanması gereklidir.  İşte ABD Türkiye’nin hava savunmasını yıllara sair bir şekilde eriterek bitirmiştir.  Böylece Türkiye dış tehditlere ve müdahalelere açık bir ülke haline getirilmiştir.

Deniz Kuvvetlerindeki gelişmeler ABD’ni rahatsız edecek boyutlara erişince, ABD’nin müdahaleleri gecikmeden gelmiştir. Bölgesini kontrolü altında tutabilecek bir deniz gücü sadece bölgenin değil ABD’nin de sorunuydu.

Bu ve bunun gibi irili ufaklı uygulamalarla Türkiye zamanı geldiğinde diz çöktürülerek kayıtsız ve şartsız ABD menfaatine ele geçirilerek kullanılmak istenmiştir.

Son hamle yıllardır planlanan ve programlanan  FETÖ’yü kullanmaya gelmişti lakin FETÖ bu işi eline gözüne bulaştırarak kırk yıldır ince ince işlenen projeyi berbat etmişti. Devlet ve millet el ele bir gecede kırk yıllık planı kaldırıp yere çalmıştır. 

Askerler Bu Tufanı İlk Gören Kesimdi.

Konuyla ilgili 2000’li yıllarda televizyonlara çıkan emekli generaller sanki gelen tufana karşı bir önlem almak ister gibi görüşlerini beyan ediyorlardı. Dünya’nın nereye evirildiğini ve bizim ne şekil bir açılıma ihtiyacımız olduğunu bıkmadan anlatıyorlardı. Türkiye’nin sadece batıya değil Doğu’ya da bakması gerekliliği anlatılmaktaydılar. Bana sorulursa bu sıklıkta verilen bilgilendirme ve bilinçlendirme programları üst bir kurum veya kurumların onayı olmadan verilemezdi. Bir gereklilik üzerine doğru bir algı oluşturma ve değişen dünya konjonktürü halka izah etmek gerekiyordu. Gelen değişim dalgasında sağlam bir duruş göstermek için halkın bir bütünlük içerisinde olması arzulanıyordu. Muvazzaf bir grup General Eşref BİTLİS’in önderliğinde terör sorununu bitirmek ve yeni konektöre kuvvetli bir yapıyla girmek adına gece gündüz mücadele veriyordu.

Eşref BİTLİS komutanımız ’da bu günlere hazırlık yapıyordu. Türkiye’nin bölünme tehlikesinin bertaraf edilmesi ve üstüne üstlük terörün sonlandırılması ve bir bütünlük sağlanması adına büyük riskler alınıyordu. Mesai merhumunu dikkate almadan gerekli zamanda gerekli yerde görevlerini icra ediyorlar ve bunu gönüllü olarak yapıyorlardı. Canları dahil olmak üzere bütün riskleri üstleniyorlardı. Bu çalışmalarından birinde Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'i taşıyan uçak 1993 yılında kalkıştan birkaç dakika sonra düştü. Eşref BİTLİS ve uçaktaki mürettebatla uçağın düştüğü yerde bulunan PTT binasındaki görevli çalışan şehit oldu.

Asker yeni Dünya’nın bize getirdiği fırsatları ve riskleri görüyor ve herkesten önce hazırlıklarını yapmaya gayret ediyordu. Büyük bir eksikliğin giderilmesi gerekliydi. Bu eksiklik emekli personel tarafından giderilmek isteniyordu. Bu günleri görenler ileride gerekli olacak toplumun birlik ve bütünlüğünü sağlayacak olan algının oluşturulmasına çalışılıyordu. Bu tür programlarla doğumu yakın olan yeni yüzyılın yenilikleri getirileri ve götürüleri anlatılmaya çalışılıyordu.

 Bizim yerimizde duramayacağımız, yerinde durmanın yerinde saymak bile olmadığını anlatmalıydık. Eskiden bir rüzgar esti mi, bu rüzgarın geçmesi için tedbir alarak hareketsiz kalmak işe yarıyordu. Bu şekilde kendimizi koruyabiliyorduk. Lakin bu gelen bir dalga değil bir tufandı. Yerinde durmanın gelişenler ve genleşenler ile kıyaslandığında geriye gitmek olduğunu anlatmak gerekiyordu. Yerimizde durmamalı yeni konumlar almalıydık. Batıdan Doğu’ya doğru akan bir sermaye, sanayi, teknoloji ve bilgi akışı vardı. Bunların akış hızı gün geçtikçe artıyordu. ABD’nin başını çektiği küreselleşme, kendisinin başını ağrıtmaya başlamıştı. Sermayeyi ve sanayiyi ABD’ne geri kazandırmak için fiilen ve ekonomik olarak savaşması gerekiyordu. Kazanımlarını geri almak için mücadele vermek zorundaydı. ABD, Küreselleşmenin yerine BOP ’projesini yürürlüğe koymuştur. BOP projesi başarılı olmazsa ABD etki alanını Çine bırakılarak her şeyiyle ana yurduna çekilmek zorunda kalacaktır. ABD dağılma riskini yaşar. Bu projenin özü de; böl, parçala, yönet ve doğal kaynaklarını ele geçir olarak özetletilebilir. BOP,  Bahsettiğimiz konuların zamanında tedbir alınması, stratejiler oluşturulması ve Türk milletinin bilinçlendirilmesi için emekli personelce verilmeye çalışıldığı kanaatindeyim.  Bu benim düşüncemdir. Bu böyle olmamış olsa da emekli askeri personel TSK’nin gördüğü tufanı, üzerlerine bir sorumluluk alarak toplumu bilinçlendirmeye ve bütünleştirmeye çalışmışlardır. Her ne şekilde olduysa, doğru olanı yapmışlardır.

O tarihlerde en büyük tedbiri yine asker almış, Trakya’daki zıhlı birliklerini doğuya kaydırmıştır. Bu güç kaydırma hareketi yenidünya düzenine karşı TSK’nın ilk hamlesidir. Deniz Kuvvetleri bir modernizasyon ve personel dönüşümüne girmiş, bu projeden ’de başarıyla çıkmıştır. Hava Kuvvetlerimiz de sıklet noktasını güneydoğuya kaydırmıştır.

Alenen bir tehdit altındayız.

İşte bu günlere böyle geldik. Herkes yazdı çizdi, söyledi bizde söylemesek olmaz. Rahip bu işin sadece mazeretidir. ABD’leri esasında uzun zaman önce bu planı yaptı. Ortadoğu’ya payanda olan Türkiye ortadan kaldırılacak. Ortadoğu dizayn edilene kadar Türk askeri bölgede kullanılacak ve sonrasında Türkler eski coğrafyasına sürülerek tarihten silinecek. Bizim için yapılan plan budur. Yoksa bir gün bu Türkler tekrar ayağa kalkar ve bizi siler süpürür. Bunlar doğru tespitler. Ama bizim hakkımızda olup bitecekleri biz bizden olmayanlardan öğreniyoruz. Adamlar bizi bizden daha iyi tanıyorlar. Araştırıyorlar takip ediyorlar, inceliyorlar.

Rahip bahane amaçlarından vazgeçmiş değiller. Başaramadıkları ilhak hareketini algı ve finans operasyonlarıyla yapıyorlar ve bu konuda ısrarcı bir duruş sergiliyorlar. Sürekli denemekten usanmıyorlar hatta bence hiç geri çekilmiyorlar. Operasyonel yoğunluğu düşürseler de bırakıp gitmiyorlar. Gidemezler, giderlerse bir daha tekrar gelmemek üzere giderler. Benim projeksiyonumda hiç tahmin bile edilmedik şekilde çökecekler ardından bölünecekler. ABD diye bir oluşum ortada kalmayacak

Bölgede olmazlarsa hayatta olamazlar. Bastırıyorlar ama akıllarına bildikleri yöntemin haricinde başkaca bir şey getirmiyor. Buda onların bir panik haliyle, bir sıkışmışlık halile hareket ettiklerini gösterir. Kırık dökük taraflarını gizlemeye çalışıyorlar. Yaralarını saklıyorlar ki, gelip te oraya dokunmasınlar. Gelecekler ve ABD’nin dokunulmadık yerini bırakmayacaklar. Olmadığını görüyorlar ama zorlamaktan da vazgeçmiyorlar. Başka bir strateji ve taktikte uygulamayı denemiyorlar, akıllarına bile gelmiyor. Bildikleri usulün ötesinde bir arayışları da yok. Bu da onların kör tarafı olsa gerek. Türkiye de herkesin gördüğünü, ABD’de kimse göremiyor. Bu tarz saldırılar bizim tarafımızdan etkisiz kılınıyor. Üstüne üstlük hamleler yaparken açıklarınız ve yaralarınız da tespit ediliyor.

Ne oldu dolar? Altı liranın altına geldi. Bu sefer ABD borsaları kendi hamlelerinden kendi zarar görür hale geldi. Küresel oyuncular etkilendi ve ABD’ne Türkiye hakkında uyarılarda bulunmaya baladılar. Şimdi geri çark etmenin planları yapılıyor. Bizi yıkıp geçmek ve kullanışlı hale getirmek konusunda azimli ve kararlılar. Yaklaşımları öteden beri çok yanlıştı. Roma ordusu gibi hareket ediyorlar. Dünya’yı zapt edebilmek için ceberut bir sistemle gelip, aynı sistemle ilerlemeye çalışıyorlar. Bunu, iki yüz sene yaptınız ama artık dünya başka bir dünya. Kimse artık despot yönetimlerin altında ezilmek ve sömürülmek istemiyor.

İnsanlar demokrasiyi ve refahı yaşamak istiyor. İnsanlar altından doğal kaynakları çekerek sömürülmelerine razı gelmiyor. Kendi kaynaklarıyla batı zevki sefa içerisinde yüzerken kendilerinin sefalet içerisinde yaşamasını istemiyor. Batı halen bu insanlara şiddeti züllümü, sömürüyü layık görüyor. Aşağılayarak baktığı bu insanları vuruyor, yaşam alanlarını tahrip ediyor, tecavüz ediyor ve öldürüyor. ABD ve yandaşları güç aldıkları bölgelere bu tarzlarıyla geliyorlar. İnsanların gözlerine parmak sokarak, tecavüz ederek amaçlarına ulaşmayı ilke haline getirmişler ve bu üslubu değiştirmeyi aklılarının ucundan bile geçirmiyorlar. Ama sıkışınca Türklerden Ay yıldızlı peyçleri alıp kollarına takarak bu memleketlerde rahat rahat gezebiliyorlar. Batı doğunun mahallelerinde artık rahat rahat gezemiyor.

Savaşta bir ilke vardır. İç cephe çökertilmedikçe veya kendi yanlarına samimi rızalarıyla çekilmedikçe o ülke alımmış sayılamaz. İstediğiniz kadar sokaklarına asker yığın, bu sizi başarılı kılmaz. Orası zapt edilmiştir ama alınamamıştır. Türklükte ’de bir ilke vardır. Gerekirse ölünür ama bir avuç dahi olsa vatan toprağı düşmana verilmez. Vatan bir Türk’ün eliyle asla düşmana teslim edilmez. Son Türk kalana kadar mücadele sürer. Bu da demek oluyor ki biz ölsek te buradayız.

Trump, Neyi Neden Yapıyor?

Trunp’a ekranlarda bir bakın ne göreceksiniz. Ben elleri kolları bağlanmış ağzı açılmış birini görüyorum. Kim ne derse onu söylüyor. Kim ne derse onu yapıyor. Bir o duvara bir bu duvara vuruyor. Sersemlemiş ve kontrolünü de kaybetmiş bir hali var. Bitmiş tükenmiş. Trump, tam arayıp ta bulamadıkları bir figür bir piyon. Kendi politik hedeflerini uygulama kabiliyetinden son derece uzak olan başkan Trump Siyonist evangelislerin güdümü altındadır. Hali hazırda bu ortam arzu edildiği için Trump başkan olarak getirilmişte olabilir. ABD dünya ile uğraşacağına, evinin içini biran önce düzenlerse çok iyi olacaktır. ABD, başına bela olan bu evangelisleri biran önce temizlerse kendi selametleri açısından çok uygun olur. Bu da onların bir savaşıdır. Evangalistler tıpkı FETÖ ile Türkiye’de sinsi bir şekilde yayıldığı gibi ABD içerisinde de yayılmıştır. ABD’yi birden fazla güç yönetmeye çakışmaktadır. ABD ne zaman uyanıp bu mücadeleyi verecekler bilinmez. Bana sorarsanız ABD bu istiladan kenesini kurtaramayacaktır. ABD bunlardan kurtulmadıkça başı dertten kurtulmayacaktır.  Bu stratejik ve taktik art niyetle içlerindeki yapı gerçek düşmanı ortaya çıkarıp atamayacaktır. Belki de ABD’yi içeride besledikleri FETÖ ile vuracaklar. Evangelist akıl ABD’yi dünyaya karşı bir koçbaşı gibi kullanmaktadır. Trup bir tür ulağa dönüştürülmüştür. Trump kendisine nüfuz eden bu örgütün sözcüsü rolündedir. Trump bu şeytani akıl için biçilmiş bir kaftandır.

Trump üzerinde etkili olanlar Türkiye’yi Ne Kadar Biliyor.

Bizim hakkımızda çok şey biliyorlar. Ülkenin her yerindeler. Ama buna rağmen Türklerin bir sürpriz sol kroşesi vardır. Bunu da bilirler. Türkiye sürpriz bir ülkedir. Nereden, ne şekilde ve nasıl geleceğinin kestirilmesi zor bir devlettir. Türkiye ne yapacağının kestirilmesi çok güç bir yapıdır. Kendine özgü bir harekat üslubu vardır. İşte yakın zamandaki Suriye örnekleri her operasyonda ha şimdi batağa saplanacaklar ha şimdi saplanacaklar derken Türkiye 15 Temmuzdan çıkmış ve yarı gücüyle giriştiği her operasyondan alnının aklıyla çıkmayı zorlanmadan başarmıştır. Türkiye böyle bir devlettir. Türk ordusu dünyanın en iyi ordusudur. Türk doğuştan askerdir. Dünya üzerinde bu yapıya sahip başkaca da bir millet yoktur. Bir grup Türk bir saraya saldırarak o ülkeyi ele geçirmeyi kafasına koyabilmiştir. Türkiye, ABD gibi iki yüzyıllık derleme bir devlet ve toplama bir millet değildir.

Yeni ve Siyonistler tarafından kurulmuş olan ABD bu şeytani aklın güdümünden çıkamaz. Türkiye ise binlerce yıllık bir gelenek ve göreneğe sahip bir ülke olarak hareket eder. Türkiye’nin dünya üzerinde bir saygınlığı ve itibarı vardır. Türkiye’nin gücü bunların anlamayacağı ve algılamayacağı boyutlardadır. Bu derin genetik hafızayla sabretmesini de bilir, bürokrasiyi de iyi bilir ve gerektiğinde aranana dersini vermesini de bilir. Şartlar uygun olmadığı zamanda o günün gelmesini beklemesini de bilir. Bize saldıran cani ve haydut oluşumlara Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni asla teslim edecek bir gene ve de karaktere sahip değiliz, asla da olmadık. Bundan sonrada beklemeyin.

ABD dinlenip dinlenip Türkiye’ye saldırıyor. Bunu yapmaya mecbur kalıyor, mecbur bırakılıyorlar. Eğer ABD Ortadoğu’da olmazsa, şimdilerde tokatladığı devletlerin seviyesine bir anda iner ve bir daha kendisini bu seviyede göremez. ABD’nin hakimiyetine ve gücüne tapanlar o zaman bu dağın nasıl hızı bir şekilde eridiğini sağ olurlarsa kendi gözleriyle görecek ve tanıklı yapacaklar. Karşımızda dağılmamak için Türkiye’ye muhtaç olan bir süper güç var. Lakin eski yapısı gereği tavır, tutum, davranış ve söylevlerini kullanarak Türkiye’yi kendisinden uzaklaştırıyor. Yeni bir dünya kurulurken uyum sağlayamıyor ve hantallaşıyor. Acaba bunu göremiyor mu?  Böyle bir devletin bunu görememesi mümkün değildir. Öyleyse neden saldırgan bir şekilde yaklaşıyor? ABD, Türkiye’ye muhtaç olduğunu ve Türkiye olmadan bölgede olamayacağını, bölgede olmazsa da var olamayacağını bizden daha iyi biliyor.

ABD, Türkiye’yi zorluyor, pastadan ne kadar az pay verirse onun için o kadar iyi olduğunu düşünerek saldırıyor. Bu pasta en az bir yüzyılın belki de üç yüzyılın pastasıdır. Ne kadar pastadan pay koparabilirse ABD o kadar kardadır. Pastadan alacağı payı maksimize edebilmek için diğer müttefikleri olan batılı devletleri bile iteleyip ötelemekten geri durmuyor. ABD, Türkiye’nin bileğini bükemezse bir daha hiç bükemez. Bu yaklaşım onların açısından doğru bir yaklaşım olabilir. Erime emareleri gösteren ABD, hayata tutunmaya ve eski güç ve itibarına tekrar erişmeye çalışıyor ama patinaj yapıyor. Her tarafa fütursuzca saldırarak kazanabileceğini düşünüyor. Başarı yoksa yaşama şansıda yok. Başarılı olamayan bir ABD’ni kim ne yapsın. ABD, Siyonist evangelistlerin çok mu umurunda? Bugün ABD yarın Siyonistlerin işini görmeye elverişli başka bir uşak devlet. O da bulunmazsa bir tane daha kurarlar. Bu ve sair sebeplerle ABD rüştünü ispat etme sınavından geçmektedir. Ya süper güç olarak devam edecek ya da bir alt lige düşerek o çektirdiği ülkelerin kaderini yaşayacak.

Tüm dünyayı ele geçirme planı olan şeytani akıl dünya üzerinde devşirme ajan ve etki elemanları ile birlikte büyük resmi tamamlanmaya çalışılmaktadırlar. İmkan bulurlarsa Türkleri de tarihten silerek Siyonist emellerinin önünde bir engel bırakmak istemeyeceklerdir. Çünkü Siyonistlerin önündeki en büyük belki de tek engel dün olduğu gibi bugünde Türklerdir. Hakkı ve dünya mirasını taşıyan Türkiye ortadan kaldırılmalı veya kendilerine hizmet eden bir hale dönüştürülerek dünya üzerindeki etkisi silinmelidir. Bu son şık bir hayli hayali gözükse de onlar Türkiye’yi gözlerine kestirmişler lakin bunların hepsi nafile birer çabadan öteye gidemeyecek hamlelerdir.

ABD’nin Atakları

Trump’ görüntüde rahip gerçekte çok tehlikeli bir ajan olan Brunson’u Türkiyeden alenen istemesi yüzsüzce bir davranıştır. Üzerine müeyyideler uygulayacağız denmesi ise gerçek niyetin savaşı başlatmaya yönelik bir bahane olduğunun kanıtıdır. Bu bana Aşil’in de iştirak ettiği Truva savaşının mazeretini hatırlattı. Lakin amaç papaz değil de Türkiye’yi dövmekse, biz bu oyunu gördük ve tanımladık. Bu KONUDAN ABD’nin beklentilerini karşılayacak bir . bir netice çıkmaz. Hatta uzun vadede bu oyundan ABD daha zararlı çıkar. Birazdaha dibe çökecek olan itibarı en fazla kaybı olacaktır. Türkiye, bu oyunu da atlatacak ve hanesine yıldızlı bröve daha takılacak. Fazla değil ABD’nin karnında zorla taşıdığı safraların kısa vade içerisinde nasıl ortaya saçılacağını sağ olanlarımız görecektir.

Sparta Kralı Menelaos’un eşi olan Helen bir gece Truva prensi Paris ile birlikte Truva’ya kaçar.  Sparta Krelı eşini ister (içinden de vermemeleri için dua eder) taleplerine olumsuz cevap veren Truvalılar büyük bir riski üzerlerine alırlar. Bunu fırsat bilen Sparta’lı lar tarafından saldırıya uğrarlar. Truvalıları savaşta Zeus’un oğlu Aşil’in de bu savaşta çarpışmasına rağmen Sparta Truva’yı ele geçiremez. Bunun üzerine Spartalılar zekice bir hile tezgahlarlalar. Ahşaplarla at şekli verdikleri bir hediyeyi Truvalıları yenilgiyi kabul ettiklerine ikna ederek kalenin içerisine sokmayı başarırlar. Hikayeyi herkes bildiği için daha fazla uzatmayayım. Bizim bu güncel durumumuzda bana tarihteki bu olayı anımsatıyor. ABD, müttefikine utanmadan Brunson üzerinden saldırıyor, bu saldırının ele başı olan Gülen denilen papazı vermeyen ABD, Buronson isimli papazı isterken yüzü bile kızarmıyor. Bir kiliseye iki başpapaz fazla gelmez mi? Bu Amerikanın neresi devlet. Siyonistlerin Avrupa’dan topladıkları haydutlarla kurduğu bir yapının ne olduğunu ve neler yaptığını gözümüzle görüyoruz. Bu malum yapıya bir devlet denile bilinir mi? Kuralı yok, kanunu yok, aklı yok (şeytani aklını saymazsak), vicdanı yok ve insanlığa, medeniyete saygısı yok. Bunlar kendilerinden başka bir güç ve oluşum tanımaz yok edicilerdir. Haydutların oluşturduğu devletten ne beklene bilinir? Kime ne yararı olur. Kimin ne beklediğini bilemem ama beklentinin gerçek neticesini şimdi görüyoruz. İnsanın sıkıştığı zaman belli olduğu gibi devletlerde sıkışınca belli oluyormuş? Bu batılılar sıkışınca ne kanun ne de medeniyet dinlemeden vurup, yıkıp yakmaya başladılar.

Bu işler devletlerarası diplomatlarla yürütülürdü ama amaç bağcıyı dövmek olunca, Helen’de bahanesi oluyor. Papa’da Helen gibi amaca ulaşılmak için kullanılan bir malzeme haline geliyor. Türkiye papazımızı vermesin bizde bahaneyle istediğimizi alalım aklıyla Truva savaş taktiği uyguluyorlar. İçerden ve dışardan sistemlere soktukları ajan ve hain oğlanlarıyla bizi yıkmayı hayal ediyorlar. Bu topraklar Truva gibi ne oyunlar gördüler. Burası sizin bildiğiniz Truva ama artık sahipleri Türklerdir. Çanakkale’de buranın yeni adıdır, namı da Çanakkale Geçilmezdir. Belki de bizim bunu bildikleri ve yakacakları sermayenin bedeli ve alacakları sonucu bildikleri için o büyük gücü ile Türkiye’ye askerleri ile gelerek saldırmakta tedirginler. Bunun yerine sür doları çek doları oyununu ile bizi yıkabileceklerine inanmaktadırlar. Bizde bir oyun vardır, adına lastik deriz. Adamı germeye başlarsın. Gerersin gerersin ta ki, patlamasına ramak kalana kadar lastiği uzatırsın. Karşıdaki patlama noktasına yaklaştı mı lastiği salıverirsin. Böyle lastikle onaya oynaya hasmını oyundan düşürene ve istediğini elde edene kadar sürdürürsün. Bu arada sende kahkahalar atarak sinirleri iyice yıpratır ve karşı tarafın pes etmesini sağlarsın. Pek bir şey vermeden bir lastik oda hayali bir malzeme maliyetine amacına ulaşırsın. O hesap ki; ABD’leri maliyeti yüksek bir savaşın kendisinde zara etmemek için finans lastiği ile geliyor. Daha da gelebilir. Batılı adamların, dini imanı para. Para gidecek diye finansı silah haline getiriyorlar. Bu konuda Avrupa’dan daha iyiyiz. Bunlarla mücadele etmenin tek çaresi karşı atak yaparak lastiği gördüğünüzü ve bir uçununda kendi elinizde olduğunu onlara hissettirmemizdir. Bunu son zamanlarda daha iyi anlıyoruz. Bunlar SSCB’yi de kendileri savaşmadan Afganistan’a bitirtmişlerdi. O zaman Rambo’nun Afkanistan’da ne işi olduğunu çözememiştik. Rambo meğer özel kuvvetleri ve ajanları temsil ediyormuş. Filim deyip eğlendik geçtik. Adamlar Sun –Tuzu’nun gerçek başarı dediği ilkeyi keşfetmişler. Kendi başarılarını bize kanıtlarken bunu film yapıp bize izleterek hem para kazanmışlar hem algı operasyonu yapmışlar. Bir taşla kaç kuş vurmuşlar. Tüm bu aklınıza ve süper güç olmanıza rağmen bize bunlar işlemez. Bizden Sun-Tuzu’nun dediği ve bizim şimdilerde anladığımız konu şudur,  savaşmadan savaş kazanmanın ne olduğunu anlayamadık.  Yine de kendi öz strateji ve taktiklerimizle, kendi başımıza yağan karı pekala eritebiliyoruz. Herhangi birine sorsaydınız bunun böyle olmayacağını, yıkamayacağınızı, diz çöktüremeyeceğinizi size anlatırdı.

Finansal Ataklar Yapmalıyız.

Türkiye kendine yönelik saldırıları savunmayla değil tıpkı TSK’nin sınırlarımız dışında saldırılar yaparak ülkeyi savunduğu gibi Ekonomik savaşlarda da Finans ve sanayi saldırarak kendini koruyabilir. Bu finansal ataklarımızda hali hazırda başlamıştır. Doğru bir yaklaşımdır. ABD’ni mutlak galip ve yıkılmaz, sarsılmaz bir güç olarak değerlendiren ve dile getirenlere duyurulur. ABD’nin finansal saldırıları kendini, Avrupa’yı ve küresel sistemi tehdit etmeye başlamıştır. Türkiye’nin dünün tersine bugün bu ataklara karşılık olarak saldırması oyunu bozmuştur.

Bu atakların bu derece cesaretle yapılabilme sebeplerinden biriside Türkiye’nin IMF’e olan borçlarını kapatması ve üstüne üstlük diğer ülkelere örnek teşkil etmesidir. İkincisi ise Türkiye, bu finans saldırılarını önceden görerek başkanlık sistemine erken geçmiş olmasıdır. Eğer biz şuan parlamenter sistemde olsaydık içten ve dıştan zorlamalarla patinaj yapıyorduk.

Türkiye ekonomisi ve finansı bu mücadeleden çıkabilecek derinliktedir. Bu kur seviyeleri birkaç hafta sonra eski seviyesine gelecektir. Türkiye bu mücadeleyi kazanacaktır. Gerçek konjonktür’ün kendisi kurun yükselmesini durduracak ve düşmesini zorlayacaktır. Oyunu Türkiye kazanacak ve bir nişan daha manevi üniformasına ekleyecektir. Bir taraftan terör ve Suriye ile mücadele ederken diğer taraftan finansal saldırılara ataklar yapabiliyoruz. Başarılı sonuçlarda alıyoruz. Biz bu oyunu ABD’nin bile tahmin edemeyeceği bir şekilde oynuyoruz. Bireysel ve kurumsal her türlü emeği geçene mitte tarız.

Allah, Türkü korusun.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 818
Kayıt tarihi
: 29.06.08
 
 

1971 İzmir doğumluyum. Strateji, Taktik Felsefe, İşletme, Liderlik, Kalite Güvence Sistemleri, El..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster