Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '09

 
Kategori
Efsaneler
Okunma Sayısı
255
 

Abdal Efrasiyalb

2001 yılında tek bir baskısı olan ve bir şakirdi tarafından yayımlanan ’Kutuplar Meclisi’ adlı eserde yazıldığına göre Abdal Efrasiyalb, 1996 da Balıkesir’in Altınoluk beldesine gelmiş, asıl ismi Celâl olan kalenderi dervişlerindendir.

Eserin giriş bölümünde Efrasiyalb’ın erenler silsilesi içindeki yerinden, her iki cihana hükmettiği ve eşyaya tasarrufu olduğu mevzusunda vahdet-i vücud felsefesine dayalı bir anlatım bulunmaktadır. Çevresindeki halkın rivayet ettiğine göre kıyafeti sürekli harab bir vaziyette ve herhangi bir sabit mekanı yoktur. Kah dağda, kah külhânda, kah viranelerde görülür fakat kimse onun gerçek halinden haberdar değildir. Yine başka bir rivayette, İstanbul’da harabat haldeki tekke benzeri bir mekanda sevdiği dostlarıyla sohbetteyken, o ilçenin meraklı kaymakamı çevredeki şikayetler üzerine teftiş yapmak maksadıyla garip bir kıyafetle kapıyı çalar ve aç olduğunu, Allah rızası için bir parça ekmek verip veremeyeceklerini söyler. İçeri alınır. Fakat yemek yerlerken Efrasiyalb, daha önce hiç görmediği bu kişinin maksadını anlar ve eline bir sopa alarak kaymakamın üzerine yürür, ”Çabuk söyle kaymakam olan sen misin yoksa ben miyim?” der. Kaymakam Efrasiyalb’a, ”Şah olan sensin, ben ise senin aciz oğlunum” der. Akabinde ise kendisinin en yakın dostu olur.

İlk zamanlarında toplumsal geçmişinden mutlak olarak kopup aşırı bir zühd hayatı yaşamaya ve yalnızca Tanrı’ya bağlanma düşüncesi ile inziva hayatına yönelmiş fakat daha sonraları İstanbul’da boğaza bakan bir tepede gezinirken, sürekli esrar çeken kalenderi meşrep Hasan Baba’yla tanışmasıyla inziva hayatını bırakıp düşüncesini farklı bir yönde devam ettirmiştir.

Şiirlerinden birinde: “Hasan Baba pirim oldu, Onun eteğini tuttum ben” diyerek Hasan Baba’nın dervişi olduğunu da bir şekilde beyan eder. Lakin esrar ve benzeri esritici madde kullanmasıyla beraber raks etmesi ve musikiye dalması, dindar çevrelerce eleştirilir; adının kötüye çıkmasına sebebiyet verir.

Kısa bir zaman sonra Orta Asya’nın şaman inançlarını kendi formülleriyle karıştırarak pek popülaritesi olmayan bir çizgi oluşturur. Zaman’ın Kutbu diye adlandırdığı şeyin/şahsiyetin bu dünyadaki ve göklerdeki şeyler ve hadiseler üzerinde mutlak bir hakimiyete sahip olduğuna inanmaya başlar. Yanında yetişen şakirtlerinin söylediklerine bakılırsa o, sürekli bir esrime; Tanrı ile daimi irtibat halindeydi. erçi düşüncesini yayma gibi bir probleminin olmadığı söylense de kendisini sevenler, ondan çokça faydalandığını her seferinde zikretmişlerdir. Şakirtleri nezdinde Abdal Efrasiyalb her zaman kainat üzerinde tasarruf sahibi bir önder konumunda olmuştur. Derken göksel makamların en yücesine erdiğini söyleyip uzunca bir süre ortadan kaybolur. İki sene kadar sonra Balıkesir’in Altınoluk beldesinde görülür. Ermişliğini ifşaat edercesine bir harika gerçekleştirir(Gökte çakan bir şimşeği 10-15 kişinin gözleri önünde eliyle yakalayarak kamçı gibi kullanır.). 1 sene kadar sonrasında İstanbul’da şakirtleri tarafından tekrar görülür fakat kısa bir süre sonra tekrar kaybolur. Halen nerede olduğu hakkında bir bilgimiz bulunmamaktadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 272
Kayıt tarihi
: 12.10.08
 
 

Zaman 22.07.1970 tarihlerini gösterirken, aslı Hayal olan bu dünyaya İstanbul'da teşrif ettim. Sibya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster