Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '08

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
2268
 

Abhazya ve Güney Osetya açmazı

Abhazya ve Güney Osetya açmazı
 

Hâlihazırda dünyanın içinde bulunduğu konjöktörde, Türkiye’nin ne AB, ne ABD ve ne de Rusya ile diğerlerini dışlayarak bir araya gelmesi hayrınadır. Çünkü Atatürk’ün çizdiği milli dış politikamızın istikameti bellidir, ”Yurtta Sulh Cihanda Sulh”. Gel gör ki, ABD ve AB ile Rusya’ya göre daha yakın bir dış siyaset yürütme görüntüsü Türkiye’ye karşı Rusya’nın açıktan açığa olmasa da bir cephe almasına neden olacaktır.

ABD gemilerinin Montrö çerçevesinde (İlgili antlaşma gereğince boğazlarda savaş gemisi geçmesi Türkiye’nin iznine bağlıdır ve boğazlardan 15 bin tonun üzerinde ki savaş gemilerinin geçirilmemesi gerekir), boğazlardan geçip, Karadeniz’e açılmaları karşısında Rusya’nın olası bir olumsuz durumda “Türkiye sorumludur” demesi, ABD gemilerinin Karadeniz’de bulunuyor olmasından rahatsızlık duyduğunun ve Türkiye’yi diplomatik dille “olacaklardan sende sorumlusun” diye uyarıyor olmasının karşısında bağımsız bir dış politikanın Türkiye için ne derece hayati önem arz ettiği açıkça anlaşılmaktadır.

Olanlara bakıldığında, Türkiye’ye zarar verici biçimde seyreden Kafkasya (Abhazya ve Güney Osetya) olaylarının can sıkıcı boyutlarda dozunu daha da artırarak seyretmeye başladığını görmekteyiz. Gürcistan’da ABD destekli Turuncu-Gül devrimi ile iş başına getirilen ABD işbirlikçisi Mihail Saakaşvili, bir oldu bitti ile Güney Osetya’ya karşı operasyona girişti, ancak Rusya’nın karşı atağı ile üç gün içinde, girdiği topraklardan geri çekilmek zorunda kaldığı gibi, halkını da zor durumda bıraktı.

Gürcüler neye uğradığının daha ayırdına varmadan, devreye geçte olsa giren ABD ve AB Rusya’nın mevcut gücünü hesaba katmadan kendilerince politika üretmeye başladılar. Rusya, ABD ve AB’ye rağmen Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıdı.

Kafkaslar ve Karadeniz ısınadursun, Türkiye elinde bulundurduğu Montrö antlaşmasının ilerde ABD isteği doğrultusunda tekrardan düzenlenebileceğinin açmazını dış politika koridorlarında yaşamaya başladı.

Saakaşvili’nin ucuz kahramanlığının, ileriyi görmeden ve olabilecekleri düşünmeden yaptığı hamlenin satranç tahtasında şah mat ile son bulmasının yanı sıra, ABD Rusya yönetiminin kolay lokma olmadığını gördü. Sonuçta ise, Tek kutuplu dünya düzeninin hallaç pamuğu gibi bir hafta içinde yerle bir olmasını izliyor dünya kamuoyu.

Türkiye açısından meselenin asıl can damarını Rusya ile olan Mavi akım ve Balkanlar yolu ile gelen enerji koridoru oluşturmaktadır. Türkiye doğalgaz ihtiyacının yüzde 67’sini Rusya’dan aldığı için, Rusya’ya enerji açısından bağımlıdır.

Bir diğer doğalgaz aldığımız İran’ın durumu da açıktır.

Ayrıca bu çatışmada en büyük zararı, Bakû-Tiflis-Ceyhan enerji hattıyla da görmemiz olasıdır.

Türkiye-Rusya arasında var olan ticaret olasılıkla bu olay yüzünden durma noktasına gelecek ve belki de duracaktır. Bu durumda da zararı görecek olan Türk ekonomisi olacaktır.

Rus ve Amerikan emperyalizminin kıskacında yer alan Türkiye’nin bu olumsuz badireden çıkması için akılcı bir dış politika izlemesi gerekir. Bu ise iktidar partisinin dış politikada hata yapmamasına bağlıdır.

ABD ve Rusya’nın Kafkaslarda soğuk savaş yıllarını aratmayacak ölçekte, bölgeye egemen olma mücadelesi söz konusu. Her iki güç’te, petrol zengini bölgenin elinden kayıp gitmesini istememektedir. ABD güneyimizde bulunan Irak’ı işgal ederken bahanesi Saddam’ın elinde bulunduğunu iddia ettiği kimyasal silahlardı. Oysa sonradan anlaşıldı ki Saddam’ın Irak’ın da kimyasal silahlar yoktu. Ancak Irak’ta perde gerisinde adı işgale kadar anılmak dahi istenmeyen petrol vardı.

ABD Irak’ı kan gölüne ve çıkmaza sürükledi.2011 yılında Irak’tan çekileceğini beyan eden ABD Irak’ta çekildiğinde daha da karmaşık sorunlar ve belki de Irak’ın parçalanması gündeme gelecek.

Irak’ta oluşan kaos ortamı Türkiye’yi etkilemiştir.

Irak örneğinde olduğu gibi Kafkaslarda da yabana atılmayacak boyutta petrol ve doğalgaz yatakları vardır. Vee gelinen nokta da Kafkasya’da da kaos ortamına çanak tutulmuştur.

ABD’nin de Rusya’nın da bölgedeki çıkarları geniş Pazar ağını eline geçirmeye yöneliktir.

ABD bölgede Rusya bağlamında bir düşman yaratarak, var olan enerjiye, petrol bölgelerine, stratejik alanlara, gıda ürünlerine sahip olmak, daha da önemlisi bölge ve bölge ülkeleri üzerinde ki etkisini artırmaya çalışmaktadır.

Irak olayında zarar gören Türkiye, Güney Osetya ve Abhazya olayında da zarar görecektir.

Zararın ülkemize uğramaması için:

Sağlam ve ayakları yere basan bir dış politikanın ulusal çıkarlarımız doğrultusunda uygulanması gerekir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir grup alman savaş gemisi Goben ve Breslav İngiliz donanmasından kaçıp Marmara'ya sığınır İngilizler gemilerin kendilerine verilmesi gerektiğini söylerler. Ancak Osmanlı devleti gemileri satın aldığını açıklar gemilerin adı artık Yavuz ve Mıdıllı dir. Ancak bu ıkı gemi Karadeniz'e açılır ve Kırım kıyısındakı Rus mevzilerini bombalar ve Osmanlı devleti savaşın içinde kalır ve de savaştan en buyuk zararı da Osmanlı görür şu an da tarihin tekerrür edişini seyrediyoruz ama inşallah tekerrür etmez çünkü bu vatana bir ATATÜRK gelir mi BİLİNMEZ

salih saydam 
 31.08.2008 19:31
Cevap :
Değinidğiniz gibi I.Dünya savaşı'nda Osmanlı'nın basiretsizliği sonucu oluşan fiili durum savaşa girmemize neden olmuş,satın alındığı ilan edilsede mürettebatı değiştirilmeden aynen korunan her iki geminin Karadeniz'e çıkış amacı bellidir.Osmanlı'yı savaşa sokmak ve yeni cepheler açmak ve bu başarılmıştır maalesef.Bir oldubitti ile I.Dünya Savaşı'nın kaos ortamına sokulan Osmanlının verdiği onbinlerce kayıp vatan evladının acısı hala yüreklerimizdedir.Katkınız ve yorumunuz için teşekkür ediyorum.Sizinde yüreğinize sağlık.  01.09.2008 19:24
 

Montrö, bir fiil Mustafa Kemal'in elinden çıkmıştır. Uzun soluklu yaşayışını onun ileri görüşüne borçluyuz. Montrö nün delinmesi temel ilkelerin delinmesine benzer ve Türkiyenin başına geri dönülmesi ağır bedeller gerektiren işler açar. Türkiyeyi yöneten şahısların bunu unutmayacaklarını umut ediyorum sadece. Yazınızın çok önemli bir yazı olduğunu görüyorum. Sevgi ve saygımla...

yeşilsoğan 
 30.08.2008 19:04
Cevap :
Lozan antlaşması ile Türkiye'nin egemenliği ve sınırları(hatay hariç) belirlenmiş,ancak boğazlar üzerinde tam bir egemenlik sağlanamamıştı.1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ise Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini sağlamıştır.Karadenizin bir barış denizi olması için bu sözleşmenin önemi çoktur.Katkı ve yorumunuz için teşekkür ederim.Yüreğinize sağlık.  01.09.2008 19:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 207
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 901
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster