Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
675
 

Abidik gubidik yok, ne mutlu Türk'üm diyene...

Abidik gubidik yok, ne mutlu Türk'üm diyene...
 

Meydanlar şehirlerin aynasıdır. Hangi şehre giderseniz meydanları dolduran insanlar size o şehir hakkında ipuçları verir. Ben bugün Çağlayan maydanı’na gidiyorum. Yüzbinlerce arkadaşımla buluşacağım. Afyon yolculuğum nedeni ile gidemediğim Tandoğan mitinginin acısını Çağlayan’da çıkarmalıyım.

Önce Taksim meydanındaki havayı koklamam gerekir diye düşünüyorum. Tepebaşı’nda arabayı parkedip, İstiklal Caddesi’ni boylu boyuna geçiyorum. Ay-yıldız bayağımız ve kırmız-beyaz giyimli onlarca insan caddede farkediliyor hemen. Çağlayan’daki "cumhuriyet rüzgarı" buradan hissediliyor.

Metro girişinde kırmızı-beyaz yoğunluğu daha da hissettiriyor kendini. İşlerim dolayısı ile biraz geç kaldığımdan çok şey kaçırmamak istiyorum. Aklımda "bindirilmiş kıtalar" sözü var, "acaba diyorum, bu insanları, kim nereye bindiriyor?" Zar zor kendime bir yer buluyorum, metro tıklım tıklım. Kulak veriyorum insanlara: "çok kalabalıkmış" diyor bir bayan yanındaki arkadaşına, "yaklaşamazsınız bile" diye uyarmış meydandaki arkadaşı. "Olsun gitmemiz, orada olmamız lazım" diyor. Katılıyorum O’na, orada olmamız lazım.

İki genç yaşlıca bir bayana "teyze, bayrakla nereye gidiyorsunuz?" diye soruyor. "Cumhuriyet’imize sahip çıkmaya" diyor teyze, sımsıkı tuttuğu bayrağa sarılarak. "Ya biz boşuna okuyoruz" diyor diğer arkadaşı biraz utangaç tavırla. Onlara da hak veriyorum, boşuna okumamak lazım.

Şişli durağında neredeyse bütün metro boşalıyor. Hafif bir ürperti sarıyor bedenimi, insanlar akın akın Çağlayan’a gidiyorlar. Saat 14.00 olmasına rağmen bir o kadar da geri dönen var. Saat 10.00 gibi hareketlenmeye başlayan meydanı ilk dolduranlar olduğunu anlıyoruz. Bir bayan "boşuna gitmeyin, hastanenin önüne bile varamazsınız" diyor. "Bir saat sonra sahnenin önündeyim" diyorum ama nasıl yapacağımı ben bile bilmiyorum. Başka bir abi "biz dönüyoruz, nöbet sizde" diyor. "Sizi saydılar mı?" diyorum. Gülerek devam ediyor.

Metro çıkışına doğru vücudumda ayağa kalkmadık tüy kalmıyor. Her yer bayraklı insan dolu, meydana doğru akıyorlar. Ah bindirilmiş kıtalar sizi.... E5 ‘e çıkan yol tek şerit meydana insan taşıyor. Saat 14.15 Hürriyet Mahallesi girişindeyim. 50 yaşlarında bir teyze elinde bayrak Mithat Cemal Kuntay’ın dizelerini haykırıyor yoldan geçenlere "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır". Alkışlıyoruz hep beraber, yüreğine sağlık diyoruz. Su 1 milyon diye bağıyor fırsatçı yurdum insanı. Sahi biz paradan 6 sıfır atmaya ne zaman alışacağız? Bir abla almayın diyor, bunlar da bizi soyuyorlar, fiyat aniden 500 bine, pardon 50 kuruşa iniyor. İşte bu yüzden seviyorum meydanları, başka yerlerde bunlara şahit olamazsınız.

Rıdvan Budak’ı görüyorum, O’da geri dönüyor. "Rıdvan bey meydanı erken bırakmışsınız" diyorum. "Yaş 55 oldu, saat 10 dan beri buradayım, artık meydan siz gençlerin" diyor, ayrılıyoruz.

"Abidik gubidik yok, Ne mutlu Türk’üm diyene" diye hep bir ağızdan slogan atıyor bir grup. Kalabalık kendini hissettiriyor iyiden iyiye, bırakın ilerlemeyi, nefes almak bile zorlaşıyor artık. Geri dönsem mi diye kendime soruyorum. Ben olmazsam bir eksik kalacaklar diyerek kendimi topluyorum. Sahneye kadar gitmeliyim. Bayraklardan ilerisi gözükmüyor, hakim bir yer arıyorum kendime, arşivim için fotoğraf çekmeliyim. Şimdiden bir bobin film çektim (ben hala dijitale geçmeyenlerdenim). Florance Nıghtingale hastanesinin önüne geldiğimde dev ekranda Edip Akbayram’ı görüyorum. Kendi sesi gelmiyor ama hep beraber "aldırma gönül"ü söylüyoruz. Şarkının "mahpus yata yata biter" kısmını İzmir kitap fuarında imza gününde olan büyüğüm Zeki Kırdemir’e dinletiyorum. Bana "meydanda darbe havası var mı?" diye takılmıştı iki saat önce. Ben de "postal izi görürsem seni ararım" demiştim. Ama görüyorum ki insanlar "ne şeriat, ne darbe, tam bağımsız Türkiye" diye bağırıyorlar. Yani meydanda postal izi yok, molla izi ise zaten yok.

Sahneye Tuncay Özkan çıkyor, meydan hareketleniyor birdenbire. Sağda ve solda birlik çağrısı yapıyor, meydandaki yüzbinler "birleş, birleş" diye haykırıyor. Acaba mesaj yerine ulaşır mı? Ulaşır da küçük dev adamlar koltuklarını bırakır mı? Bunları hep beraber yaşayıp, göreceğiz. Sahneye 50 metre yakınım ama kımıldayamıyorum. Güçlükle ilerliyorum, insanlardan özür dileyerek, milim milim ilerliyorum. Elimde fotoğraf makinasını gören insanlar bana gazeteci diye yol veriyorlarmış, sonradan jeton düştü. Bana birisi "bu fotoğrafları basacaksanız çekin" demeseydi uyanamayacaktım. Ben de "bunlar yayınlanacak" diyorum, en azından kendi blog sayfamda (diaları banyo yapıp, taradıktan sonra). Sahnenin hemen yanında bir vinç var hedefim orası. Dev ekranda başbakanımızın slaytları akıyor: ananı da al git, demokrasi araç mı, amaç mı? sayın Öcalan.... Meydan kabına sığmıyor, yuh sesleri yükseliyor gökyüzüne ama ben de vincin üzerindeyim artık. Bir görevli kimlik soruyor, gazeteci kimliği tabi ki. O’na özel çalışıyorum diyorum, yalan konuşmuyorum, "tamam" diyor. Yaklaşık bir bobin film de vinçte çekiyorum. Sahneye Hasan Karayol çıkıyor, davudi sesi ile meydan gümbür gümbür inliyor. Ön sıralarda kalpaklı gaziler var, fotoğraf çekip ellerinden öpüyorum. Bir gazi amca da alnımdan öpüyor, gözyaşlarıma engel olamıyorum.

Rutkay Aziz’den Nazım’ın "memleketim" dizelerini dinliyoruz, girişi biraz değiştirmiş. Sesi, sahne hakimiyeti ve duruşu ile anıt gibi görüntü veriyor sahnede. Meydana yeni bir heyecan ve yeni bir soluk geliyor sanki. Program Rutkay Aziz ile son buluyor. Katkıda bulunanların ismi okunurken kalabalık çözülmeye başlıyor. Çöküyorum kaldırıma biraz nefes alıyorum. Onca yorgunluğuma rağmen Cumhuriyet’in 75.yıl kutlamalarından sonra bu büyük organizasyona da katıldığım için sevinçliyim. Atatürk cumhuriyeti, demokrasi, laiklik, tam bağımsız Türkiye için burada olmaktan gurur duyuyorum....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

özür de bizden efendim..Teşekkür;desteğiniz ve paylaşımınız için..Özür;soyadı yanlışlığı için..Sevgilerimi de eklersem,sanırım affedilirim...

Neşe İleri 
 01.05.2007 17:21
Cevap :
Ne demek Neşe hanım,özür dilenecek de affedilecek de bir şey yok.Biz birbirimizi biliriz misali.İnceliğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.Saygılar ve selamlarımla..  01.05.2007 18:59
 

Öyle güzel anlatmışsınız ki herseyi,ellerinize saplık demekten başka bir sey yapamıyorum.. Aynı mitingden 5 mayısta çanakkalede düzenleniyor.. ssevgiler

EsRaÖNeR 
 01.05.2007 11:28
Cevap :
Esra hanım,orada da olmayı çok isterim.Ama gelemesem de sizin(bizim) orada olduğunuzu biliyorum.Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.Saygılar,selamlar.  01.05.2007 15:23
 

İyi ki oradaymışsınız. Orada olamasak ta sizlerin sayesinde sanki oradaymışız gibi mis gibi solukluyoruz havayı. Ellerinize sağlık. Sevgiler.

Ayrıntıda gezinmek 
 30.04.2007 23:06
Cevap :
Ben gelemeyenler için de özellikle meydanın her köşesini görmek istedim.Sizlere o muhteşem atmosferi anlatmam lazımdı.Cumhuriyet kızlarının önderliğinde unutulmaz bir gün yaşadı İstanbul.Umarım mesaj yerini bulur.Saygılar,selamlar.  01.05.2007 15:25
 

Çağlayandan insan manzaraları için.Rıdvan Budak deyince; Tandoğana katılmayan DİSK de, Çağlayandaymış dün.Yanlış hesap Bağdattan dönüyor.Çağlayan,kadınların başı çektiği,tam bir halk hareketi idi.Biz,demokrasiyi öğreniyoruz ama ya ONLAR ?

Neşe İleri 
 30.04.2007 22:56
Cevap :
Neşe hanım,bir düzeltme soyadım Aydın.Bazen karışıklık oluyor.Meydana gerçekten kadın elinin dokunduğu belliydi.Nur Serter ve Türkan Saylan başta olmak üzere tüm Cumhuriyet kızlarına şahsınızda teşekkür ediyorum.Siz olmazsanız yarım sayılacağız.Saygılar,selamlar.  01.05.2007 15:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 879
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 1758
Kayıt tarihi
: 24.06.06
 
 

1970 doğumluyum.Karadenizin bir sahil şehrinden, hayatın güler yüzlü tarafına tutunmak için İstan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster