Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
130
 

Acı, bu Okulun Matematiğidir.

Amerikan filmlerindeki sorgu odasında yaşar gibi yaşıyoruz Dünyada.

Odanın içi bizim görünen, algılayabildiğimiz gerçeklik oysaa, onlar oradalar, bizi dinliyor her anımızı gözlüyorlar.

Biz onların bize verdiği kadar bilgi sahibiyiz onların hakkında oysa onlar bizimle ilgili pek çok bilgiye sahipler.

Bizi izleyenler, ancak oyunun kuralları gereği göremediğimiz, sadece çok üstün ruhlu  insanların, ermişlerin peygamberlerin, bilgelerin, telepatik güçleri gelişkinlerin algılayabildikleri varlıklar.

Bunların en başında kuşkusuz o mükemmel olan, zamanı, evreni ve tüm varoluşu, herşeyi yaratan Allah var.

O zirvededir. Tek ve benzersiz.Kusursuz  Biz her an onunlayızdır elbet. "Şahdamarınızdan daha yakınım" demesi budur işte.

Yüce yaratan, Bizi "hadi sizi Dünya hayatına göndereyim orada yaşayın güle güle" diyerek uzaklaştırır gibi göndermez yeryüzüne, görünen Aleme.

O bizi bir sarayından başka bir sarayına gönderir gibi gönderir, sonsuz Alemin içindeki bir saraydan başka bir saraya.

Ancak der ki bize,"Ben size akıl verdim, kalp -beyin verdim ve yeryüzünü sizin için hazırladım. Size verdiğim bu akıl ve özgür seçim iradesiyle, orada Dünyayı, birbiriniz, çevrenizi iyi gözetin. Beni asla unutmayın. Benimle bağınızı koparmayın. Beni -ibadet, dua, ya da karşımızdaymışım gibi, hissederek yaptığınız konuşmayla- hatırlayın. İsmimi zikredin bolca. Nimetlerimden, israf etmeden, ancak paylaşarak faydalanın. Ey insanlar! iyi olun. Tüketin, paylaşın, şükredin, sabredin birbirinizi hoşgörün ve iyi ahlaklı olun" der.

Sonra, şefkatli bir babanın gözleriyle kıyaslanamayacak kadar sonsuz şefkatiyle izler bizi. Oyunun kuralları gereği bizi bir ölçüde özgür bırakarak.

Yani biz zerre kadar bölümü hariç kalmamak üzere, yaşadığımız  her an için onun görüş alanındayız. Buna düşünce ve duygularımız dahil.

Allahtan başka, bizleri günlük hayatımızda izleyen pek çok varlık var Allahın onlara verdiği yetki ve kapsama göre.

Bunlar, doğumumuzdan ölümümüze kadar bizlerle olan meleklerimiz. Hepimizin meleği var. Bize karışmadan bizi izlerler ancak, nadiren, kaderimizin mihenk taşlarından sapma olmaması için, "kendi fikrimiz sandığımız" bazı fikirleri bize ilham ederler. Bazen küçük çözüm tüyoları verirler. Meleklerimiz bizi çok severler ve asla kötü zan hissettirmez, fesatlığa sürüklemezler.

Bizimle beraber, hatta bizimle olmaları için Allah tarafından görevlendirilmiş bu şahsi meleklerimiz dışında, Allahın büyük vazifeler verdiği melekler vardır hepimizin bildiği.

Başmelekler; Cebrail, Mikail, Azrail, İsrafil.

Hepsi de Allahın sevgili yaratıkları, hatasız, güzel ve çok önemli görevleri olan meleklerdir. Onlar da bizi Allahın izniyle görürler.

Cebraili hepimiz biliyoruz. Mikail uzay, Evren, Dünyanın makro vasıfları,(yörünge, titreşim, manyetik seviyesi, iklimler vs.) açısından görevleri yerine getirir, İsrafil Kıyamet günü Sur Borusuna üfleyecek olan melektir. Azrail aynı şekilde canları almakla yetkili melektir...

Meleklerden başka, Uzayda var olan bizden biraz daha gelişmiş varlıklar da bizden haberdardırlar, bizimle ilgilidir. Bunlar  nispeten daha sınırlı ölçüde bizden haberdardır ve  onlar için asıl gözlem objesi, herbir insandan ziyade Dünya gezegenidir. Dünyadaki genel gidişat, doğanın değişimi, afetler, manyetik yapısı, büyük savaşlar vs. vs. Bu Dünya dışı varoluşun ilgisini çeker. Uzaylıların bizim hayatlarımızın en ince ayrıntılarına kadar görebilecek olmaları, onların da yaratılmış fani oldukları gerçeğine ters değildir.

Bunun en güzel açıklaması, karınca ile insanın durumuyla benzeterek yapılabilir.

Karıncalar büyük bir kavanoza konulsa ve biz onların yürüyüşlerini, ekmek kırıntısı taşımalarını seyretsek, bu bizim onların tanrısı olduğumuz anlamına gelmeyeceği gibi, uzaylıların Dünyayı gözlemleyecek imkana sahip olması, varlıkların arasındaki yaratılış farkıyla ilgili bir gözlemdir. Çünkü varolan herşey gibi onları da Allah yaratmıştır.

İşte biz hayat dediğimiz görüp algılayabildiğimiz bir odada-Dünyada geçiririz hayatımızı.

Ölenlere de üzülürüz oysa, artık günümüzdeki metafizik deneyler, en başta Kuranı Kerim olmak üzere bütün dini kitaplar, tek tanrılı dinler, ölümün son olmadığını, asıl gerçekliğin ölümden sonrası olduğunu bildiriyor bizlere.

Yani biz Dünyada gerçek sandığımız bir illüzyonu yaşıyoruz.

Ölümden sonrasını gurbet sanıyoruz oysa, burası gurbet, orası bizim yuvamızdır. Kendimizin, bütün sevdiklerimizin bizden once ya da sonra gidecekleri yuva. İyilerin iyiliklerince kötülerin kötülüklerince karşılık bulacağı asıl Dünya.

Yukarda da bahsettiğimiz gibi aslında çoook uzun olan bu hikayede amaç, Dünya denen illüzyonda, sahneye çıktığımızda bizlerin çok iyi oyun oynamasıdır.

Nimetleri israfetmeden paylaşarak, şükrederek tüketmek, Birbirimize iyi olmak, sıkıntılar karşısında da sabretmek, Allahla gönül bağımıza sahip çıkıp onu sık sık anmakla  geçirilebilecek bir ömür.

Oynamamız gerek rol budur. Malzememiz, akıl, Allahın verdiği nimetler ve yeryüzüdür.

Bu oyunda herşey vardır. Herşeyin daha anlamlı olması için de zıddı da yaratılmıştır. Gece gündüz siyah beyaz, karanlık aydınlık, hastalık, sağlık, acı, neşe....vs.vs.

Bu dünyada bolca karanlık, gece, siyahlık ve her türlü acı vardır. Bunlar olmadan da Dünya  hayatı yaratılabileceği halde, bu okul için bunlar olmazsa olmazdır o yüzden bunlar da oyuna dahil edilmiştir.

Burada ben, umduğumdan daha uzun süren yazıyı daha da uzatmamak için diyorum ki;

Biz burada bir illüzyon, bir oyun için, yapabileceğimizin en güzelini yapmamız gereken bir imtihan için var olduğumuza göre;

Acı çekmek, bu imtihanın matematiğidir.

Evet acı çekmek, bu imtihanın en belirleyici dersi olan matematiktir.

Sahip olduklarımıza bolca şükretmek ancak; her türlü acı için sabır.

Acıyı yaşama, sabretme biçimimiz bizim bu oyunu başarılı oynayıp oynamadığımızı belirleyecektir.

Ayağımızın birisinin diğerinden kısa olduğu için çevremizde aşağılanmanın verdiği acı.

Kulaklarımızın duymamasının, uzun süreli hastalığımızın, yakınımızı kaybetmenin, afetlerin hayatımızı allak bullak etmesinin verdiği acı.

Evet. Bütün bu oyun araçlarına karşı tavrımız bizim notumuzu belirleyecektir.

İki biçimde yaşarız ya acımızı, kimisi Allaha kötü sözlerle isyan eder. Ağlar ağlar ve her insan birbirinin aynısı değilmiş gibi" neden ben?" der. İsyan eder."Bana bu acıyı veren nasıl bir Allahtır" der. İsyan eder.

Oysa ki, aynı acıya aynı kayba maruz kalan  bir başkası da "Allah bana bu acıyı verdiğine göre, burada ben sınanıyorum. Nasılsa, rabbimin her yarattığında bir mana vardır, bir sebep vardır" der ve nasıl davranmalıyım? sorusuna cevap olarak, Allaha dua eder, sabır diler. Zor zamanında da ona sığınır.

Sonuç olarak hayatlarımızı gözden geçirdiğimizde hepimiz de farkederiz ki, bu Dünya bir sınav içinse, bu sınavın en önemli dersi, belirleyici ögesi, matematiği: ACIDIR. Yani bizim acıyı nasıl karşıladığımız.

Umarım yazım en azından, şu an için büyük kederler içinde olan insanların sabredebilmesi, acıya karşı sınavlarında başarılı olması  için onlara güç verir.

Sevgiyle kalın.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Daha başka ne denebilir ki... Acılar uzun süre yaşanan bir gerçek Mutluluklar ise kısa süre sadece bir yalan gibi...

Mert Kaan Mesut 
 03.04.2012 2:54
Cevap :
Haklısınız. Deminde yazdım cevap ama saanki sistemde sorun vardı.Saygılar.  03.04.2012 11:54
 

Merhaba, Bu mükemmel yazı için size teşekkür edrim. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 30.03.2012 21:51
Cevap :
Epeydir yazmak istediğim konuydu ama sanki ilham geldi.zincirleme yazıverdim.Teşekkürler size de.  30.03.2012 23:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 216
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 386
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster