Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
29
 

Acı ama gerçek

Acı ama gerçek
 

gerçeği öğrenmek güzeldir ama

açmayın derim ben o küpün kapağını

tahammülünüz yoksa pis kokulara.

 

Ne denli tatlıysa yalan dolanlar

gerçekler o denli acıdır zira.

                   (H. E.)

 

 

               Çocuğunuz ya da çok yakınınız bir delikanlı, “Nasıl vali olunur?” diye sorsa, ne dersiniz?

               “Zor bir soru değil ki bu. Tek bir cevabı var. Elbette onu, yani doğruyu söyleriz.” diyeceğinizden eminim.

               “İyi de… Nadir o doğru olan tek cevap?” desem…

               Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Hepimiz biliriz ki, ülkemizde vali olabilmek için, yakın zamanlara kadar, Siyasal Bilgiler ya da Hukuk Fakültelerinden birini bitirmek gerekirdi. Sonra, kaymakamlık sınavına girip başarılı olmak… Sonra maiyet memuru olarak çalışıp vali yardımcıları ve valiye iyi bir yönetici olacağına dair güven vermek…

               Sırayla, kaymakamlık refakat stajı ve mülkiye müfettişliği stajını başarıyla bitirmek… Ve kaymakam vekili olarak çalışıp üstlerinden olumlu rapor almak…

               Ve sonunda, kaymakam olarak çalıştığı ilçelerde üstün başarı göstermek, vali ve mülkiye müfettişlerinden iyi siciller alıp takdir edilmek…

               Yaklaşık bin ilçe, dolayısıyla bin kaymakam, oysa yalnızca 81 ilimiz var. Yani ki, 1000 kaymakamın arasından sıyrılıp 81 valinin arasına girmek sanıldığı kadar kolay değil.

               Her yıl, bir ya da birkaç vali emekli olacak ya da merkez valisi adıyla kızağa çekilecek de siz onca kaymakamı sollayıp en öne geçerek ipi göğüsleyeceksiniz.

               Bu bile yeterli olmayabilir. İçişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının da evet demesi gerekir elbet.

               Doğrusu ya, Emekli Vali Yardımcısı Turan Eren’in “Üç Dilek” adlı eserini okuyuncaya kadar, böyle vali olunur; sanıyordum ben.

               Bambaşka yollar ve yöntemler de varmış oysa. Yeni öğrendiğim ve çok ilginç bulduğum bu yöntemi siz de beğenecek misiniz bakalım:

               1975’te, Maden’de Kaymakam Vekili olarak görev yapan Turan Eren, askerlik görevini de yaptıktan sonra, yeni atama emrini beklemekte… Eşi Semra Hanım, Hakkâri’de hâkim olduğu için, o sırada Hakkâri Valisi olan Derviş Yalım ile sürekli görüşür. Vali konağı ile hâkimlik lojmanı birbirine çok yakın olduğundan, neredeyse her akşam birlikte olup ülke ve Hakkâri sorunlarını konuşurlar.

               Yine birlikte oldukları bir akşam, “Sayın ağabeyim, nasıl vali oldunuz?” diye sorar Turan Bey.

               “Hayır, anlatmam” der Vali. “Anlatırsam güler, ya da başka yerde anlatırsın.”

               Gülmeyeceğine ve 25 yıl geçmeden başka bir yerde anlatmayacağına dair namus ve şeref sözü alınca anlatır:

               “Mülkiye Başmüfettişiydim. Bir de hemşerim vardı. Personel Genel Müdür Başyardımcısı Fevzi Yetkiner. Şimdi Hatay Valisi… O, benim okuldan arkadaşımdı. Bir gün ikimiz oturmuş konuşurken, dedim ki, “Oğlum Fevzi, sen akşama kadar çalışıp çabalıyorsun. Kaymakamlığında da başarılı bir idareciydin. Benim de kaymakamlığım iyiydi. Mülkiye Başmüfettişliğim de iyi geçiyor. İşimi seviyorum. Belli bir yaşa geldik ama bizi vali yapmadılar. Bu gidişle de yapmazlar. Gel, bir strateji geliştirelim.”

               Arkadaşı, “Söyle, ne yapalım?” deyince, birlikte kafa kafaya verip düşünürler. Vali’yi dinleyelim:

               “Dönemin İçişleri Bakanı’nın her cuma Hacı Bayram Camisinde namaz kıldığını öğrendik. Caminin önünde bekleyip Bakan gelip yerine oturunca birimiz sağına, birimiz soluna geçip onunla birlikte namaz kılmayı planladık. Planımızı da aynen uyguladık. Namaz bitiminde selamlamada Bakan hangi yanına dönerse, biz de Bakan’a dönerek göz göze gelecek şekilde selam veriyorduk. Birkaç cumadan sonra, “Olayın bu safhası tamam” dedik ve Sayın Bakan, Bakanlığın koridorunda yürürken, biz de sanki tesadüfen oradan geçiyormuş gibi Bakan’a doğru yürüyelim deyip planın ikinci safhasını yürürlüğe koyduk. Aynı hizaya geldiğimiz bir gün, Bakan, “Bir dakika arkadaşlar, sizi bir yerden tanıyorum.” dedi. Biz de, “ Bildiğiniz gibi efendim, Hacı Bayram’da görüşüyoruz.” dedik. Bakan hafif tebessüm ederek, “Hatırladım, hatırladım.” deyip “Bakanlıkta hangi görevdesiniz?” diye sordu. Kendimizi tanıttık. Bakan, “Peki arkadaşlar, memnun oldum.” deyip yürüdü. Daha sonra, parti kanalı ile uğraştık biraz. Ve artık iyiden iyiye Vali olacağıma inanmaya başlamıştım. “Ha bugün ha yarın, Hakkâri’ye Valilik kararnamem çıkar.” diyordum arkadaşlara. Böyle bir duyumum yoktu ama planımızın mutlaka başarılı olacağına kesin inancım vardı. Bir gün, radyodan öğle haberlerini dinliyordum. “Şu kadar vali merkeze alındı, şu kadar yeni vali atandı.” derken, beni Hakkâri’ye, Fevzi’yi de Hatay’a verdiklerini öğrenmeyeyim mi?

               “İşte Turan, ben böyle vali oldum.” der; Hakkâri Valisi Derviş Yalım.

               “İş bilenin, kılıç kuşananın.” diye boşuna söylenmemiş. Sadece çalışkan olmak yetmez kardeşim. Kafanı da çalıştırman gerekir.

               Çalışkan ve başarılı birer Kaymakam olduğunu bildiğimiz Esat Ölçer, Ertuğrul Taylan, Dündar Gültekin ve Turan Eren çok istedikleri halde vali olamamışlarsa, kafalarını çalıştırmamışlar demek ki!

               Hele hele, daha asaleten Kaymakam bile olmadan, nasıl vali olunacağını öğrenen Turan Eren, Malkara Kaymakamı iken, çalışkanlığı ile “Yılın İdarecisi” seçilmesine rağmen Vali olamamışsa, suç tamamen kendisinde!

               Benden selam söyleyin; bin dereden bin su getirip suçlu aramasın hiç. Gece gündüz halkın sorunları, çiftçinin, köylünün, işçinin dertleriyle ilgilenip duracağına, iktidardaki partilerin ileri gelenleriyle de sarmaş dolaş alsaydı biraz! Elini kolunu bir bağlayan mı vardı?

               Bana ne! Hiç bile acımadım kendisine. Onca yıl Siyasal Bilgilerde okuyup da siyaseti öğrenemeyen; kafasını, beynini, zekâsını kullanamayan bir insana ben niye acıyacakmışım ki!

               İyi ki vali yapmamışlar O’nu. Vali olsa, içi yanmadığı için, oturup da böyle bir eser yazmazdı; yazamazdı.

               Hakkâri’de o akşam, Vali Derviş Yalım, “Bu tür çarpık yol ve yöntemlerin yanlış olduğunu, hak edenlerin vali olması gerektiğini, uygulanan sistemin Türk idareciliğine yapılan en büyük kötülük” olduğunu, “Eş, dost, akraba ve etik olmayan birtakım yöntemlerin mutlaka terk edilmesi gerektiğini” söylemeyi de ihmal etmez.

               Ancak, iki idareci de çok iyi bilirler ki, söz başka, icraat başka…

               Sözgelişi Turan Eren, Kaymakam Vekili olarak atanmayı bekliyor. Eşi Hakkâri’de hâkim… Ankara’daki görevliler, bu durumu göz önüne alıp da, “Turan’ı, Hakkâri’ye en yakın bir yere verelim.” diye düşünmezler.

               Öyleyse, Vali Derviş Yalım, üzerine düşen görevi yapsın. Yani, Hakkâri’ye gelmeden önce Bakanlıkta birlikte çalıştığı Müsteşarı, Personel Genel Müdürünü arayıp her akşam birlikte oturup dertleştiği Turan Eren için aracı olsun.

               Hakkını yemeyelim Vali’mizin! Yapar bu görevini. Ve Hakkâri’ye en yakın, kaymakamı olmayan bir ilçe olan Adilcevaz’a Kaymakam Vekili olarak atanmasını gerçekleştirir; genç meslektaşının.

               Adilcevaz, Van Gölünün kuzeyinde, göl kıyısında Bitlis ilimize bağlı şirin bir ilçedir. 1969 Temmuz’unda Ağrı’da yedek subay olarak askerlik görevimi yaparken Erzurum, Varto, Muş, Tatvan, Ahlat, Adilcevaz, Van ve Hakkâri’yi gezerek değerlendirmiştim; 21 günlük tatilimi.

               Diyeceksiniz ki şimdi:

“-Sende de hiç akıl yokmuş be arkadaş. Yaz mevsiminde, özellikle de temmuzda herkes Antalya, Bodrum, Fethiye, Çeşme ve Kuşadası’na koşarken, sen ne diye oralarda dolaşırsın? Herkes gider Mersin’e, sen gidersin tersine! Bu ne demek oluyor ki? Gizli bir maksadın mı vardı; yoksa senin?”

Haklısınız valla! Gerçekten ya hiç akıl yokmuş bende o zamanlar, ya da çok gizli bir maksadım varmış besbelli! Başka nasıl izah edebilirim ki size, bu anlamsız davranışımın nedenini!

                                                                                           Hüseyin Erkan

                                                                          huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

                                                                                       

----------------------------------------------------------------------------------------

NOT: “Acı Ama Gerçek” Ali Faik Cihan’ın 1960’lı yıllarda okuduğum, öğrencilerime de tavsiye ettiğim,  Varlık Yayınları arasında çıkan bir eserinin adıdır. Yargıç olan yazar, daha sonra “Sosyalist Türkiye” adlı bir kitap daha yazınca yargılanmış, önce ağır hapse mahkûm edilmişse de sonradan beraat etmiştir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, ülkemizde kim dişe tırnağa dokunan bir eser ortaya koyarsa, ödülünü hemen veririz biz!

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 188
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 242
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster