Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
2766
 

Açılım süreci kapsamında Malazgirt kelimesi nasıl irdelenebilir?

Açılım süreci kapsamında Malazgirt kelimesi nasıl irdelenebilir?
 

MALAZGİRT kent merkezi (Alıntı yeri: Malazgirt.bel.tr)


Kültür Sosyolojisi bakımından ‘Açılım  Süreci‘ neden gerektiği gibi ilerleyememiştir?

Ülkemizde kültür sosyolojisi pek önemsenmeyen bir alandır. Oysa sanat, mimarlık, yaşayış biçimleri, üretim ilişkileri, müzik, halk oyunları, dil ve edebiyat, din, davranış ve tavır alış biçimleri ile değerlerimiz , siyaset, hukuk,iletişim biçimleri, ekonomi ve egemenlik de kültür sosyolojisinin alanına girer. Bu konular yeri geldiğince tartışılıyor, yazılıyor olsa da Açılım Süreci içerisinde ne yazık ki konular gerektiği gibi işlenememiş, gerekli eserler yanında kamuoyunun aydınlatılmasına yönelik eylemler de uygulamaya konulamamıştır.

Türk Kürt ayrımcılığı Yeni Ortadoğu Düzeni için bir dayatma mıdır?

İlkokula başkadığımız yıllarda ilk öğrendiğimiz Malazgirt kelimesinin kökeni nedir konusunun açıklanabilmesi dil bilimcilerin işi olsa gerek. Ancak araştırmalarıma göre tarih, sanat, edebiyat, gelenek, görenek, kültür, hak hukuk konularında olduğu gibi dil konularında da hiç bir yetkili ortaya çıkıp da karşılaştırmalı bir kaç açıklama yapılmamıştır. Açılım Süreci de denilen içinde yaşadığımız son altı yıldan bu yana ne yazık ki ‘açılımın içini doldurabilecek’ hiç bir dil, kültür, tarih ve edebiyat çalışması yapılmamıştır. Bu süreçte ‘kimi siyasi dayatmalar’ ve ‘sinsi propagandalar’ yolu ile Türk-Kürt ayrımcılığı körüklenmiş; son terör saldırıları ile sorun dün olduğundan daha da vahim bir duruma doğru sürüklenildiğini göstermektedir. Oysa açılım iyi yönetilebilse ve Türk Kürt varlıklarının karşılıklı etkileşimlerinin binlerce yıllık geçmişi belgelere dayalı olarak ortaya konulabilse idi bugün ‘Kardeşlik Projesi’ olarak da adlandırılan Açılım Süreci’nde ‘dişe dokunur’ pek çok iş yapılmış olurdu.

Ne yazık ki varsa yoksa siyaset yapmak ön görüldüğü için bilgi toplumu yerine tartışan, birbirini kırmaya başlayan öbeklerden oluşan bölünmelere doğru gitmekteyiz. Bu süreçte varsa yoksa alabildiğine propaganda yapılmış, binlerce yıldan beri ‘et ile tırnak gibi’ kaynaçmış olan Türk ve Kürt birlikteliği Yeni Dünya Düzeni ya da Yeni Ortadoğu Düzeniiçin feda edilmeye aday gösterilmiş bir siyasi malzeme durumuna çekilmiştir. Son bir yıliçerisinde artan terör saldırıları söz konusu birlikteliği ayrıştırmaya dönük olarak tasarlanmış büyük bir projenin bize en yakın ayaklarından biri olmasın sakın?

Köken Bilim (etimoloji) ne işe yarar?

Bu gibi tek yanlı tutumlar ile sağlıklı bir çözüme varamayacağımız açık. Eriştiğimiz kitle iletişim çağında artık geniş kitlelerin kitap ve dergi okumaktan giderek uzaklaştıkları da gözönüne alınacak olur ise konuların uzmanı kişilerin kitle iletişim araçlarında sık sık boy göstermeleri gerekmektedir. Yoksa var olan cehaletimiz giderek daha da artacaktır. Bilindiği gibi  hiç bir eğitim ve araştırma çabasına girilmeden ''bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak'' gibi bir kişilik bozukluğu ile de karşı karşıyayız yüzyıllardan beri. Bu yüzden Batı karşısında özellikle bazı kavramlar, düşünce akımları, siyasi oluşumlar ve dil bilim konularında bocalamaktayız. Oysa bilgi olmadan, karşılaştırmalı çalışmalar yapılmadan gerçeklerin anlaşılması çok zordur. Bu konular için öncelikle bizde pek de sağlam temellere oturtulmadığını sandığım ''etimoloji'' ilmine başvurulması gerekmektedir.

Son günlerde karşılaştığım bazı yazışmalarda MALAZGİRT kelimesinin hangi dilden olup olmadığı tartışılıyor. Ermenice olduğunu söyleyenlerden daha çok sayıda Kürtçe olduğunu söyleyenler de var.Kaynaklarda ülkemizdeki pek çok yeradının Ermenice olduğu yazılmakta ise de bu konuda abartılı bir durum olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Çünkü biliyoruz ki bu toprakalrdaki ik adlandırmalar için Strabon’nun saptamaları ile bugün ileri sürülen kimi yakıştırmalar özellikle Fırat’ın doğu yakası için hiç de sağlıklı olmayabilir. Bu bakımdan Hitit, Urartu, Asur, Pers, Kommegene, Büyük İskender, Doğu Roma, Hazar, Emevi, Abbasi,Selçuklu, Karakoyunlular ile Akkoyunluları da kapsayan  İlhanlılar bir yana bırakılarak kesip atmamak gerektiği düşüncesindeyim. Bu bakımdan eski yazılı kaynaklar da ortaya çıkmadığından, pek çok yer adı gibi Malazgirt ilçesinin adı da son üç yıldan bu yana tartışılmaya başlanmıştır. Malazgirt Meydan Savaşı’nın yer aldığı alanınBizans İmparatorluğu yıllarında mı yoksa her hangi bir sebepten dolayı söz konusu savaştan sonra buraya yerleşmeye başlayan egemen güçlerin yerleşme yeri olarak mı yer adı olarak söylenmeye başlandığını tam olarak bilemiyoruz.  1071'den beri tarihimizde yer alan MALAZGİRT kelimesinden hareketle nerelere gidilebilir anlayamıyorum. Ortada bazı somut belirtiler var ise kimse kimseye: Peki senin dediğin olsun, diyemez.

Diller arası etkileşimin boyutları nasıl anlaşılabilir?

Belgeli gerçekler karşısında hiçbir yere kaçamayacağımıza göre eğri oturup doğru konuşalım: Bence konunun uzmanları ortalıkta(!) olmadıklarına göre; olayın özünü az da olsa açıklayabilmek için kendi çapımızda bazı karşılaştırmalar yapmak mümkün.

Bilindiği gibi komşu diller ve ağızlar birbirlerinden kelimeler, deyimler ve atasözleri alırlar. Bir Alman dil bilimcinin  (sanırımFriedrich Max Müller’dir) tespitine göre iki ayrı dilin birbirine benzer bir kelime bulabilmesi ancak ‘yüz elli milyonda bir’ olabilirmiş.

Bu çerçevede az çok değişik biçimlerde söylesek de binlerce, onbinlerce benzer kelimeyi eveleyip gevelediğimiz de bilinen bir gerçek.

Bunu duyanlar da: Bu benim kelimem, bu benim deyimim; bu da benim atasözüm, diyerek saldırıya geçebilir. Komşu kültürler arasında bu gibi etkileşimlerin olması çok doğal. Bir kelimenin varlığı ile hangi dilden geldiği konuları iddialaşma ile çözülebilecek bir iş değildir. Bizde çoğu konuda söyleyebileceğimiz gibi kazın ayağı h i ç de öyle değil! Her kelimenin bir kökeni, bir geçmişi vardır. Söyleyişlerdeki ''ağız özellikleri'' ol kelimeyi hiçbir biçimde bir başka bir dilin ya da ağızın malı yapamaz!

Çok önem verilen Açılım Projesi neden dil ve kültür konularına eğilmedi?

Bu konuda okuyabildiğim kadarı ile işin içine dil bilimciler ile anlam bilimciler girmeden; arkeolojik yazılı belgeler(yazıtlar, tabletler) ortaya konmadan çoğu iddia boşa çabadan öteye gidemez. Bu tür durumları yıllardan beri yaşıyor olsak da son yıllarda içine sürüklenilen ‘AÇILIM PROJESİ kapsamında özellikle Türkçe – Kürtçe konularından ne gramer ne söz dağarcığı ne etimolojik ne de arkeolojik ve tarihi belgelere dayalı kaynakları da açıklayan bir Kürtçe Dil Tarihi çalışması yapılabilmiştir. Kimi yönleri ile Kürtçü siyasi hareketin bu tür kaynaklardan da beslendiğinin göz ardı edemeyiz.

Açılım mı siyasi dayatmaları ön gören propaganda  sarmalı mı üstün gelecek?

Yalnızca iddiada bulunmak demek olan bu gibi dayatmalar arkeolojik belgeler yanında Arap seyyahların yazdıkları ile yakın çağlarda yazılmış olan diğer eserler ortaya konulmadan gerçeklik kazanamaz. Bu gibi gerçekleri bilenler biliyor da bazı siyasi dayatmacılar her nedense hiçbir arkeolojik, tarihi ve edebi kaynağa başvurmadan; hiç bir yazılı belgelere dayanan gerçek deliller ortaya koymadan kendince  ‘siyasi ve etnik ayrımcılığı körükleyici propaganda yaparak’ y o l almak istiyor; istikbale doğru.Özellikle ‘ana dilde eğitim’ dışındaki hiç bir dil ve kültür konuları ile kimi iddiaların gerçeklikleri konusunda ne onlar ne de sözüm ona onlara karşı olan kesim(ler) siyaseten de olsa bu konularda hiç bir açıklama ya da karşı görüş öne sürmemektedirler.  Bu konuda Sümerler’den bu yana gelen süreçteki bütün kültür ve ulus adları çerçevesinde odaklanan belirli ezberleri; içinde hiç bir kelime, hiç bir atasözü, hiç bir deyim bulunmayan sayıp döken kişiler ile karşılaşmak her zaman mümkündür.

Oysa gerçekleri ne kadar eğerseniz eğiniz onlar yok olmaz. Siz onların üstünü bugün örtseniz bile ‘yarın’ değilse bile ‘öbür gün’  onların gerçek yüzünü ortaya çıkartacak olan bir bilim adamı gerçekleri yazacaktır. Balkan ülkelerinin TÜRKLERİ aşağılayan ideolojik tarihleri binlerce arkeolojik bulgular ile OSMANLI ARŞİVLERİ sayesinde bugün yeniden yazılmakta olduğunu biliyoruz.

Prof. Dr. Faruk Kadri TİMURTAŞ: Osmanlıca bir imparatorluk dilidir

Ben dil bilimci değilim. Bir toplum bilimci olarak ancak toplulukların bugün yaşamakta oldukları ilişkiler ile ürettikleri mal ve hizmetler yanında konuştukları dilin küçük bir sözlüğü ile uğraşabilirim.Bu konuda yayına hazırlamaya çalıştığım küçük bir ağız araştırmam var. Ayrıca  kendimce özgün bulduğum kimi kelimeler ile atasözleri ve deyimleri; yüksek lisans tezimde yerine getirmeye çalıştığım gibi Doğu ve Güney Doğu Anadolu'daki belgesel çekimlerimdeki gözlemlerim ve bazı sohbetlerim çerçevesinde kendimce araştırmış bulunuyorum. Ancak unutmayalım ki toplumlar ilkel çağlardan bu yana sürekli olarak  ‘egemen bir dilin etkisi altında’ kalmışlar, o dilden de pek çok özellikler almışlardır. Bu yüzden diyebiliriz ki dil karmaşası yaşamayan bir toplum olamaz. OSMANLICA nedir, diye soracak olursanız: Prof. Dr. Faruk Kadri TİMURTAŞ'ın bir tespiti çerçevesinde bulabildim bu sorunun cevabını: OSMANLICA BİR İMPARATORLUK DİLİDİR, diyor Rahmetli TİMURTAŞ.

Bildiğimiz gibi Osmanlıca'nın özü, sayıları, özneleri ve cümle kuruluşu TÜRKÇE'dir. Yer adları konusunda da Osmanlılar elegeçirdikleri yerlerdeki eski adları atmayıp çoğu zaman kendi Türkçe söyleyişlerine göre adlandırmalar yapmışlar. Bugün Belgrad'tan Bağdat'a kadar olan alanlardaki yer adları çok eski adlandırmaların büyükbir bölümü ile birlikte Osmanlıca söylenişleri ile birlikte bize onlardan bize miras kalmıştır.

Ancak hepimiz de biliyoruz ki TÜRKÇE-FARSÇA-ARAPÇA bileşik kelimeler ile bazı kavramlaştırmalar da yaparak hem resmi yazışmalarında hem de divan şiiri içerisinde bu etkileşimi sürdürmüşlerdir. Oysa MALAZGİRT'ten bu yana halkın konuştuğu dil hep TÜRKÇE olmuş. Ozanlar da aşıklar da TÜRKÇE konuşmuş, TÜRKÇE çığırmış. Bu etkileşimden Ermeni yurttaşlarımızın da kurtulamadığını gösteriyor bize halk edebiyatı tarihimiz. Bazı yazarların değinmek zorunda kaldığı Hristiyan Türkler olgusu ise başlı başına bir inceleme konusudur.Bu konuda yapılan tarihi çalışmalara ek olarak ‘uygulamalı kültür sosyolojisi’ bakımından da  yapılması gereken pek çok araştırma konusu vardır bence.

Bu konuda KARAMANLICA SÖZLÜK dışında şiir (Tunçtan Kızlar adlı şiir kitabı gibi) dahil pek çok eser yazıldığını biliyorum. Onlardan bir kaçını okumuş olmak ve Makedonya ile Bulgaristan'da soruşturmuş olmak bakımından diyebilirim ki Türkle egemenlikleri altına aldıkları her yere DİL ve KÜLTÜR DAMGASI vurmuşlardır. Bu durum güçlü olan bütün DİL ve KÜLTÜR ÇEVRELERİ için de geçerli bir olgudur. Tersi düşünülemez bence. Bize çok yakın olması bakımından ARAP, FARS ve derme çatma bir dile sahip olan RUS kültürü bile kaynaklanmış olduğu etkilerini dün olduğu gibi bugün de korumaktadırlar. Özellikle Kitle iletişim araçlarının günden güne yaygınlaşması bugün, o dil ve kültür çevrelerinin  temel özellklerini de bir yana iterek, amaçlanan siyasi etkilerini pekiştirmektedir.

Türkçe ile Macarca arasındaki ilişkinin boyutları nelerdir?

Benzeri durum Balkanla'da, Rusya'da ve Orta Avrupa'da da var. Kökü belli olmayan pek çok yer adı ve pek çok ortak kelime kullanılagelmektedir. Dileyen bu kondaki ilk eser olması bakımında Macar Prof. Dr. Laslo RASONYİ'nin TUNA KÖPRÜLERİ adlı çok değerli araştırmasını okuyabilir. Sanırım bazı arkadaşlar bu ve benzeri karşılaştırmalı araştırmaları (ki pek çok var dilimizde) okuyunca dil gerçeğinin öyle pek de yalnızca iddialara bağlı bir çalışma alanı olmadığını anlayacaklardır. Bu araştırma içerisinde yer verilen yerleşim adlarının özellikler TÜRKÇE'den alınarak her bir ulusun kendi söyleyiş biçimine göre nasıl eğilip bükülmüş olduğunu da görüyoruz.

Yukarıdaki TUNA KÖPRÜLERİ adlı araştırma içerisinde özü Türkçe olan kelimelerin yıllar, yüzyıllar içerisinde nasıl değiştiğini, komşu kavimler tarafından bugün nasıl kullanılmakta olduğunu görüp anlayabiliriz. Bu bakımdan dillerin etkileşiminin önemini, kelimelerin anlamlarınıda içeren kökenlerini bilmeden bazı yordamalarda buulunmak olsa olsa ancak bir propaganda çabası olabilir. Ki bu da ülkemizde yapılagelmekte olan; h i ç bir dayanağı, mesnedi olmayan dayatmacı açıklama çabalamasından başka bir uğraş değildir. Ayrıca Macar Dil Bilimci Peter SARA’nın tespitlerine göre az çok söyleniş biçimler az çok değişmiş olsa bile bugünkü Macar Dilinde bence yaklaşık olarak beşyüze yakın Türkçe kelimenin varlığı bir gerçektir. Bu da Peter SARA’ya göre Macarların bulundukları toprakların ve yaşadıkları göç olaylarının etkisi ile oluşmuş bir durumdur.

Bu konularda Peter SARA diyor ki: Macar ve Türk dillerinin kaynak çevresinin ortak olduğu kesin görünüyor. İlişkileri binlerce yıl boyunca, sürekli olmasa da, ama kelimelerin tanıklığına göre, çok kez uzun süre birbiriyle ilişki içindeydiler, birbiriyle karıştılar ve birbiriyle komşuluk içinde yaşadılar. Göçleri sırasında başka başka ortam ve medeniyet dairesi içerisine girdiler ve buna paralel olarak dilleri de birbirinden farklılaştı. Ama düşünceleri, telâkkileri, yapı yöntemleri zamanımıza kadar ortak kalmıştır. Eski ortak kelimelerin büyük kısmını (değişik şekilde de olsa) korudular ve hayret edilecek bir çeşitlilikle bunu geliştirmeye devam ettiler ve bunu ilişkilerine uygun bir biçimde daha yenileriyle büyük ölçüde arttırdılar. İki dilin dünya görüşü, öze bakışı, vecizliği, gelişmiş müzikal özelliği temel kelimelerimizin direngenliği, uygulanabilirliği ve dille ilgili yapısının bitişken oluşu daima ortak kalmıştır.(Peter SARA’nın yakında yayınlanacak olanMacar Dilinin Gizemli Kaynağında adlı çeviriden alıntıdır) Benzer durumların Kürtçe ile Türkçe arasında da var olduğunu neden yüksek sesle söylemiyor uzmanlar?

Macar Dili Uzmanı Dr. Muslihittin KARAKURT da şunları söylüyor: Bu devirde Macarların ilişkide bulunduğu  diğer bir Türk kavmi ise Kumanlardır (XII. yy.). Macaristan’ın orta kısımlarındaki otlaklara yerleşen Kumanlar uzun süre bir arada yaşamışlardır. Peçenek ve Kumanların dışında  bazı Oğuz unsurlarının ve İsmailiye mezhebine mensup toplulukların dille ilgili etkinliklerini de dikkate almak gerekir, ama bütün bu kavimlerin birkaç yüzyıl içerisinde Macarlaştıklarını görüyoruz. .Dünyanın çeşitli bölgelerinde devletler kuran diğer Türk kavimlerinin kaderleri de bunlardan pek farklı olmamıştır. ... yurt kurma devri öncesi Türkçe kelimelerden ve Osmanlı Türkçesiyle ilgili etkinin sonuçlarından ayırt etmek pek öyle kolay bir şey değil.

Macar Dili Uzmanı Dr. Muslihittin KARAKURT’a göre de Macarca’da bugün yaşayan pek çok Türkçe kelimeye ek olarak aşağıdaki tespitleri yapmak da mümkündür:

‘’Kuman-Peçenek Türkçesinden Macarcaya geçmiş olan kelimelerden bazı örnekler: kalauz (kılavuz), csösz (bekçi), csödör (aygır), komondor (çoban köpeği), balta (balta), bicsak (bıçak, çakı), vb…

Kapkacakla ilgili kelimeler:

Tepsi (tepsi), bogracs (bakraç), findzsa (fincan), ibrik (ibrik), vb…

Aletlerle ilgili kelimeler:

Divany (divan), kefe (fırça), korbacs (kırbaç), vb…

Giyimle ilgili kelimeler:

Zseb (cep), kalpag (kalpak), csuha (çuha), papucs (papuç), vb…

Resmi kurumlarla ilgili kelimeler:

Basa (paşa), beg (bey), aga (ağa), csausz (çavuş), szandzsak (sancak), defter ( vergi defteri), vb…’’kelimeler de gösterilebilir.

Türkçe ile Kürtçe arasında neden çok yakın bir etkileşim olmasın?

Önce bir anımı yazmak isterim. Yıl 1988. Belgesel çekimi için Çüngüş'ten aşağılara Fırat (FURAT) Irmağına iniyoruz. Yanımızdaki 18'lik delikanlı çevreyi tanıtırken, çok temiz bir TÜRKÇE ile: Abi işte bunlar da burada çok yetişen CEVİZ ağaçlarıdır. Biz burada bunlara Kırmançça GOZ deriz! Dedim ki: Biz de GOZ ya da KOZ deriz! Doğrusu da budur. CEVİZ Farsçadan geçmiş dilimize!

Gelelim MALAZGİRT kelimesine

Yapısı bakımından MALAZGİRT kelimesi yoğurt ya da kurt gibi sık sık kullanılan bir isim fiil ya da sıfat değil. Bizans Ordusu ile Selçuklu Ordusu’nun bir Cuma günü savaştıkları bu yer adı Türkçe bir kelimeyi andırıyor. Bilindiği gibi Türkçe’nin eklemeli bir dil olması bakımından kelime köklerine atalarımızca bazı ekler getirilerek yeni yeni kelimeler türetilmiştir. Malazgirt yer adındaki –girt ya da –irt kelimesi de bu yönden irdelenebilir diye düşünüyorum. Dilimizde -ırt,-irt,- urt,-girt gibi kelime ekleri yanında - rt eki ile yapıolmış pek çok kelime var.

Dünyada yerine başka hiç bir kelimenin konulamadığı ve olduğu gibi kullanılan YOĞURT kelimesi de bunlardan biridir. Hayvancılık sürecinde atalarımızn bir buluşu olan bu sütün mayalanmış biçimi olan bu yiyeceğe binlerce yıldan beri ‘yoğet’ denilmektedir. Bazı yörelerimizde ise kurutulmuş yogurt anlamına gelen KURUT kelimesi kullanılmaktadır. 1980’lerde Bolu pazarında ilk duyduğum günden beri buradaki(u), (r) ve (t) sesinin ‘yoğurt’ kelimesini çağrıştırması hep ilgimi çekmiştir. Çukurova’da olduğu gibi ülkemizin pek çok yöresinde yaygın olarak çalılı yoğurt, tarhanalık yoğurt, koyun yoğurdu, ekşi yoğurt gibi adlandırmalar yapıldığı da bilinmektedir. KURT için ise dilimizde ak kurt, kara kurt, boz kurt, kızıl kurt gibi adlandırmalar vardır.Ayrıca yakından incelediğim bir ağız araştırmasında bir beddua (ilenç) olarak özellikle annelerin yaramaz olduğu kadar istekçi çocuklarından birisinin kendisini çağırması üzerine : Ne var gene ne oldu batasıca ya da ‘kızıl ala kurt’ ne var gene batasıca, diye bağırdığını da biliyorum.

Kelimelerin söyleniş biçimleri onları kökenlerini gizleyebilir mi?

Yaşamakta olduğumuz dil karmaşasının özünde bunun gibi binlerce, onbinlerce örnek yok mu? Çocuk için ÇICIH; çuval için ÇIVAL; siz yerine SİYE biz yerine BİYE , budak yerine BIDAH, burkay yerine BIRKAY diyerek nasıl bir dil yaratılabilir bilemiyorum.

Bu çerçevede ERMENİCE'de eğer MALAZGİRT benzeri bazı kelime var ise bu güzel kelimenin ERMENİCE olması ihtimalini güçlenir. Neden olmasın. Bu da dil araştırmacılarının işi olsa gerek.  Ülkemizde kullanılan her kelime TÜRKÇE'dir diyemeyiz.Bu topraklarda Oğuzlar gelmeden önce yaşayan yüzlerce kültüre ait diller ve ağızlar da yüz yıllar içerisinde karşılıklı etkileşimler yolu ile Türkçe’yi etkilemişler ve bazan ona pek çok kelime de vermişlerdir. Olsa olsa kökü, soyu sopu belli TÜRKÇELEŞMİŞ Farsça, Arapça, Rumca, Urartuca, Ermenice, İtalyanca, Çince ve Hintçe kelimelerden söz edebiliriz.

Ben MALAZGİRT kelimesine benzeyen pek çok TÜRKÇE kelimemiz olduğu düşüncesindeyim! Aşağıda sıralamaya çalışacağım kelimelerdeki -art, -ert, -ırt, -irt, -ort, -ört, -urt, -ürt aratakılı fiilerin MALAZGİRT kelimesi ile yakın ilgisini dikkatlerinize sunmak isterim.

Malazgirt benzeri pek çok kelime neden sadece Türkçe’de vardır?

Bugün yerel ağızlarda daha çok kullanılan pek çok kelimede de bu gibi bağlantıları içinde barındıran ve çoğu kez de anlamları güçlendirmek için üstüne vurgu yapılan aşağıdaki kelimelerimiz Malazgirt kelimesi içinde de bulunan (–rt) eki için başlı başına benzerlikler taşımaktadır:

BELİRTMEK,

BELİRTEÇ,

KONUŞTURTMAK,

BAKTIRTMAK,

CART

CARTADAN

ÇIĞIRTMAK,

KERTMEK,

KERTTİRTMEK,

KERTİK

KERTİŞ

SÜRT

SÜRTMEK,

KANIRTMAK,

OTURTMAK,

OTURTMAÇ,

BÖGÜRTLEK,

BÖĞÜRTMEK,

BÖRTLEMEK,

KIVIRTMAK,

SIYIRTMAK,

SIĞIRTMAÇ,

KALDIRTMAK,

DÖRT,

YOĞURT,

KURT,

KURTAR

KÜRT,

KART,

ELEŞKİRT,

BOZKURT,

BOZSIRT,

BAŞKIRT,

BAŞKURT

KIŞKIRTMAK,

ÇAKTIRTMAK,

SÖKTÜRTMEK,

KIRPTIRTMAK,

SAÇTIRTMAK,

SEYİRTMEK

SIRT

SÖVDÜRTMEK,

SOYDURTMAK,

SAYDIRTMAK,

SULATTIRTMAK,

KAPLATTIRTMAK, YIRT  gibi pek çok kelime yazılabilir bir çırpıda.

Bu açıdan; anlam olarak içinde zor kullanmayı da içeren bu ve benzeri kelimelerimiz ile bakmak gerekir MALAZGİRT kelimesinin hangi dile ait olduğuna. Eğer ERMENİCE'de yukarıda pek azını sıralayabildiğim TÜRKÇE isim ve fiil kadar MALAZGİRT kelimesi benzeri başka kelimeler ve kavramlar var ise bilenler yazsınlar da öğrenelim. Malazgirt benzeri pek çok kelime neden  Ermenice ile Kürtçe’de yok da sadece Türkçe’de vardır?

Gönül ister ki bu gibi tartışmalara DİL BİLİM konusunda uzmanlaşmış kişiler de katılsın.  Sanırım bu gibi konularda engin bilgileri olan ve gerekli karşılaştırmaları da yapabilecek olan bu kişiler; bir kenara geçip, içlerinden de kıs kıs gülerek bizi seyrediyor olmasınlar?!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Üstad ne yapmışsınız? bir kaptırmış pir kaptırmışsınız ve aklıma Ermenicenin, Turani, Farisi, Arabi dillerden birine ait olup olmadığı takıldı, buna ne dersiniz? selamlar saygılar...

Kadri KANPAK 
 03.10.2011 23:05
Cevap :
Kadri Bey kısaca da olsa durumlar böyle. Behçet Kemal Çağlar ile Mehmet Önder'in Bitmez Tükenmez Anadolu adlı eserleri vardır, bilirsiniz.Araştırılsa daha neler neler çıkacak ortaya kim bilir. Bir sorunun adını kabaca belirleyerek, ortaya hiç bir belgeli eser çıkartamayanlar da özellikle duyurulur. Bir yerlere saklanarak ya da kimi ezberleri dayatarak gerçekleri yok ettiklerini sananlara 'hasseten' duyurulur. Oysa özü araştırma ve karşılaştırma demek olan bilim, aç beyinleri ve huzursuz kalpleri dinlendirmek için vardır, değil mi? Oysa çoğu zevat bilimi ya çerez sanıyor ya da üstüne binmeye çalıştıkları son moda bir araba! İşte bunlar 'geri' kalmaya, sömürülmeye mahkumdur zannımca. En içten sevgilerimle Aziz Arkadaşım. Güzel yazılarınızı okuyorum sık sık...  04.10.2011 12:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 1013
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster