Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
365
 

Açılım

Açılım
 

Açılım...?


Kaynaşmak ve topluluklar arasında eşitlik sağlamak, çok kültürlü toplumların karşılaşmak ve yüzleşmek zorunda oldukları bir problemdir. Her devlet uzak veya yakın tarihte toplumlar arasındaki çatışmaları önlemiş veya çözmüş ve istikrarı sağlamıştır. Ona rağmen halen siyasi veya ekonomik istikrarı veya toplumsal huzuru bozan çeşitli bölücü veya yıkıcı faaliyetlerle karşılaşmaktadırlar. Bu problemin çözülme zorunluluğu iki temel başlık halinde ele alınabilir:

1-) Devlet sınırları içerisindeki kaynaşma ve bölünmezliğe karşı direniş gösterme

2-) Devlet sınırları dışındaki çoğunluğu ekonomik nedenlerden dolayı oluşan 'etmen'leri önleme veya etkisiz hale getirme

İrlanda'nın İngiltere himayesinden kurtuluşu ve bağımsızlığını ilan etmesi, Bask bölgesinin İspanya toprakları içerisinde özerk bir bölge olması, SSCB'nin parçalanıp yeni sınırların belirlenmesi, Afrika'daki onlarca devlet içinde etnik gruplar arasında halen (dışardan da tetiklenerek) devam eden çatışmaların devam etmesi ve onca örnekte de olduğu gibi<ı> insanlığın en önemli tek varlığının 'yaşama hakkı' elden gitmemesi için bu sorunların her iki başlıktaki zorunluluklardan dolayı çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

İnsanlar ölmeye devam etsin de 'toprak' bütünlüğümüz korunsun. Bu düşünce Sizce ne kadar 'insancıl'dır?

Ama 'Vatan, Millet, Sakarya!' nidalarını, oturduğu yerde atıp dururken bir silah sesinde korkuya kapılan, canlı bomba korkusuyla günlerce ürkek gezen insanlar için toprak bütünlüğü ne kadar da önemli bir kavramdır! <ı>Rakı masalarında devlet kur(tar)an, her türlü icraatın mutlak muhalifleri için toprak bütünlüğü o kadar önemli bir kavramdır ki: İnsanların öldüğü bir sorunun çözümüne muhalif olmak zorunda hissederler kendilerini. Peki ya icraat?

Çekoslavakya bölündükten sonraki ve önceki hayatı yaşayanlara şöyle bir soru sorsak acaba cevap nasıl olurdu? Hergün onlarca aracın ve evin yandığı, insanın öldüğü bir savaşın devam ettiğini bile bile toprak bütünlüğünün devamını mı isterdin yoksa iki ayrı devlet olmayı mı? Bence cevap gayet net olurdu. Sizce?

Başka bir örnekle olayı anlatmak istediğim şeyin özüne inmek istiyorum. Kendine bir kaç ev yapıp çocuklarına bırakabilmeyi amaç edinmiş mesai saatlerinde çalışan iş olmadığında ailesiyle zaman geçiren, pikniğe düğüne giden 'normal insan' olarak tanımlayabileceğimiz kaç Alevi din derslerinin zorunlu olmasından yakınıyordur? Ya da birkaç düzenleme getirildikten sonraki haliyle 'oh be ne güzel bir icraat' diyen kaç Alevi vardır sizce? Ufak tefek arkadaş toplantıları haricinde. Ya da hayatları ne kadar değişmiştir?

Devam ediyorum, Arap çoğunluğunun olduğu illerimizdeki 'normal insan' tanımındaki kişilerin kaç tanesi 'arapça eğitim' istiyordur sizce?

Veya; 'ben bu Türkçeyu anlameyrum, bizim lehçemüzde de eğitim yapılsun daa' diyen 'normal insan' Laz'ı? Ya da Lazca eğitimi.

Ermeni köyündeki çiftçinin insan hakları bildirgesinden ne kadar haberi vardır sizce?

Peki bunları kim ortaya çıkarıyor? LİDERLERİMİZ. Çok değerli(!) liderlerimiz.

Buradan, okumayacağını bildiğim, gazetenin spor sayfasından başka kısmını okumayan, işsizliğini unutmak için kağıt oynayan kahvedeki gençlerimize soruyorum kaç kişisiniz Kürt açılımının ayrıntılarıyla açıklanmamasından dert yakınan.

Ya da babasının aile planlamasından haberi olmadığı için 2 göz odada 15 kişi yaşayan kardeşlerimiz, sizin için hangisi önemli? Aç kalmak mı? İşsiz olmak mı? Yoksa çok değerli liderlerimizin istekleri ve talepleri mi?

Başından beri değindiğim 'özerklik' veya 'bağımsızlık' düşüncesinde olan kaç tane 'normal insan' Kürt kardeşimiz var sizce? <ı>Sizce gerçekten sizin (büyük şehirlerinizden başka şehir bilmeyenleri kastediyorum) düşündüğünüz kadar çok kişi mi? Bu talepleri dile getiren de onların LİDERLERİ. E onlara oy veriyorlar dediğinizi duyuyorum. Sen ilçendeki seçimlerde kime oy veriyorsun? Hiç tanımadığına mı?

LİDER olma hedefindeki lider adaylarımız -umarım okursunuz- lütfen bir an önce lider olup birşeyler değiştirin de toprak bütünlüğümüzü koruyun! Eğer silahla çözüleceğine de inanıyorsanız siz LİDER'lerin uğruna ölecek binlerce şehit hazırdır, korkmayın! Hem de öyle sizler gibi değil, 'içten bir şekilde' 'vatan sana canım feda' nidalarıyla! Umarım çözümünüz böyle değildir.

<ı>

İnsanlığın kendini tanımaya çalışması yani psikoloji bilim dalının doğuşu astronominin doğuşundan neredeyse 1500 yıl sonra olmuş. Psikolojiden ufak bir alıntı: İnsan, öncelikle fizyolojik istekleri üzerinde yoğunlaşır. Karnı doyar, güvenliği sağlanır, şevkat görür, eğitim alır, iş bulur ki kendi soyunun fizyolojik ihtiyaçlarını da sağlayabilsin ve bu böyle gider. Sonraki basamak bir kişiye veya topluma aidiyet duygusudur. Sonra insan kendini gerçekleştirmeye giden kariyer ve uğraş basamaklarında bir aşağı bir yukarı çıkar.

Daha henüz karnını doyurma ihtiyacı yarım yamalakken, güvenliğin anlamını o kadar da önemsemezken, işsiz atası yüzünden eğitim alamazken, alsa bile iş bulamayacağı düşüncesindeyken kimin haddine ki özerklik istesin? E Kurtuluş Savaşı'nda kaç kişinin fizyolojik ihtiyacı karşılanıyordu? (tipik vatan millet sakarya diyenin sorusudur) O öncedendi, artık savaş zihin savaşı, savaş aracı ise 'iletişim'. Yok ben onla masaya oturmam, bunu muhattap almam dersen: Önünde silah, haydi koş! YA DA LİDER OL!

Ya da başka bir soru: Aylık geliri yüz binlerce euro(avro) olan zenginlerden kaç tanesinin derdi toprak bütünlüğüdür?

ÖZET:

'normal insan'ın hayat standartlarını yükselttiğinizde, sosyal ve kültürel alt yapıyı çağın gerekleri süzgecinden geçirerek sağlamlaştırdığınızda ve bu yapıyı ülkenin herbir noktasına eşit bir şekilde yaydığınızda sorun kendiliğinden çözülecektir. Bağımsılık, özerklik veya çeşitli ayrıcalıklar gibi talepleri de yazımın başında tanımladığım ikinci başlığın zorunluluğundan dolayı kesinlikle reddedilmelidir. Yine de sorunun çözümü için bazı istisnai durumlar gerçekleşecektir ki her çözüm sürecinde bazı şeylerden vazgeçmek zorunluluktur. Önemli olan, vazgeçilen şeylerin beraberinde getireceği sorunları da çözebilecek etkin önlem açılımlarını da devreye sokabilmketir. Eğer bu yapılamazsa esas sorun o anda başlayacaktır. Öncelikle iç sonrasında da dış etmenler karşınıza çıkacaktır.

KISSADAN HİSSE

Kısa bir hikaye: Cehennem'de duyuru yapmışlar: 'her gün her ulustan bir kişiyi cennete yollayacağız.' Japonlar aralarında seçtiği bir kişiyi el ele verip en üste kadar kaldırmışlar. Fransızlar uzun süren bir seçim sürecinden sonra ilk gidecek kişilerin listesini hazırlamışlar. Amerikalılar önce ikiye bölünmüş; Cumhuriyetçi ve Demokrat. Yine uzun bir seçim sürecinden sonra aynı listeyi hazılamışlar. Türklere bakılınca manzara korkunç, birbirini çekiştiren, birbirinin üzerine zorla çıkmaya çalışan ve hatta öldüren insanlar topluluğu.

MESAJ

Aklı ve ilmi birleştirerek ve iletişimi de işin mayası yaparak çözülemeyecek sorun yoktur.

DUYURU

Bazı ülkeler, güneş genişleyip dünyamızı yakacak seviyeye geldiğinde insanlığın yaşayabileceği başka bir gezegene nasıl taşınabileceği hakkında araştırmalar yapıyorlar. Ne dersiniz? Mars mı? Yok çok soğuk!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ismail özledik seni, ben burayı pek çözemedim. şimdilik blogcudayım yunusemrecosan.com arasıra da bursa'da,, her şeyi iyi gibi, umarım öyledir. sen de iyi ol.

Yunus Emre Coşan 
 06.09.2009 12:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 85
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 27.01.08
 
 

Çok da eskilerde olmayan bir tarihte doğdu. Kulağına ismini fısıldadılar: İsmail. İsmini büyüyünc..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster