Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
740
 

Açılımı “açın” artık!

Açılımı “açın” artık!
 

AÇILIM BUNALIMDA


Dün gece bir an aklımdan geçti: “Atatürk olsa ne yapardı?”

Atatürk demokratik açılım denilen, aslında Kürt açılımı olduğu herkesçe bilinen ve keşke “herkes için ve her kurumda demokratik açılım” olsa diye iç geçirdiğimiz konuda ne yapardı?

Rüyamda görmeyi umut ettim, Atatürk’ün bana konuşmasını ve tüyolar vermesini.. Ama rüya görmedim, gördüysem de hatırlamıyorum..

İş bize düştü, artık ne Atatürk ne tarihten bir başkası bize yardım edemez; bu sorunu ya biz çözeceğiz, ya da çözdürecekler…

Size bir aileden bahsetmek istiyorum:

Bir aile var. Ve bu ailenin ciddi bir sorunu var.

Aile içinde bir çocuk ergenlik çağında sorunlar yaratmaya başladı. Önce ergenlik bulanımı dendi, önemsenmedi, sonra devam edince baskı ile savuşturulmaya çalışıldı. Yer yer başarılı olundu.

Derken ergen çocuk büyüdü, bir delikanlı oldu. Erişkin bir bireye dönüştü. Ve ne sorun yaratmaktan ne de isteklerinden hiç vazgeçmedi. Üstelik karşı koyuşları giderek arttı. Ailede aile huzuru, barışı diye bir şey kalmadı.

Aile onu defalarca evden kovdu ama o yine ısrarla geldi ve sorun çıkarmaya devam etti. “Kimi kimin evinden kovuyorsunuz?” diyerek kafa tuttu.

Aile üyeleri bildikleri her yolu denedi; bir süre sustu, onun yaptıklarını görmezden gelmeye çalıştı, olmadı. Baskı yaptı , olmadı. Bırak kavgayı, dedi, olmadı.

Sorunlu gencin kardeşleri babalarına, “Yeter artık, nedir çektiğimiz bundan. Yediği önünde yemediği arkada. Hatta bizden daha çok mali destek alıyor aileden. Ne elektrik parası ödüyor, ne su, ne de vergi. Yok, o işsizmiş, onu idare etmek lazımmış. O okuyamamışmış… Onun kadar biz de eziyet çektik, biz de dışarıda hor görüldük, aşağılandık. Hata dövüldük. Ama yılmadık, şikayet etmedik, aile bütünlüğü, devamı için didindik, okuduk, mesleğimizi elimize aldık, çalıştık ve güçlendik. Onun ne eksiği vardı bizden. Ergenlik çağında bunalımda dediniz, sustuk, ses çıkarmadık yaptıklarına. Hala aynı, hatta daha beter. Mali desteğimiz yetmiyormuş gibi, utanmadan, aile malından ekstra pay istiyor, hem de sen ve annem daha ölmeden? Daha siz hayattayken malınıza göz dikiyor. Göreceksiniz, bir gün gelir, bizim payımıza düşeni de ister!.. Nah, işte şuraya yazıyoruz!..” dedi.

Bu daha önce defalarca yapılan konuşmalardan sadece biriydi. Yine sorun çözülmedi, devam etti..

Hal çekilmez olunca, bir gün aile babası: “Ben bu soruna kesin bir çözüm getireceğim! Artık zamanı geldi. Bu böyle gitmez. Bakın, ananız da yıllardır ağlıyor. Artık analar ağlamasın istiyorum, ” dedi.

Kardeşlerin hepsi pür dikkat kesildi. Neydi çözüm yolu?

Babalarının lafını bitirmesini beklediler. Baba devam etti, “Şimdi bir işim var, ben bir yurt dışı yapıp geleceğim. Dönünce, bana destek olun, hep beraber bu işin altından kalkalım.”

Çocuklar şaşkın, “Ama baba, çözüm, dedin, nedir bu çözüm, bir söyleseydin? Ne yapmayı düşünüyorsun, bizden nasıl bir destek istiyorsun?” diye atıldılar.

Büyük abi araya girdi, “Baba, ben destek verirdim, ama sen ne yapacağını söylemeden, ne bekliyorsun bizden?” Evin iki numarası atıldı ateşli bir edayla, “Ben ona hiçbir hak vermiyorum, o soysuza en güzel çözüm ceza vermektir!”

Baba, sinirlendi, ve döndü: “ Kan üzerinden siyaset yapıyorsunuz!” diye cevap verdi ve büyük oğluna dönerek, “En çok sen değil miydin beni kışkırtan, bu sorunu çöz, diyen!”, diye haykırdı.

Bir sessizlik ardından, sessizliği yine baba bozdu.

“Ailenin köklü bir çözüme ihtiyacı var. Bıçak kemiğe dayandı. Kapsamlı bir açılım şart oldu!”

AÇILIM MI?..” çıktı hep bir ağızdan.

“Siz bir düşünün hele, gelince konuşuruz” dedi baba ve çıktı gitti yurt dışı gezisine.

Evin üyeleri şüpheli düşüncelere daldı, “Acaba babaları nasıl bir çözüm getirecek, yoksa, evi satıp yarısını sorunlu kardeşe mi verecek?.”

Öyle ya, sorunlu genç demiyor muydu, “Özgürlük istiyorum” diye.. Yani, özgürlük deyince, sınırlı özgürlükle yetinmez o.”..

Acabalar gitti geldi aile üyelerinin kafasında. Sorunlu kardeşine en çok sinirlenen iki numaralı abi, “Ben ona hiçbir ekstra hak tanımam! Tanıyana da izin vermem” diye bas bas bağırıyordu evin içinde. En büyük abi dersen, ondan aşağı kalmıyordu, “Bu iş kimin altından çıktı, birileri babamın aklını çelmiş olmalı” diyerek şüphelileri evin dışında arıyordu sorgulayan kafasında.

Baba yurda döndü. Herkes onun açıklamasını sabırsızlıkla bekliyordu, şimdi açıklar herhalde diyorlardı.

Derken, aile meclisi toplandı. Baba söze nasıl başlayacağını bilemedi. Demokratik çözüm dedi, özgürlük, dedi, ananız ağlamasın, dedi, bu açılım olacak, dedi. Toplantı bitti.

Kimse bir şey anlamadı açılımın ne menem bir şey olduğundan.. Sorunlu genç düşündü, evirdi, çevirdi, o da bir şey anlamadı. Kardeşler öfkelendi, kesin babam tavizleri verdi, malın yarısını ona teslim edecek, belli dedi. Ve sorunlu kardeşe öfkeyle baktılar. Sorunlu kardeş ise, bu adam beni kandırdı, bana bir şey vereceği yok, dedi. O da kardeşlerine şüpheyle baktı.

Ortalık birbirine girdi yine.

Çözümün ne olduğu belli olmadığı gibi, öfkeler kabarıp taştı. Ve nihayet korkulan oldu: kardeşler arasında kavga kıvılcımları çaktı.

Aile ciddi bir aile kavgasının eşiğine geldi dayandı!

Baba gene öfkeli bir çıkışla bağırdı: “Lanet olsun size! Bana destek vermediniz. Ben bu işi demokrasiyle çözecektim.”

Hep bir ağızdan köpürdüler: Ağzına bir laf aldın, hepimizi birbirine düşürdün. Ne dediğin belli, ne istediğin, ne vereceğin? Bu ne biçim çözüm? Bu nasıl bir demokratik açılım böyle?!..

Ok yaydan çıktı. Kardeşler arasındaki kavga taşlı sopalı çatışmaya dönüştü.. Ortalık toz duman içinde kaldı..

Anne ağlamaklı gözlerini silip: “Şimdi ayıkla pirincin taşını!” dedi.

Türkiye Ailesinin bir üyesi olarak diyorum ki:

“AÇIN ŞU AÇILIMI!”

Bu açılımın maddelerini açık ve net ve tüm detayıyla açın ki, ne ailenin sorunlu üyesinin kafası karışsın ne diğerlerinin. Ne birileri, acaba gizli hesaplar mı yapıldı perde arkasından, bu hesaplara göre geniş bir özerklik mi vaat edildi, hatta kesin sınırlar mı belirlendi ayrı devletler olmak üzere, diye şüpheyle sorsun, ne de başkaları açılım bir kandırmaca, özerklik falan verilmeyecek ve ağzımıza bir parmak bal çalar misali, dil ve isim özgürlüğü verilip susturulacağız, demesin.

Kimse aklından “bilmediği açılım” hakkında kuruntulu düşünceler üretip öfkeyle kavgaya soyunmasın.

Açın açılımı!

Açın ki, bu ülkede kardeş kavgası başlamasın!

Açın ki, iç savaşa sürüklenmesin!

Açın ki, terör örgütüne daha fazla taviz verilmek zorunda bırakılmasın bu ülke!

Açın, görelim, neler var içinde?..

Açma cesaretini gösterin.

Dayatmayın; açın.

Dün gece rüyamda göremedim ama bir tahmin yapayım: Atatürk olsaydı şunu yapardı:

Demokratik açılımı tamamen açar, “Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde” vereceği özgürlüklerin de sınırların da adını NET koyardı.

Buna, Statükocular ve İmtiyaz bekleyenler değil, gerçek demokratlar, gerçek özgürlükçüler sevinirdi…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çok başarılı buldum yazınızı.Tebrik ederim. Mutlu yıllar efendim. sevgilerimle

Metin TOPÇU 
 29.12.2009 12:19
Cevap :
Teşekkür ederim Metin Bey. Ben de size iyi yıllar ve sağlıklı ve mutlu günler dilerim.  29.12.2009 16:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 68
Ort. okunma sayısı
: 8125
Kayıt tarihi
: 18.10.08
 
 

İngilizce Öğretmeniyim. Ek olarak makale, kitap çevirisi yapıyorum. Antalyanın bir yerel gazetesinde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster