Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '06

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
3264
 

Acıyla başetmek

Geçen Haziran’da kaybettim babamı. Hazırlıksız yakalandım. Desteğimdi, gücümdü, hayatıma yön verendi. Yapayalnız kaldım. Yazlığımızda yakaladı onu ölüm. Ben yoktum yanında. Kaderin cilvesi olsa gerek, on iki yaşındaki kızım yanındaydı. Gözlerinin önünde yaşandı her şey. Babam için hep kıymetlisiydim Hande doğuncaya kadar. Sonra yerimi yavaş yavaş kızım aldı. Büyüdükçe her şeyini dedesi ile paylaşmaya başladı. Tıpkı benim gibi. Öylesi bir paylaşımın ardından kaybetti dedesini. Aynı benim gibi. İkimizde zorlanıyoruz şimdi. Kızımla daha önce konuşmuştuk bunları. Er ya da geç bir gün başımıza böyle bir şeyin geleceğine, ölümün kaçınılmazlığına hazırlamıştım sözde onu. Boşunaymış. İnsanı böyle bir yıkıma hazırlayacak hiç bir yol yokmuş. Yaşayarak öğrendim kitapların her zaman doğruyu söylemediğini.

Kendi acımın ortasında, kızımın daha az acı çekmesi için uğraşmak zorlu oldu. O da bunu anladı ve bir süre bana duygusal destek sağlamak için kaybının farkında değilmiş gibi davranmayı görev edindi. İçinde fırtınalar kopuyordu aslında. Sanki konuşmamak için gizli bir anlaşma yapmıştık. Ancak bu anlaşma dayanma sürecinin zorluğunu azaltmadı ve acımız içimize gömüldü kaldı. Taş gibi. Ardından çözülmeler, patlamalar geldi. Bir yetişkin gibi hayatın anlamını sorgulamaya başladı. ''O sabah erken kalkıp onlarla kahvaltı etseydim, belki dedemin ölümüne engel olabilirdim'' dedi bir gün. Olmadık bir şekilde suçluluk duyuyordu. Bir başka gün, ''Gittiği yerde annesini, babasını, bizden başka sevdiklerini bulduğunu bilsem çok rahat ederdim. O zaman biz de oraya gittiğimizde ona kavuşacağız diye düşünür mutlu olurdum'' dedi. Her ikimizde de duygusal boşalımlar devam ediyor. Hande kıpır kıpır, huzursuz. Her şeye ağlıyor. Ben de öyle. Reddetme, öfke, hüzün hepsi iç içe.

Çocukların ölüme tepkileri yaş gruplarına göre değişiyor. Kızımla bunları yaşarken, altı yaşındaki oğlumla bambaşka bir süreçten geçiyorum. O şimdi bizim öleceğimizden korkuyor. Ölümün yaşla ilgili olduğunu zannediyor. Ölüm yaşını dedesinin yaşı olarak belirlemiş, sürekli benim o yaşa gelmeme ne kadar kaldığını hesaplıyor. Ona herkesin bir gün öleceğini, ama şu anda bunu düşündürecek bir neden olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Dedesinin öldüğünü biliyor, ama nereye gittiğini anlayamıyor. Ona hiç bir zaman ölümü metaforlarla anlatmaya çalışmadım. ''Uzun bir yolculuğa çıktı'' ya da ''uyuyor'' gibi cümleler kullanmadım. Çünkü bu tür söylemler çocuğun kafasını karıştırmaktan uykudan, yolculuktan korkmasına neden olmaktan öteye geçmez. Kendi üzüntüme rağmen dedesinin ölümünü ona açık, doğrudan ve şefkatle anlatmaya çalıştım. Sonuçta kayba ilişkin acı ve üzüntüyü ona yaşatmamanın herhangi bir yolu yok. Her iki çocuğuma da dedelerine ''güle güle deme'' fırsatı verdim. Onları cenaze törenine götürdüm. Bu konuda çok da eleştirildim. Çünkü kızım çılgına dönmüş gibiydi. Oğlumun ne yaptığının hiç farkında değilim. Tam bir bilinçsizlik halindeydim. O güne dair doğru dürüst hiç bir şey hatırlamıyorum. Gene de doğruyu yaptığıma inanıyorum. Bu noktada, eğer törene çocuklarınızı götürmeye karar verirseniz, mutlaka yanlarında onlara yardımcı olacak, onları anlayan birinin olmasına özen gösterin diyebilirim. Ancak altı yaştan önce çocukların cenaze törenine götürülmelerini önermiyorum. Altı yaşındaki oğlum için bile bu bir travma oldu. Dedesinin neden o tahta kutuya konduğunu sorguladı durdu ve sorgulamaya devam ediyor. ''İyice baktın mı anne, belki yaşıyordu'' ''O kutunun içinde olduğundan emin misin?'' ''Kutuyu toprağa nasıl koydular?'' gibi cevaplaması güç, benim için yıpratıcı sorular günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi. Daha küçükleri ''mezarlık ziyareti, onun için dua etme, anısına bir şeyler yapma'' gibi etkinliklere yanında olmanız şartı ile katmanızı, katılmak istemezlerse zorlamamanızı, ne yapılacağını önceden açıkça anlatmanızı öneririm.

Çocuklarım ve ben şu anda kaybımızı kabullenme ve onsuz bir yaşamla uzlaşma, bu yaşama uyum sağlayabilme sürecindeyiz. Zamana gereksinimimiz var. Ben çocuklarımı acıdan korumak, işlerini kolaylaştırmak için susup, göz yaşlarımı gizlemek çabamdan vazgeçtim. Artık konuşuyoruz. Babama ait anılarımızdan söz edebiliyoruz. Duygusal paylaşımlar hepimize iyi geliyor. Babamın bir yerlere bizim için yazmış olduğu bir not bulduk. Başka bir çok şeyin yanında, ''Benden sonra da birbirinizi tıpkı benim sizi sevdiğim gibi sevin'' demiş. Doğru söylemiş. Acıyla baş etmenin yolu sevgiden geçiyor. Sevdiklerini kaybeden çocuklarınıza, sevilmeye devam ettiklerini hissettirin. Annem, kardeşlerim ve çocuklarım bana sevilmeye devam ettiğimi hissettiriyor, ben de onlara. Ve hayat devam ediyor. Her zaman, herkes için devam ettiği gibi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Elvan Kandemir, Babalar için ben hep şunu söylerim; benim memleketimde baba demek Ağrı Dağı demektir. Halk deyimiyle siz dağınızı kaybetmişsiniz. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın babanız. Her evlat gibi çok sevimli olan iki evladınızı da Allah analı babalı büyütsün... Babalar bir başkadır da, tatlı babalar daha bir başkadır; bunu tatlı babası olanlar bilir. Ben de babamı geçen yıl, sizin babanızı yitirdiğinizden bir ay sonra kaybettim. Alzheimer'den... Şimdi bu hastalıkla ilgili bir haber bulduğumda okuyor ve dosyama koyuyorum. Tabii çok geç... Siz çok sevmişsiniz babanızı; nasıl sevmeyiz ki babalarımızı, çünkü babalarımız bizi çok seviyordu. Şu cümle sizin ve ne güzel: ''Sevdiklerini kaybeden çocuklarınıza, sevilmeye devam ettiklerini hissettirin.Annem, kardeşlerim ve çocuklarım bana sevilmeye devam ettiğimi hissettiriyor, ben de onlara...'' Evet sevginin ailede kırılmaya uğramadan, azalmadan ailenin tüm fertlerini sararak, çoğalarak sürmesi ne güzel!.. Sevgiyle kalı

Cemal Hüseyin Çağlar 
 26.10.2006 20:59
Cevap :
Sn.Çağlar, güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Gerçekten dağımı kaybettim, ama ben yaşadıkça o da sevgimle yüreğimde yaşayacak. Sizin babanız gibi. Zamanı geldiğinde ben de çocuklarım için kalplerinde yaşatacak kadar sevgili ve değerli olmayı umuyor, bunu tüm anne-babalar için diliyorum.  27.10.2006 9:14
 

Bu laf babamı kaybettiğimde bana söylenmişti. Dünyanın en kötü lafı gibi gelmişti önceleri. Anlayamamıştım. Daha babamın ölümünden beş-altı ay geçmişti ki annemin kanserini öğrendik. O da bu haberden altı ay sonra gitti. Diyeceğim o ki; ben onların gidişini kendimce, ablam ve diğer tüm sevdikleri kendilerince yaşadılar. Ama tabi ki ateş düştüğü yeri yakıyor. Allah tüm ailenize sabırlar versin. Ve umuyorum bu acıyı size unutturacak başka acılar vermez. Beni bugün ayakta tutan en büyük teselli budur. Sevgilerimle...

Seda Efsun KARAMAHMUTOĞLU 
 26.10.2006 20:25
Cevap :
Aynı laf bana da defalarca söylendi. Her söylendiğinde korktum, acımı bastırmaya çalıştım. Korkmaya devam ediyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor. Hepimiz adına başka acılar görmemeyi diliyorum. Sevgiler.  27.10.2006 9:26
 

önce başınız sağolsun allah sabırlar versin.benimde en büyük korkum birgün babamı kaybettiğimde acısına nasıl dayanacagım korkusu..

Sema CURUK 
 26.10.2006 13:09
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Aynı korkuyu ben de hep yaşadım. Ancak korkunun ecele faydası yok derler ya, bu da aynen onun gibi. Önce büyük bir şok, sonra inkar, en son kabullenme. En zoru inkar süreci. Uzun sürüyor, özlem ve çaresizlik yakıp kavuruyor. Ama insanoğlu en dayanamam dediği şeylere bile dayanıyor bir şekilde. Umarım başınıza çok geç gelir. Size ve sevdiklerinize birlikte geçirilecek uzun yıllar dilerim.  26.10.2006 13:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 4
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

Eyüboğlu Erenköy Anaokulu Müdürüyüm..