Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
294
 

Açların türküsünü söylemek

Gün yeni ağarıyordu. Taraçada ötüşen kuşlar, orkestra kurmuşlardı sanki. İçlerinden birinin ötüşü farklı idi. Muhabbet kuşu gibi ses çıkarıyordu. Dinlencede sürekli oturan komşu, yağmur kuşu olduğunu söylemişti. Bir süre ısılık çalarak eşlik ettim onlara. Pencerenin önü ile çardaktaki asma arasında dans edip durdular.

Pencereyi açıp denize doğru baktım. Dikili sahillerinden Midilli adası görünmüyordu sisten. Deniz, yağan yağmurun etkisiyle kıyılarda bulanık, uzaklarda gri görünüyordu. Sevimlilik halı yoktu o mavi denizin.

Haberlerde ve gazetelerde Yunanistan'ın ekonomik kriziyle ilgili değerlendirmeleri okuyunca, komşunun mangalcık yakamadığına üzüldüğümü midillili balıkçıya ballandıra ballandıra anlatmıştım iki gün önce. Devleti satsalar borçlarını ödeyemeyeceklerini vurguladım. Nato’nun en fazla silah satın alan devleti sizsiniz, dostlarınız sizi kazıklıyor dedim ona. Korkmayın bizden, silah tüccarlarına akıtmayın dolarları dedim. Ege kıyısının iki devletinin nasıl sömürüldüğünün yarenliğini yaptık, hep birlikte.

22 Mayıs diye mırıldandım. Sosyal demokratlar Ankara’ya taşınmışlardır. Otel lobilerinde tartışıyorlardır birbirleri ile. Tümceler bedenimde zikzaklar çizerek dolaşırken, İyi ki Ankara da değilim diyerek teselli etmiştim kendimi. Yaşananlar içime sindirememiştim. Bir hafta önce peşinden koşulan lidere karşı, sevinçten zil takıp oynayanları görünce, garip geliyordu davranışları.

CHP kurultayını televizyondan izledim. Coşku beni de sevindirdi. “Küskünler geri dönüyor” tümcesi, içeriksiz bir tümce idi. NİÇİN KÜSTÜLER?

22 Mayıs da yapılan kurultayın değerlendirilmesinin beş haziranda yapmamın nedeni, yukarıdaki sorunun yanıtını sağlıklı verebilmek içindir. Basında çıkan tüm değerlendirmeleri okuyarak sonuca gitmek istedim.

1965 yılından beri sol hareket içindeyim. Parti üyesi olmadım, çıkar için kimseye yanaşmadım. Her yönetimin muhalifi oldum. CHP ve SHP nin tüm kongrelerine izleyici olarak katıldım. Gördüğüm yanlışlıkları hep dile getirdim kendime göre.

Küsler olgusunu inceleyelim. Küslük beklentilerle örtüşmediği zaman ortaya çıkan bir davranış türüdür. Bireysel davranışın şiddeti bu oranı artırır. Sol düşüncenin felsefesi, toplumsal fayda olduğuna göre, sol düşüncede küsme olgusu, kişinin bireysellikten kurtulamadığını göstermektedir.

CHP de küslüklerin temelinde, kendini partinin önemli kişisi olarak görenlerin, beklentilerinin karşılanamamasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Partiye oy veren milyonlarca seçmen içinde ne değerler var. Beklentileri aydınlık Türkiye de insanca yaşayabilmek. Biz çok Okus pokuslar gördük CHP de. Nedeni, siyasette bireysel çıkar beklentisidir. Bu yaklaşım, parti neferi olma fikrinin körleşmesine neden olmaktadır. Sol partide nefer olabilmek önemli bir sosyalleşme sürecidir. Ülkemizde bu öğreti gelişmediği için, herkes oturarak egemenlik sürmek sevdasındadırlar. Ayrıcalıklı görürler kendilerini.

Küskünler çeşitli partileşmede rol aldılar. Orada yetkili kişiler oldular. Sosyal beklentilerine ulaşamadıkları için, yeni oluşumda ne kapabilirim mantığı ile kurultaya koştuklarını söyler isek, yanlış bir değerlendirmemi yapmış oluruz diye çok düşündüm.

Sayın Deniz Baykal ile tanışıklığım yoktur. Sevip sevmememde önemli değil. Yaşananları değerlendirince, liderliğinin yanında olduğumu söyleyebilirim. Kemal kılıçdaroğlu bizim kuşaktan. Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisinden çok arkadaşlarla omuz omuza yürümüştük öğrenci hareketlerinde. Mehmet Demirin “Ayşem “ şirine bayılırdık. Avuçlarımız patlarcasına alkışlardık.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu görevler nedeniyle önemli bir kariyeri olduğu ortada. CHP genel başkanlığı için önemli bir kişiliktir. Şimdi bir soru soralım. CHP de küskünler olmasa idi, yaşanan süreçte Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı liderlik için geçer miydi? Lordlar kadrosundaki ağabeyler hemen ortaya çıkacaklardı. Bırakalım başkanlığı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Belediye Başkanlığı Adaylığı bile söz konusu olmayabilirdi. DSP de milletvekili adayı olamadığı gib.i

Sayın Kılıçdaroğlu CHP ye yönetici olarak seçilmiştir. Liderliği siyasal süreçteki başarısıyla ortaya çıkacaktır. Bürokrasinin tepe noktalarında bulunmuş olması, önemli kazanımlardır. Nihai karar veren kişi olma statüsü, kişilerde bazı öngörülerin gelişmelerine neden olmaktadır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu niteliğinin, diğer parti liderlerine göre önemli farklılık yarattığı, zamanla görülecektir.

Bir konuda uyarı yapmak isterim. Sayın Ecevit bakanlar kurulu toplantısında tasarruf amacıyla yerli arabaya binilmesi konusunu gündeme getirdiğinde, Sayın Eyüp Aşık, ”Beyefendi ben mercedese binmeye devam edeceğim, siz hangi araca biner iseniz binin” dediğini gazeteler de gülerek okumuştuk. Tasarruf konusu gündeme geldiğinde önerim, PARATO ANALİZİNİ okumaları olacaktır.

Birçok yazar, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşmasını önemli buldular. Sayın İsmet İnönü, Sayın Bülent Ecevit, Sayın Mehmet Ali Aybar, Sayın Behice Boran, Sayın Erdal İnönü, Sayın İsmail Cem, Sayın Deniz Baykal'ın Kurultay konuşmalarını dinlemiş ve analiz etmiş biri olarak, sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını noksan buldum. Sol bir partinin lider adayının, Sol hareketin genel durumunun değerlendirmesini yaptıktan sonra, bugün gelinen noktada nasıl bir sol anlayışı ile karşı karşıya olunduğu, Türkiye de sol adına neler yapılabileceğinin analizini bekledim. Bunları duymayınca, yıllardır yönetim dersi anlatan biri olarak, lider nasıl olmalıdır sorusunu kendi kendime sormaya ve sorgulamaya başladım.

1967 de öğrenci derneği başkanlığına aday olduğumda, yayınladığımız bildirinin son tümcesi, “KARINLARI TOK SIRTLARI PERK OLANLAR AÇLARIN TÜRKÜSÜNÜ SÖYLEYEMEZ" idi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının tüm felsefesi ve ayrıntıları bu tümcenin içinde bulunmaktadır. Tek farklılık, TBMM de kurulacak komisyonla ilgili öneri idi. Seçimlerdeki baraj oranı ise, ayrı bir hikaye. Antidemokratik olmayan bir uygulamanın vatandaşlara dayatılmasıdır.

Sayın Deniz Baykal "Lider doğulmaz, lider olunur" tümcesini kullanmıştı partililere. Liderlikte, kuramsal bilgi ve genel kültür çok önemlidir. Üretim süreçlerinin üst yapıda meydana getirdiği değerler sisteminin, sosyolojik analizi önemlidir. Sosyal olguların sonuçları, ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Bilinmesi gereken en önemli ilke, sol düşüncede etnik yapı, kültürel boyutta irdelenir ve tartışılır. Üretim ve yönetim süreçlerinin biçimlenmesinde etnik değerlendirmenin dikkate alınması, sol düşüncenin felsefesine aykırıdır. Son zamanlarda, feodal değerler demokrasi olarak sunulmaya başlanıldı.

Dileğimiz, Kılıçdaroğlu’nun, liderlik yönünde önemli aşama kaydetmesi olacaktır. Kurultay sonrası söylentileri önemsemiyorum. Bugün okuduğum “Gürsel Tekin’in adı listede olmadığı için Çorluya giden otobüse alınmadı” haberi sosyal bilimci olarak beni acı tebessüme itti. İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığı sırasında, TV ler de düzenlenen programlarda, zora düştüğünde devreye girerek Sayın Kılıçdaroğlu’nun yücelmesini sağlayan kişi kimdi diye sordum. Yanıt olarak, hiç tanımadığım ve karşılaşmadığım kişi olan GÜRSEl TEKİN adını mırıldandım. Bu hareketler Türk soluna bir şey kazandırmadığı yaşanarak görülmüştür.

Hizip başlamıştır. Kurultay delegesinin yarısına yakını tarafından adı çizilen kişinin, parti yönetimindeki etkinliği, çeşitli tartışmalara neden olacaktır. Kurultay delegesinin çoğunluğunun oyunu almış, partiyi ve teşkilatı iyi bilen bir kişinin, o göreve getirilmesinde önemli yararlar olacağını düşünüyorum. Açların türküsünü koro halinde söyleyebilmek için, okus pokusların bırakılmasını öneririm.

M.Ferit KOTAN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 441
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster