Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2401
 

Açlık grevi ile ölüm orucu farklıdır

Açlık grevi ile ölüm orucu farklıdır
 

radikal


65 Cezaevinde 657 mahkum 52. “açlık grevi” gününde.

Süresiz-dönüşümsüz olduğu için daha doğru deyimle “ölüm orucu”ndalar.

Açlık Grevi ile Ölüm Orucu, bence farklı kavramlardır..

Aynı kapıyı çalsalar da, aynı kapıya çıkmazlar…

Niyet anlamında, uygulama ve olası sonuçları açısından, ayrılmalıdırlar.

“Nedenleri” bu yazının kapsamı dışında tutacağım.

Ancak hemen belirtmeliyim ki, “A.Öcalan’a tecrit kalksın” özel talebinden,

“Anadille eğitim yapılsın” genel talebine dek, oturduğu temel, “haklı” değildir.

Güvenlik görevlisi şehitlerimiz bir yana, PKK, öğretmen kaçırmakta, okul yakmaktadır.

Bu Cumhuriyet’i BOP dağıtırsa; Türk-Kürt, eleştirdiğimiz kadar demokrasiyi bile bulamayız.

Şimdi gelelim yaşanılmakta olan drama…

Niyette süre sınırı ve dönüşümlülük yok; bu ölüme yatmak demek.

Yani açlık grevi olarak başlayıp, ölüm orucuna bile dönüşmemiş; doğrudan ölüm orucu.

Uygulamada kapsayıcı görünüyor, mevcut kitleyi hasta, sakat diye ayırıyor mu, bilinmez?

Böyle olunca ve adeta “ölüm” kabulünden başlanınca da, olası sonuç en kötüsü oluyor...

Yani, bir anlamda, “yok etme”…

İdam cezasını kaldırmış olan bir devletin, (1)  “yok etme” ye kapı aralaması düşünülemez.

Hele ki, yukarıda belirttiğim gibi uygulama kapsamı geniş ve organize olan yok etmeye karşı durması gerektir.

Açlık grevi de ölüm orucu da istenmeyen durumlardır. Ciddiye alınması, doğaldır.

Ancak tekrar edeyim: Açlık grevi ile ölüm orucu karıştırılmaktadır.

Birincisi "eylem" sayılsa da ikincisi yok etmedir.

Burada süresi, sınırı belirli bir "açlık grevinin" "işlevsizliğinden" söz edilebilir.

“Neye yarar ki, biz de, hitap etmek istediğimiz kitle de, basın ve toplum da, en başta da Devlet, zaten 'bu işin' sonlanacağını baştan bilir, o zaman taleplerimizi ve bizi kimse dikkate almaz”  diyenler olabilir.

Ancak, bir kişinin bu eylem içine yönelmesi bile kuşkusuz -insan hayatını ilgilendirdiği için- devlet yönetimi bakımından ve toplum açısından çok önemli bir olgudur...

Süresi ya da sınırı belirli Açlık Grevi konu olduğunda kayıtsızlık ihtimali öne sürülürse, karşı tez olarak, ölüm orucunda ve verili koşullarda kişiyi bekleyen kaçınılmaz son öne sürülerek; “zaten sonucu belli olan bir durum, devletin okuma alanından, toplumun görsel hafızasından çıkabilir” diyenler de olabilir.

Dahası, “ölüm orucunun” tam bir iradeyle mi gerçekleştiği (ve sürdürüldüğü) yoksa kitlenin baskısıyla mı kişiyi içine aldığını tespit etmek daha zordur.

Kaldı ki, uzmanlar daha iyi bilir ama, hayatın kaybedileceği o ince çizgiye gelindiğinde kişinin pişmanlığı ifade etmesi ve geri döndürülmesi neredeyse olanaksızdır...

İşte bu saiklerle bence, idam cezasını kaldıran bir Devlet,  "yok etme"nin de önüne geçmek durumundadır.

Fakat bir insani drama karşılık koruma amaçlı uygulamaların da sınırları ve zorlukları bulunduğu çok açıktır.

Geçmişte dramatik sonuçlar doğuran müdahaleler ise, belleklerdedir...

Modern Devlet için en az istenen, kimi tarikat ve uç topluluklarda görülen ve burada terör anaforunda beliren, “ölüme itme buyruğunun” adım adım yerine gelmesi karşısında, toplumu çaresizlik algısı içinde bırakmaktır.

Yaşamak zor fakat yaşatmak daha zor bir iştir. Yaşamak zor değilse, yaşatmak daha kolaydır.

Ve önemli olan yaşamaya değer bir hayatı kurmak, "seni yaşatmam" diyeni ise hukuk kuralları içinde, sosyal adalet devletinin de olanaklarıyla,, etkisizleştirmektir.

(1): http://www.haber3.com/idam-tartismalari-106421y.htm

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 481
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster