Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
507
 

Ad

Ad
 

Bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete... amaninnn !


Yeni doğmuş bebeğin ailesinden bir randevu almış olan otuzlu yaşlarda, sinek kaydı tıraş olmuş iki genç firma temsilcisi, Abdullah ve Adem, daracık yelekli takımlarıyla, alımlı kravatlarıyla tam saatinde kapının önündeydiler. Ürünlerini pazarlamak için bütün ülkeye ağ gibi yayılmış diğer yüzlerce firma temsilcisi gibi, bebeğin anne ve babasına sözleşmelerini sunmaya gelmişlerdi. Eski püskü mobilyaların bulunduğu odaya bu kadar insanla çocuğun beşiği zar zor sığıyordu. Adem ve Abdullah, dizlerinin üzerine bilgisayarlarını koymuşlar, anne ve babayla konuşuyorlardı. Gelir gelmez, yeni doğmuş çocuğa, anne ve babasına getirdikleri armağanları masanın üzerine koydular. Bunlar, firmalarına ait ürünlerdi. Genç temsilcilerden biri şöyle dedi :

- Bir çocuğunuzun dünyaya geldiğini jinekoloji servislerimizden öğrendik...
- Evet, bir erkek çocuk, dedi anne, gururla.

Kadının boynunda, derisine raptedilmiş, rengarenk yanıp sönen küçük ampuller parıldıyordu; bu ampullerin üzerinde bir temizlik ürününün adı okunmaktaydı; kadının beden kullanım hakkı, bu ürünün reklamlarının gösterimi için satılmıştı. Anne on altı yaşındayken modaydı bu ampuller. Psikiyatr kendisine bu takıyı takmasını önermişti; çünkü böylece vücudunda biriken statik elektriğin fazlasını ampuller için gerekli enerjiyi üreterek harcayacak ve zor bir dönem olduğu düşünülen bulûğ çağı krizlerini de kolay atlatmış olacaktı.

- Bebeğe ad koydunuz mu ? diye sordu Abdullah.
- Hayır, henüz koymadık...
- Peki öyleyse, şirketimiz oğlunuzun ad hakkını satın almayı öneriyor size.
Baba sordu :
- Hangi dönem için ?
- Yaşam boyu.
- Bunun için kaç para ödemeyi düşünüyorsunuz ?
- Bu, çocuğunuzun yaşam şans parametrelerine bağlı. DNA zincirlerini kontrol etmek, gelecekte ne tür hastalıklara yakalanabileceğini saptamak, fiziksel yeteneklerini görmek, topluma uyum sağlayabilme olanakları hakkında bir fikir edinmek için IQ’sunu ölçmek gerekecek. Tabi bu arada imzalanacak sözleşmenin türünü de belirlememiz gerekiyor. Eğer oğlunuzun profili şirketimizin ilkelerine uyarsa tekel hakkını satın alabiliriz; şimdilik, diğer şirketler gelmeden önce opsiyonlu bir satın alma işlemi yapalım isterseniz.

Çocuğun babası kalktı, pencereye gitti. Camdan dışarı baktı; bütün kent tanıtım ilanlarıyla doluydu. Göz alabildiğine, her yerde reklam sloganları vardı. Yapıların dış cepheleri, asfalt, otomobiller, ağaçlar... Reklam şirketleri kentteki ve ülkedeki bütün alanları satın almışlardı. Panoların, spotların ya da (en daraşmalık yerler için) kendinden yapışkanlı ilanların olmadığı hiçbir yer kalmamıştı. Kısa reklam müzikleri ya da gün boyu sokakları inleten; taşıtlardan, bazen de dairelerden ve çok ucuza kiralanmış yapılardan yayınlanan müzik her yeri kaplamıştı. Geceleyin gökyüzü, çamaşır suyunu, köpek mamasını ya da ıslak havluyu öven rengarenk lazer ışıklarıyla aydınlanıyordu.

Adam, yerine döndü; soytarı giysisine benzeyen yamalı bohça desenli giysileri, reklam kumaşından biçilmişti.

-Sözleşme koşullarını öğrenmek istiyorum... Size sormak istediğim bazı sorular var.

Reklam firmasının temsilcilerinden biri şöyle dedi :

- Biliyorsunuz, hiçbir ücret ödemeyeceksiniz; hastane masrafları tarafımızdan ödenecek, jinekoloji servisi, bizim şirketimizle bağlantılı bir servis...
- Hayır... Asıl sorun şu ki, şirket adının çocuğumun alnına dövme yapılarak kazınmasını istemiyorum. Yalnızca medeni halini satın alsanız...
- Bunun olanaksız olduğunu siz de biliyorsunuz ! Eğer bize çocuğun ad hakkını satarsanız, medeni haliyle beraber giysileri ve vücudunun her karesi de bize ait olacak ve bizim ürünlerimizin adını taşıyacak.
- Oğlumun geleceğini ipotek etmek istemiyorum ! Ya bir gün zengin olur da atalarının adını geri almak isterse ne olacak ?

Çocuğun babası, şunları söylememek için kendini zor tuttu : “Tıpkı sizin gibi... Sizler adınızı korumuşsunuz işte...” Ama hiçbir şey söyleyemedi; çünkü uzun zamandır çalışmıyordu, ailesinin karnını doyurmak ve öteki çocuklarının geleceğini garanti altına almak için paraya ihtiyacı vardı.

Abdullah güldü ve şöyle yanıtladı :

- Aslında bütün yaptığımız, başa dönmek; bazı şeylerin, onları icat edenlerin adını aldığını unuttunuz galiba.. Adam bir şey icat etmiş ve ona bir ad vermiş; şimdi de insana adını veren, ürünün kendisi oluyor ! Yüzyıllar boyunca, ailenin adını sürdürecek bir erkek çocuk doğuramayan kadınların kahır çekmesine neden olan bu gerici kültür köklü bir değişime uğradı artık. Bundan böyle herkes seçeceği bir ürünün adını taşıyacak ve bu ürünün satışını artırma işine katkıda bulunacak.

Çocuğun annesi söze karıştı ve dedi ki :

- Çocuk kız olsaydı, dövme yüzüne yakışırdı, ama erkek... Ya rakip markadan bir kıza aşık olursa... Ya siz o kızla evlenmesine izin vermezseniz ? Ben asıl bundan korkuyorum !
- Biz işletme hakkını aldığımız kişilere evlilik onayı vermiyoruz ! dedi Adem; sonra şöyle devam etti :
- Biliyorsunuz, sadece adını satarsanız, bu size pek bir şey kazandırmaz... Eğer DNA’sı olumluysa, yalnızca sigorta indirimleri... o kadar ! Ayrıca, şimdi artık yüzdeki dövme izlerini ameliyatla kolayca yok edebiliyorlar.
- Evet, ama bu kaça patlar ? Bu ameliyatlar hem çok pahalı, hem de yüzün bütün derisi mahvoluyor... Yapışmış deriyi sökerken, çocuğun kafası mumyaya dönüyor ! dedi anne.
- Firma değiştiren bayanlar ve erkekler için dediğiniz doğru; işte bu yüzden müşterimizin bize sadık kalmasını isteriz. Onun ad hakkını bir kez satın aldık mı adını sonsuza dek alnına yazarız.

Odaya bir çocuk girdi; yüzüne dövme yapılmıştı. Dövme, annesiyle babasının çocuğun yüz hakkını sattığı firmanın adının ve ürettiği ürünlerin logosunun dövmesiydi ! Çocuğun parmaklarında ürünü çeşitli dillerde öven küçük spot lambaları parıldamaktaydı. Babası, firma temsilcilerine parmağıyla çocuğu gösterdi ve dedi ki :

- Büyük oğlumu satın alan firma iflas etti. Artık bu ürünler yok piyasada; ne olacak şimdi bu çocuğun durumu ? Bu ürün adlarını silmek için bir çözüm bulmamız gerekiyor... Oğlumun adının geçerliliği kalmadı. Onu satın alan şirket battıktan sonra hiçbir okul oğlumu kabul etmedi. Ne yapacağını bilmez halde, bütün gün ortalıkta dolaşıp duruyor işte böyle.
- Siz, kötü bir seçim yapmışsınız , bizim şirketimizle böyle bir durumda kalmanız söz konusu olamaz. Şirketimizin iflası durumunda, oğlunuzun hayatını sürdürmesi için, ona sürekli bir gelir sağlanacağı hakkında sözleşme hükmü var. Ayrıca, bizim şirketimizin, anaokulundan başlayarak, üniversite eğitimine kadar uzanan bir eğitim sistemi vardır. Sonra biz, günün koşullarına göre, kendilerine o anki duruma uygun adlar koyan Kızılderililer gibi de davranmıyoruz. Onlar, sabahleyin “Rüzgar At”, öğleden sonra da “Mutsuz Bulut” gibi adlar takarlardı kendilerine; bu tamamen aptalca bir tutum. Biz, modern bir toplumuz; admış, soymuş, sopmuş... böyle eften püften şeyleri kafamıza takmayız.
- Peki çocuğun öğrenim ve iş durumu ne olacak ? diye sordu, çocuğun babası.
- Şirketimiz, IQ’sunu izleyerek, onun öğrenimiyle ve formasyonuyla ilgilenecek. Fabrikalarımızdan birinde çalışmak üzere yetiştirilecek. Ürünlerimiz çok fazla ve çok çeşitli... Ona, zekasına uygun bir meslek bulacağız.

Görüntülü diyafondan birinin çağırdığı duyuldu. Ekranda genç bir delikanlının yüzü göründü; yanağında kıpkırmızı kanlı bir biftek, alnında da kovboy salonlarının cephesinde görülen tarzda gotik harflerle, adını satın alan şirketin logosu görülüyordu : Crazy Cow. Baba, konuklarına döndü ve dedi ki :

- Oğlum şimdi yalnızca sponsorlarını kaybetmiş olan çocuklarla oynuyor : Crazy Cow, Bhopal, Morhange... Bunlar reklam yetimleri.
- Endişelenmeyin. Elimizin altında ülkenin en iyi psikiyatrları var; Ad Verme Bayramından bir ay önce, çocukları buna hazırlamak için çalışmalara başlıyorlar. Daha küçücük yaşlardan başlayarak çocukların davranışlarını düzenlemek için, ilaç fabrikalarımızda üretilen bir yığın yatıştırıcı ilacımız var. Şimdiki çocuklar, asla eski kuşaklar gibi huzursuzluk duyguları yaşamayacaklar. Her türlü sorundan uzak kalmaları için, psikiyatrlar onları ömür boyu izleyecekler. İşte, Bay Bing Bing Bingo, şimdi sizden bir imza rica ediyorum; çünkü bu avantajları başka hiçbir yerde bulamazsınız.

Adem bunları söylerken, bebeğin adı hakkındaki sözleşmeyi ve kaporayı babaya uzattı.

- Hayır, imzalayamam, çünkü henüz polis çocuğa R.F.ID çipini takmadı.
- Biz bunu da düşündük; bizim, bu çipin güvenliğini kırıp, bilgileri okuyabilen bir makinemiz var...
- Ben, yasalara karşı gelemem ! Polis, sizin bunu yaptığınızı öğrenecek olursa, bunun sonu hapistir ! Siz de pekala biliyorsunuz bunu ! Oğluma Radyo Frekansıyla Tanımlama çipini takmaları için toplum polislerinin uğramasını beklememiz gerekiyor. Onu ordu ya da polis için istemezlerse sizinle sözleşme imzalarım.
- Bu sizin hoşunuza gitmez; çünkü eğer onu istemeyecek olurlarsa çocuğunuz artık işimize yaramaz ! Sağlığıyla ilgili tüm bilgilerden tutun, nerelere gittiğine kadar bütün yaşamı çözümlenmiş ve güncellenmiş olarak bütün ayrıntılarıyla Internet üzerinden bilinecek, bu durumda şirketimizin hiçbir hareket alanı kalmayacak !
- Ama Aile Bakanlığı, hamileliğin on altıncı haftasından sonra Kromozom Haritasını oluşturdu bile. Genetik Kimlik Kartını da askerliğini yaptıktan sonra verecekler.
- Şirketimiz, onun Kromozom Haritasına erişebilir ama önce polisin R.F.ID çipini takmasını beklemek gerekiyor. Bu durumda, sizden bir satış sözleşmesi imzalamanızı istiyoruz. Ailenizin ortalama boyuna, zekasına ve kilosuna bakacak olursak, oğlunuz manken, mühendis, ya da sanatçı olmaya kalkışamaz... Ayrıca, lüks mal üreten hiçbir şirket size bir sözleşme önermediğine göre, demek ki bu şirketler, kendi renklerine ve zevklerine uygun ölçülerde çocukları çoktan seçmişler. Bu durumda size E sınıfı bir ücretli sözleşmesi öneriyoruz. Düşünmeniz için de size zaman veriyoruz; bunlar da iletişim bilgilerimiz...

İki adam kalkıp gittiler. Aileyi ne yapacaklarını bilemez bir halde bıraktılar. Bu kötü haberler gösteriyordu ki oğulları ancak en alt düzeyde bir işte çalışabilecekti. Sözleşmelerin en son kategorisiydi kendilerine önerilen.

Moha SOUAG, Errachidia, FAS
Türkçesi: Zelin Artuğ, İstanbul, Ekim 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Plakamız var zaten de:) Boynumuza ya da başka yerimize taktırırıp sokakta öyle gezdirmelerinden korkuyorum ben. Araba gibi:) Düşünsene bir de... İnsanları ikonluyorlar. Yolda yürüyorsun mesela. A... aaa. O da kim? Sanki tıpkı ben. Ne garip bir durum değil mi? Ya da düşün ki ben azılı bir katilim ve ikonumu yaptırdım saldım piyasaya. Ben elini kolunu sallayarak cinayet işlemeye devam ederken, ikonum müebbete mahkum olmuş yatıyor içerde. Düşünce suçundan idam edilenler için iyi olur aslında da... İkonunun içerde yatarken bir katlin aramızda dolaşması??? Düşüncesi bile ürpertiyor insanı. Neyse konuyu dallandırdım budaklandırdım, özünden uzaklaştırdım yine. Artık keseyim. Bulmacaya gelince... Haber gönderdim ak güvercinle. Yakında eline geçer.:) Sevgiyle

Ayrıntıda gezinmek 
 09.10.2008 19:53
Cevap :
Sevgideğer Aynur, aslında sapık ve katillerin kurbanları yalnızca kendi ikonları olmalı. Dolandırıcılar, sömürenler, organize işler, arsızlar, hırsızlar da kendi ikonlarını hedef almalılar. Fasit daire gibi.. O peykler dolaşadursun... Biz kendi ikonlarımıza güzel işler yaptıralım. Şu sıralar bir ikonlanmaya nasıl ihtiyacım var bilemezsin.. Yeni bir kitap çevirisine başladım. 250 sayfa. Bir terslik olmazsa yılbaşında çıkabilir. Ama "düşünce suçluları" için iyi olurdu tabi, dediğin gibi..Düşünce suç olur mu yahu ! Kahroluyorum ! Ak güvercin geldi, sağolasın. Kanadından postayı aldım, okudum. Teşekkürlerimi yazdım, sevgi ve selamlarımı da... Geliyor sana, bekle.  09.10.2008 20:40
 

Sistem(ler)in vahşiliğini eleştirirken, sistemin vahşilerinin aklına "harika" (!) fikirler getirmeyelim de... Karpuz kabuğu meselesi yani... Selamlar sevgiler...

fonemi 
 09.10.2008 19:05
Cevap :
Sevgideğer Fonemi, sistemin vahşilerinin denemediği "harika" (!) fikir kaldı mı ki bu dünyada ? Bu "Globo Cop"lar, her türlü katliamı ve müdahaleyi yaptılar, toplumları makineleştirdiler (robotlaştırdılar), daha ne olsun ! Karpuz kabuğu mu? Karpuz kabuğu koyacaklar da ayaklarımızın altına, kime satacaklar reklamı yapılan ürünlerini ? Ama o züppelerin ayakları altındaki kırmızı halılar var ya... İşte o halılar her an kayabilir :)) Sevgilerimle..  09.10.2008 21:17
 

Işığı alabilen ve yansıtan güzel gözlerinden öpüyorum. Emeğini , ürettiğini paylaşan sevgi dolu yüreğine sevgilerim içten ve bitimsiz... Sağol, hep var ol Sevgili Zelin.

kırıkkalp 
 09.10.2008 14:13
Cevap :
Emeğe saygı duyan tek kişi bile kalmışsa bu dünyada, mücadeleye devam etmek için yeterli sebep var demektir. Hele ki o insan kendisi de emek veren ve emeğine saygı duyulan biriyse, çoğaldık demektir. Bir de çevremizde başka güzel insanlar olduğunu da bilmek... eninde sonunda tünelin sonundaki ışığa ulaşacağız anlamına geliyor. Sevgideğer arkadaşım, siz sağ oldukça ve var oldukça... bu yürek duruncaya kadar yanınızdayım. Sevgiler..saygılar.  09.10.2008 17:14
 

Seni sormuşlar bulmacada seniii... diye müjde verecektim, yazıya bir girdim pir girdim. Ve ilk düşündüğüm ne oldu biliyor musun? Biz zamanlar yaptığımız şakanın nasıl da gerçeğe dönüştüğü. Ne miy di bu şaka? Şuydu. İnsanlara da plaka taksınlar, takalım. Bu böyle bir şey olmuş işte. Ve sonra durdum düşümdüm. Yoksa, yoksa.... Aman Allahım. Yoksa şakaları bile önceden mi gönderiyorlardı beynimize frekanslarla. Radyo, televizyon, cep telefonu, vs, vs. Öyle ya. Biz bu şakaları bir hayl zaman önce yapmaya başlamıştık. Nerden çıkmıştı durduk yere. Hatta bir ara ben çok şüphelenmiştim inan. Durduk yerde garip davranışlar sergilemeye başlayan ve eski halinden eser kalmayan bir tanıdığım için. Yurtdışında doktora falan gitmiş miydin? hiç diye sormuştum kendine. Hiç de uzak ihtimal değil vallahi. Allahın cezaları. Hani derlerdi ya; alnımıza yazılan. Bu işte. Biliyorsun adamlar planlarını bizim gibi günlük yapmıyor, asırlık yapıyor ve zihne frekans göndermeye başlıyorlar o saatten intibaren.Vay b

Ayrıntıda gezinmek 
 09.10.2008 3:07
Cevap :
Sevgideğer Aynur, plakamız var zaten bizim, yok mu ? Kimliklerimize bize sormadan inançlarımızı yazıyorlar. İnsana saygısı olmayan zihniyetlerin ardından gidemeyiz, değil mi ? Ötekilere gelince.. Zihnimize frekans falan gönderemez onlar.. Sakın umutlarını yitirme. Kendikendilerine oynuyorlar işte ! Belalarını bulmaları yakındır. Pırıl pırıl zihnin ve yüreğinle daima düşün dünyasının içinde kal. Selamlar, sevgiler.. NOT: Hangi bulmaca ?  09.10.2008 17:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 993
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster